Bismillahirrahmanirrahim
İngiliz Gazetesi İndependent’te 7 Şubat 2025 tarihinde “Sünni-Şii ihtilafının temeli hilafet ve imamet konusudur!” başlıklı bir yazıda imametle ilgili çeşitli tutarsız iddia ve eleştirilere yer verilmiştir. Biz önceki yazılarımızda yazarın eleştiri ve şüphelerinin birkaçına cevap verdik şimdi Allah’ın izniyle geri kalan şüphelerine cevap vereceğiz. İlk önce onun şüphesini -kendi kalemiyle- aktaralım ve sonra cevabına geçelim:
5. Şüphe
İndependent Türk Gazetesinin Yazarı şöyle diyor:
Şayet "imamet" (hilafet unvanı altındaki imamet) var ise, peki o taktirde bu, niçin 12 imam/halife ile sınırlandırılmıştır?
Cevap: Bu şüphenin benzeri şüphe ve sorular çoktur: Örneğin niçin Allah İsrail oğullarına 12 Nakip (başkan) gönderdi de az veya çok nakip göndermedi? Yüce Allah, Kur’an’da şöyle buyuruyor:
Allah İsrail oğullarından ahit aldı ve onlardan 12 nakip (reis/başkan) gönderdi. (Maide Suresi, 12)
Yine niçin İsrail oğullarını 12 “Sipt” (kabile) kılmış az veya çok kılmamıştır?
Allah buyuruyor ki:
Onları biz 12 kabileye ve topluluğa böldük… (A’raf, 160)
Veya niçin ayların sayısını yaratılıştan 12 kıldı az veya çok kılmadı?
Allah, buyuruyor ki:
“Gerçekten de Allah katında ayların sayısı, on ikidir göklerle yeryüzünü yarattığı günden itibaren Allah’ın ölçüsü budur.” Bunların dördü haram aylardır.” (Tevbe, 36)
Veya Niçin Allah gökleri ve yeri sadece yedi kat yarattı? Niçin sekiz kat veya daha fazla yaratmadı. Şimdi mühendisler yetmiş kat veya daha fazla binalar yapabilirken niçin yüce Allah yedi katla yetindi?
Kur’an şöyle buyuruyor:
"Görmediniz mi, Allah nasıl da gökleri yedi kat yaratmıştır." (Nuh Suresi, 15)
Veya niçin öğle ve ikindi namazları dörder rekattır; akşam namazı 3 ve yatsı namazı 4 rekât ve sabah namazı 2 rekattır? Az veya çok değil. Niçin tavaf yedi defadır? Az veya çok değil. Bu gibi sorular teslimiyetsizlikten ve aşırı cahillikten kaynaklanan sonu gelmeyen sorulardır?
Bu Sayıların Asıl Sırrının Belli Olmayışının Bazı Hikmetleri
Bu sayıların hikmetinin açıklanmayışının bir sebebi, Kur’an’ın açıklaması üzere Allah’a karşı gelenleri ve kalplerinde hastalık olanları ortaya çıkarmaktır. Kur’an cehennemde görevli olan meleklerin sayısının 19 olduğu konusunda şöyle buyuruyor:
“O cehennemin üzerinde on dokuz (görevli) vardır. Ve biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirdik. Onların sayısını da sadece kâfirler için (çetin) bir imtihan (vesilesi) yaptık. Böylece kendilerine kitap verilenler, (senin hak peygamber olduğuna) yakin etsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve inanlar şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık olanlar ve kâfirler, "Allah, bununla örnek olarak ne demek istemiştir?!" desinler. Allah, böylece dilediğini saptırır ve dilediğini doğru yola eriştirir.” (Müddessir Suresi, 30-31)
Kur’an’a göre bu sayıların hikmetinin açıklanmayışı sapmaya meyilli olanların kalplerindeki hastalığın ortaya çıkmasıdır ki şeytan gibi Allah’a başkaldırmaları belli olsun.
