Bugun...



Ramazan Ayında Oruç Hükümleri

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Tarih: 06-04-2024 14:23

Ramazan Ayında Oruç Hükümleri

Sadece Kazayı Gerektiren Durumlar

901- Ramazan ayında oruç tutmaya niyet etmeyen veya riya ile oruç tutan, ama orucu bozan şeylerden birini de yapmayan kimsenin üzerine sadece o günün kazası farz olur, kefaret gerekmez.

902- Ramazan ayı gecesinde cünüp olan ve 843. hükümde açıklandığı üzere sabah ezanına kadar ikinci uykudan uyanmayan kimsenin üzerine sadece kaza lazım gelir. Bununla birlikte akşama kadar orucu bozan şeylerden de kaçınması gerekir.

903- Ramazan ayında cünüp olduktan sonra gusletmeyi unutarak bir veya birkaç gün cenabet hâlinde oruç tutan kimseye sadece o günleri kaza etmek farzdır.

904- Ramazan ayının sahur vaktinde fecrin doğduğuna yakin edilmedikçe, orucu bozan şeylerin yapılmasının sakıncası yoktur.

905- Ramazan ayının sahur vaktinde fecrin doğup doğmadığını araştırmadan orucu bozan şeylerden birini yapan ve daha sonra imsak vaktinin girdiğini anlayan kimse, o günü kaza etmelidir. Ama eğer araştırır ve fecrin doğmadığını bilir, bundan dolayı da bir şeyler yer, ama daha sonra imsak vaktinin girdiğini anlarsa, o günün kazası üzerine farz olmaz.

906- Ramazan ayının gündüzünde akşamın olduğuna dair yakin oluşmadığı sürece iftar edilemez.

907- Ramazan ayının gündüzünde havanın kararması sonucu akşam ezanının okunduğuna yakin eden veya şer’i açıdan sözleri hüccet/geçerli olan kimselerin sözüne güvenerek iftar eden bir kimse orucunu açtıktan sonra akşam vaktinin girmediğini anlarsa, o günün orucunu kaza etmelidir.

908- Havanın bulutlu olması yüzünden akşam ezanının okunduğunu zannederek iftar eden, ama daha sonra akşamın girmediğini anlayan kimsenin o günü kaza etmesi farz değildir.

909- Herhangi bir sebepten ötürü orucu bozması caiz veya vacip olan, örneğin orucu bozan şeylerden birini yapmaya zorlanan veya boğulmakta olan birini kurtarmak için suya atlayan kimsenin üzerine kefaret farz değildir, ama o günü kaza etmelidir.

910- Abdest alırken, müstehap olması hasebiyle ağzına bir miktar su alıp gargara yapan kimsenin elinde olmadan boğazına su kaçması durumunda, eğer bu işi farz bir namazın abdestinde yaparsa, orucu sahihtir. Ama eğer gargarayı farz olmayan bir namazın abdestinde veya serinlemek ve benzeri bir şey için yapar ve elinde olmaksızın boğazına su kaçarsa, farz ihtiyat gereği o günün orucunu kaza etmesi gerekir.

911- Gargara neticesinde elinde olmadan boğazına su kaçacağını bilen kimsenin, gargara yapmaması gerekir.

 

Orucun Kazası ile İlgili Hükümler

912- Bir veya birkaç gün koma hâlinde baygın yatan ve bu nedenle de oruç tutamayan kimsenin, tutmadığı günlerin orucunu kaza etmesi gerekmez.

913- Sarhoşluk yüzünden oruç tutamayan, örneğin sarhoş olduğu için oruca niyet edemeyen kimse, gün boyu orucu bozan şeyleri yapmasa bile orucu sahih değildir ve tutmadığı günün orucunu kaza etmelidir.

914- Oruca niyet ettikten sonra sarhoş olan ve özelikle aklı devre dışı bırakan aşırı sarhoşluklarda, günün tamamını veya bir kısmını o hâlde geçiren kimse, farz ihtiyat gereği o günü kaza etmelidir.

915- Önceki iki meselede, sarhoş edici maddeyi kullanmanın haram oluşu durumuyla, hastalık veya konuya cahil olma sonucu [1] helal oluşu durumu arasında fark yoktur.

916- Aybaşı hâllerinde olmaları veya doğum yapmaları nedeniyle oruç tutamayan kadınların Ramazan ayından sonra o günleri kaza etmeleri gerekir.

