Geçenlerde bir Ayetullah'ın Kerbela tahlilini okudum. Doğrusunu söylemek gerekirse şimdiye kadar böyle bir tahlille karşılaşmamıştım. O gün yaşananları defalarca konuşmuş, anlatmış, yazmış ve dinlemişizdir. Ama böyle bir bakış açısıyla hiç analiz etmediğimiz muhakkak...
Konu şu ki; İmam Hüseyin'in (a.s) Aşura günü yaptığı konuşma ve çağrılarıyla önceki gece yaptığı konuşma ve çağrıları arasında ilginç bir tezatlık var gibi görünüyor... Acaba böyle bir şey var mı, varsa sebebi nedir?
Aşura gecesi, yani 9 Muharrem ile 10 Muharrem'i birbirine bağlayan gece İmam (a.s), etrafındaki insanlara "Artık sizlerden biatimi kaldırıyorum, gidebilirsiniz, gidin, uzaklaşın!" diyor ve hatta grup grup kendisine katılmak isteyen bazı kimseleri de geri çeviriyordu. Bazı rivayetlerde bu kimselerin sayısının binlerle ifade edildiği de bir başka muamma...
Ertesi gün öğleden sonra, yani Aşura günü ise bu kez tam tersi bir konuşma yapıyor. Üstelik "Ben senin dostunum, seni seviyorum, senin yanında olmak istiyorum" diyenlere değil, düşman güruhuna dönerek "İçinizde bana yardım edecek kimse yok mu?" diye sesleniyor...
Yani önceki gece yanında olmak için can atan kimseleri geri çevirirken Aşura günü neden düşman güruhundan yardım istemiş olabilir ki? Madem yardım gerekliydi, o halde neden yüzlerce ve hatta (bazı rivayetlere göre) binlerce insanı geri çevirdi?
İşte o Ayetullah'ın analizi şuydu:
Bütün mesele, "elek" meselesiydi... İmam Hüseyin (a.s), Tasua gecesi sadece salihlerin yanında kalmasını istemiş ve diğerlerini etrafından uzaklaştırmıştı. Kerbela'daki salihlerin mukaddes direnişine kirlilerin gölge düşürmesini istemiyordu. Çünkü ancak bu sayede Kerbela, gönüllere işleyecek ve asırlar boyu İslam toplumuna ve mazlumlara umut ışığı olacaktı.
Aşura günü düşmana "Hel min nasirin yensurni?/Aranızda bana yardım edecek kimse yok mu?" diye seslenmesinin nedeni de yine aynı şeydi. Ancak bu kez onların arasından salihleri ayırmak istiyordu. "Sakın ola ki aralarında temiz fıtratlı birileri kalmış olmasın" diye düşünüyordu. Çünkü bu kimselerin asıl olması gereken yer, hakikatin yanıdır ve hakikat yanlısı kimse, er ya da geç Hakk'a geri döner. Bu çağrı, işte o çağrıydı. Aralarında hakikat ehli varsa gelsin, ona katılsın istiyordu. Onların Hakk'ın kılıcıyla ölmesini ve kanlarının heder olmasını istemiyordu.
Kısacası İmam Hüseyin (a.s) Kerbela hareketinde iki güruhu da süzgeçten geçirdi: Kendi taraftarlarını eleyip salihleri yanına aldı, düşman güruhunu eleyip temiz fıtratlıları yanına çağırdı.
Velhasıl, Aşura merasimleri 1400 yıldır devam ediyor ve İmam Hüseyin'in bu eleği, o gün bugündür dost-düşman demeden herkesi eleyip duruyor.
Ey Hüseyin aşığı!
Sanma ki "Ben Hüseyin'i seviyorum" demekle kurtulacaksın! İmam Hüseyin nice sevenlerini geri çevirdi ve yanına sadece temiz fıtratlı salihleri aldı. Bu dünya eleğinden geçmedikçe ve o göz kapakların kapanıncaya dek davranışlarınla Hüseynî olduğunu kanıtlamadıkça bir kuru "I love you Hussein" ile kim Hüseynî olabilmiş ki?
“(Ey müminler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?" (Bakara, 214)
“İnsanlar yalnız 'iman ettik' demekle, hiç imtihan edilmeden bırakacaklarını mı sandılar? Andolsun ki biz, onlardan öncekileri imtihan ettik. Elbette Allah (imtihan ettikleri arasından) doğru söyleyenleri de bilir, yalancıları da bilir.” (Ankebut, 2-3)