Kaldı ki her rakam olsaydı yine benzeri sorular sorulabilir. Burada mümine düşen Allah’ın iradesini bildikten sonra ona boyun eğmektir.
Bunu Sırrı Hakkında Bazı Ariflerin Açıklaması
Biz bunun ve benzerlerinin asıl sırrını Allah’ın bildiğine inanıyoruz. Ama bununla birlikte ariflerin dilinde bunun bazı hikmetlerine işaret edilmiştir onu da aktaralım:
Ehl-i Sünnet’e mensup bir sufi ve Arif olan İbn-i Arabi “Fütuhat” kitabında diyor ki:
“Bu ümmetin kutupları 12’dir; ümmet onların eksenindedir. Nitekim bu duyulan ve cisim olan evren dünya ve ahirette 12 burç ekseninde yer alır. Allah, o kutupları iki yurtta olan alışık ve alışık olmayan oluşum ve bozuklukları aşikâr etmekle görevlendirmiştir.” (Bk. Fütuhat-i Mekkiyye c. 4 s. 77)
Şimdi tekrar “Hasan Kanaatlı” adıyla yayınlanan İndependent Yazarının şüphesine dönelim. Yukarıda aktardığımız şüphenin devamında şöyle diyor:
“Yani ilk hilafetin İmam Ali'de olduğunu farz etsek, ondan sonra da oğlu Hasan, ondan sonra da oğlu Hüseyin ve ondan sonra da Şiilerin dedikleri 9 tane Hüseyin'in oğulları hilafeti üstlenseydi ve bu imamet Hz. Mehdi'ye kadar devam etseydi, o da 70 ya da 80 yıl yaşadıktan sonra ömrü tamam olup gitseydi, peki sonrası ne olacaktı? Diğer bir ifadeyle; şayet imamet ilahi tayin ile olsaydı ve 12 kişi hilafet görevini ifa edip gitseydi, sonrasında ne olacaktı? O 12 kişi görevini bitirdikten sonra yeniden ümmete mi yoksa kitaba mı dönülecekti? Şayet denilse ki ümmete dönülecek ve hak ümmetin olacaktı, o taktirde peki baştan itibaren bu konu niçin ümmetin tercihine bırakılmamıştır? Yok şayet bu hak Allah'a ait bir konudur dersek, o taktirde peki imamın 12 ile sınırlandırılmasının gerekçesi nedir?
Cevap:
Bu şüphe temelden yanlış bir varsayım üzere kuruludur. Yani Hz. Mehdi’nin (a.f) ömrünün 70 ya da 80 yıl olması, oysa bu Şia’nın inancına göre batıl ve yanlış bir varsayımdır. Şia’nın inanmadığı bir şeyi varsayarak Şia aleyhinde şüphe üretmek kurnazlığını sadece bu yazıda gördük. Vahhabi cehaleti ile İngiliz parmağının karışımından ancak bu tür şüpheler türer.
On iki imam Şia’sına göre Hicri Kameri 255 yılında dünyaya gelmiş olan Hz. Mehdi’nin (a.f) ömrü 70 -80 yılla sınırlı değil, o Allah’ın izin ve iradesiyle zuhur edeceği döneme kadar hayatta kalacaktır. “Bir insanın bu kadar uzun ömre sahip olması nasıl mümkün olabilir?” sorusunun cevabı da kısaca şöyledir:
Allah bir şeyi irade buyurduysa, o mutlaka olur. Bunda şüphesi olan bir kimsenin imanında sorun vardır.
Bu konuda bazı Kur’ani örnekler verelim:
1. Örnek: Allah, nasıl Hz. Nuh’u (a.s) 950 yıl kavmi arasında ve hatta kavmi helak olduktan sonra da yüzyıllarca yaşatmışsa, Hz. Mehdi’yi de (a.f) yaşatmaya kadirdir.