917- Hastalık, âdet veya doğum nedeniyle Ramazan orucunu tutmayan ve ramazan ayı çıkmadan ölen kimsenin adına, bu oruçların kaza edilmesi gerekmez.

918- Herhangi bir mazeretten dolayı ramazan ayının birkaç gününü oruç tutmayan kimse, kaç gün oruç tutmadığı konusunda şüpheye düşerse, mesela Ramazan ayının 25. gününde mi, yoksa 26. gününde mi yolculuğa çıktığını, dolayısıyla da 5 gün mü, yoksa 6 gün mü oruç tutmadığını bilmezse, az olan miktarı kaza etmekle yetinebilir. Ancak mazeretin (yolculuk gibi) başladığı günü bilir de ne zaman bittiğini tam olarak bilmezse; mesela ayın 5. gününde yolculuğa çıktığını bilir, ama 10. Günün gecesinde (dokuzu ona bağlayan gece) mi yoksa 11. günün gecesinde (onu on bire bağlayan gece) mi yolculuktan döndüğünü, dolayısıyla da 5 gün mü yoksa 6 gün mü oruç tutmadığını bilmezse, farz ihtiyat gereği fazla olan miktarı kaza etmelidir.

919- Birkaç Ramazan ayına ait kaza orucu olan kimse, istediği ayın orucunu önce kaza edebilir. Ancak son Ramazan ayının kazasının vakti dar olursa, mesela son ramazan ayına ait beş gün kazası olur ve yeni ramazan ayına da beş gün bir süre kalmışsa, farz ihtiyat gereği son ramazana ait oruçları kaza etmelidir.

920- Ramazan ayına ait kaza orucunu tutmakta olan kimse, kaza için vaktin geniş olması durumunda, öğleden önce orucunu bozabilir. Ancak vakit dar olursa, yani bir sonraki ramazan ayına kalan gün sayısı kadar kaza orucu varsa, ihtiyat gereği öğleden önce de orucu bozmamalıdır.

921- Ramazan ayına ait kaza orucunu tutmakta olan kimse, eğer öğleden sonra kasten orucunu bozarsa, kefaret olarak on fakire yemek vermelidir; buna gücü yetmediği takdirde ise üç gün oruç tutmalıdır.

922- Birkaç Ramazan’dan orucu kazaya kalan kimse, niyet ederken tuttuğu orucun hangi Ramazan’ın kazasına ait olduğunu belirtmezse, ilk Ramazan’ın kazası olarak sayılır.

923- Hastalık ve yolculuk gibi bir mazeretten dolayı oruç tutmayan kimsenin mazereti bir sonraki Ramazan ayından önce bertaraf olursa, tutmadığı günleri kaza etmesi gerekir.

924- Ramazan ayında hastalanıp oruç tutmayan kimsenin hastalığı bir sonraki Ramazan’a kadar devam ederse, üzerine kaza gelmez; ama her bir güne karşılık fakire fidye (yani yaklaşık 750 gr. buğday veya arpa gibi yiyecek maddesi) vermesi gerekir.

925- Hastalık nedeniyle Ramazan ayı orucunu tutmamış olan kimse, Ramazan’dan sonra iyileşir fakat hemen ardından gelecek Ramazan’a kadar devam eden başka bir özrün çıkmasıyla oruçları kaza edemezse, sonraki yıllarda tutmadığı o oruçları kaza etmelidir. Aynı şekilde, Ramazan ayında (örneğin yolculuk gibi) başka bir sebepten dolayı Ramazan orucunu tutamaz ve Ramazan ayından sonra bu mazeret ortadan kalkar ama bir sonraki Ramazan’a kadar süren bir hastalık nedeniyle oruçlarının kazasını yerine getiremezse, bu oruçların kazasını yerine getirmelidir.

926- Yolculuk sebebiyle Ramazan ayı orucunu tutamayan ve yolcuğu bir sonraki Ramazan ayına kadar devam eden kimsenin üzerinden önceki Ramazan ayına ait kaza oruçları düşmez, başka zaman o günleri kaza etmesi gerekir. Ancak müstehap ihtiyat gereği kefaret de vermelidir.