Kur’an bu hususta buyuruyor ki:
Gerçekten biz, Nuh'u kavmine gönderdik. Aralarında dokuz yüz elli yıl kaldı. Sonunda zulmettikleri halde tufan onları yakalayıverdi. Sonuçta onu ve gemide olanları kurtardık. (Ankebut Suresi, 14-15)
2. Örnek: Hz. İsa (a.s) Müslümanların genelinin inancına göre ve Kur’an’da açıklandığı üzere Allah’ın iradesiyle 2000 yılı aşkın bir süredir nasıl yaşıyorsa, Hz. Mehdi (a.f) de Allah’ın yeryüzünde son hücceti ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) son vasisi olarak Allah’ın iradesiyle yaşamaktadır.
3. Örnek:
Ehl-i Sünnet’in muteber bildiği Sahih Müslim’de yer alan hadis üzere Allah’ın düşmanı olan Deccal, Hz. Muhammed’in (s.a.a) döneminden günümüze kadar bir ıssız adada yaşamaktadır ve Allah’ın irade ettiği günde ortaya çıkacaktır. (Sahih-i Muslim, hadis no: 2942; Tirmizi, hadis no: 2253) Allah’ın iradesi gereği Allah’ın düşmanı bu kadar yaşayabiliyorsa, niçin Allah’ın velisi ve yeryüzündeki halifesi son İmam (a.f), O’nun iradesi gereği yaşamasın?!
4. Buna başka türden bir örnek de verelim: Bütün metallerin belli bir süre sonra oksitlenme sonucu çürümesine rağmen, altın bir metal olarak binlerce yıl toprak altında veya üstünde çürümeden kalabiliyor. Bir metalin bekasını sağlayabilen Allah’ın yeryüzünde son velisini “mutlaka bir halife var edeceğim” iradesi gereği korumasında şaşılacak bir şey mi var?
Hz. Mehdi’nin (a.f) dünyaya gelip gaybet halinde yaşadığını ispatlayan deliller bu konuyla ilgili yazılmış eserlerde mevcuttur. Konuyu araştırmak isteyenler Şeyh Saduk’un “İkmalu’d-Din”, Şeyh Tusi’nin “el-Gaybe”, Ayetullah Uzma Safi’nin “Muntahabu’l-Eser”, Şehid Muhammed Bakır es-Sadr’ın “el-İmamu’l-Mehdi” ve bu cümleden bu naçiz bendenin “İmam Mehdi Hakikat-i Tabnak” adlı kitaplarına başvurabilirler.
İmam Mehdi (a.f) dünyaya geldikten beş yıl sonra gaybetin başlamasının bir hikmeti de şu ki: Peygamberler ve onların masum vasilerinin bu alemde varoluşlarının sebepleri aşağıda sayacağımız misyon ve risaletlerdir. Bu görevler çerçevesinde Hz. Mehdi’nin (a.f) hayatta olup gaybette olmasının hikmeti anlaşılır:
1. Yeryüzünde manevi ve ilahi feyz kaynağının bulunması; buna ilke gereği Hz. Adem’den (a.s) kıyamet kopuncaya kadar yeryüzünde mutlaka bir masum kişinin olmasını gerekli kılar.
2. Allah’ın mesajlarının, emir ve yasaklarını insanlara ulaştırılma görevi; bu görev çerçevesinde ilahi mesajlar peygamberler tarafından ve son olarak da Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a) vasıtasıyla insanlara ulaştırılmıştır.
3. Bu mesajların insanlara çeşitli şartlar nazara alınarak açıklanması ve lafız ve mana bakımından tahrifinin önlenmesi.
4. Bu mesajların ve emirlerin insanlık tarafından benimsenerek uygulanması Allah’ın dininin yer yüzüne egemen olması.
Şimdi bu görevler açısından İmam’ın (a.f) varlığını inceleyelim:
Birinci görev o masumun zuhurda olmasını gerektirmez.
Nitekim İmam Ali (a.s) buyurmuştur ki “Yeryüzü asla Allah’ın hüccetinden boş kalmaz ya aşikâr olur ve tanınır veya gizli olur ve tanınmaz.”
Ama ikinci görev Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a) tarafından yerine getirilmiş Kur’an ve hadisler yoluyla dinin gerçekleri insanlara sunulmuştur.
Üçüncü göreve gelince, bu 300 yıl boyunca Hz. Peygamber (s.a.a) ve sonra 11 imam vasıtasıyla dinin gerçekleri insanlara açıklanmıştır. Ve tahrife yer ve mahal kalmayacak şekilde bu açıklamalar adil ve alim kişilerce yazılmış ve yayılmıştır.
Ancak dördüncü görev için insanların hazırlıklı duruma gelmesi gerekir. Bunun tamamen insanların genelinin maneviyata yönelmesine bağlıdır. Bu durum henüz oluşmuş değil. Oluşunca mutlaka İmam Mehdi (a.f) zuhur edecek ve insanlara önderlik edecektir.
Başka bir ifadeyle Hz. Resulullah’ın (s.a.a) getirdiği dinin çeşitli şartlara endeksli olarak açıklanışı gerekliydi. Bu, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) vefatından Hz. Mehdi’nin (a.f) büyük gaybet dönemi olan 329 yılına kadar olan dönemde İmamlar tarafından gerçekleşti ve pratiği gösterildi. Hicri 329 yılına gelindiğinde artık Ehl-i Beyt’in (a.s) hadisleri yazılmış ve nüshaları her yere yayılmıştı. Bu dönemden sonra dinin açıklamasının yok olması mümkün değildi. Bu yüzden yeryüzünde İmam’ın varlığı manevi feyizler ve bu alemde ilahi iradenin ve hilafetin temsilcisi olarak gerekli olmakla birlikte, insanlar arasında tanınmasına gerek yoktu. Bu yüzden dinin yeryüzünde tam olarak hakimiyet sağlaması için şartlar oluşuncaya kadar Allah, İmam’ın (a.f) gaybette olmasını irade buyurmuştur.
Yani,
1. Dinin vahiy yoluyla Hz. Peygamber'e (s.a.a) iletilmesi ve Hz. Peygamber (s.a.a) tarafından insanlara ilk tebliğ dönemi 23 yıl çekmiştir.
2. Dinin çeşitli şartlarla endeksli olarak açıklanışı: Bu dönem, Hicri 329 yılına kadar sürmüştür. 11 İmam’ın (a.s) insanların içinde bulunduğu ve on ikinci İmam’ın (a.f) küçük gaybet dönemini kapsayan bu dönemde hiçbir tahrife yer bırakmayacak şekilde dinin gerçekleri İmamlar (a.s) vasıtasıyla açıklanmıştır. Bu bilgiler İmamların (a.s) ashabı ve talebeleri tarafından kaydedilmiş ve yayılmıştır.
3. Masum İmam’ın (a.f) varlığının gölgesinde insanların İmamların (a.s) genel naipleri tarafından yönetilmeleri ve manevi ve fikri yönden eğitilmeleri dönemi, Hicri 329 yılından günümüze kadar geçen dönemdir.
4. Zuhur Dönemi, İnsanların yeryüzünde ilahi hakimiyeti kabul edecek rüşte eriştiği dönem. İşte bu dönemde İmam’ın (a.f) zuhuru gerçekleşecektir. Ve yeryüzünde ilahi hakimiyet kurulacaktır.
Devam Edecek…
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
halkalı escort ,avrupa yakası escort ,şişli escort ,avcılar escort ,esenyurt escort ,beylikdüzü escort ,mecidiyeköy escort ,istanbul escort ,şirinevler escort ,avcılar escort