927- Sırf zayıflık ve güçsüzlük nedeniyle oruç tutmaktan ve bir sonraki Ramazan ayına kadar kazasını yerine getirmekten aciz olmak, orucun kazasının gerekliliğine dair hükmün ortadan kalkmasına sebep olmaz; yapabildiği zaman kaza yerine getirilmelidir. Aynı şekilde birkaç yıl oruç tutmayan kimse tövbe edip Allah’a döner ve tutmadığı oruçları telafi etmeye karar verirse, tutmadığı oruçların hepsinin kazası üzerine farzdır. Bunları tutmaya güç yetirmese bile kaza yükümlülüğü üzerinden kalkmaz.

 

Geciktirme Kefareti

928- Herhangi bir mazeretten dolayı Ramazan ayı orucunu tutmayan ve Ramazan’dan sonra mazereti ortadan kalktığı hâlde bir sonraki Ramazan’a kadar kazasını yerine getirmeyen kimse, daha sonra o orucu kaza etmeli ve geciktirdiği her gün için fakire bir müd (750 gram) yiyecek maddesi vermelidir.

929- Ramazan ayı orucunu bilerek tutmayan ve bir sonraki Ramazan ayına kadar kazasını yerine getirmeyen kimse, kaza ve kefaret yükümlülüğü dışında, geciktirdiği her gün için fakire bir müd (750 gram) yiyecek maddesi de vermelidir.

930- Geciktirme kefareti bir müd yiyecek maddesinden ibarettir. Yani her gün için 750 gram gıda maddesi fakire verilmelidir.

931- Ramazan ayı orucunun kazasını birkaç yıl geciktiren kimse, onu kaza etmeli ve birinci yılda tutması gereken kaza orucunu geciktirdiği için bir müd (750 gram) yiyecek maddesi de vermelidir. Ancak diğer yıllarda kaza oruçlarını tutmayıp geciktirmesinden dolayı üzerine başka bir şey farz olmaz.

932- Her gün için 750 gram gıda maddesi vermesi gereken kimse, birkaç günün kefaretini tek bir fakire verebilir.

933- Ramazan ayının kaza orucunun bir sonraki Ramazan’a kadar geciktirilmesinin kefaret gerektirdiği hükmüne cahil olmak, kefaretin ortadan kalkmasına neden olmaz.

 

Anne-Babanın Kazaya Kalan Oruçlarının Hükümleri

934- Babanın ve farz ihtiyat gereği annenin yolculuk dışında başka bir mazeretten dolayı tutamadıkları ve sonraları da tutabilecek durumda olmalarına rağmen kaza etmedikleri oruçların kazası, ölümlerinden sonra büyük oğullarının üzerine farzdır. Büyük oğlan bu oruçları ister kendisi kaza eder, isterse bir başkasını bu iş için ecir tutar. Yolculuk nedeniyle tutamadıkları oruçlara gelince; anne-baba onları kaza etme imkânına ve fırsatına sahip olmamış olsalar bile büyük oğlun o oruçları kaza etmesi farzdır.

935- Anne ve babanın kasten tutmadıkları oruçları farz ihtiyat gereği büyük oğlan kaza etmelidir.

 

Yolculukta Oruç Hükümleri

936- Oruçtan kaçmak için olsa bile Ramazan ayında yolculuğa çıkmanın sakıncası yoktur. Ancak yolculuğa çıkmamak daha iyidir. Ancak yolculuğa çıkmak hayır veya gerekli bir iş için olursa başka.

937- Ramazan ayında yolculuğa çıkan kimse oruç tutamaz ve oruç tutmak için on gün bir yerde kalmayı kastetmesi de gerekmez.

938- Ramazan ayında yolculuk yapan kimse, namazı seferî kılması gerektiği yerlerde oruç tutamaz. Namazı tam (dört rekât olarak) kılması gereken yerlerde, mesela on gün bir yerde kalmaya niyetlenen veya mesleği yolculuk olan yolcu kimsenin ise orucunu tutması gerekir.

939- Yolculuğa öğleden sonra çıkan kimse o günün orucunu tamamlamalıdır. Öğleden önce yolculuğa çıkan kimseye gelince; eğer önceki geceden yolculuğa niyet etmişse orucu batıldır. Ama eğer gün içinde yolculuğa karar vermişse, farz ihtiyat gereği o günün orucunu tutmalı ve ramazan ayından sonra kaza da etmelidir.

940- Gece yolculuğa karar verip öğleden önce yolculuğa çıkan oruçlu kimse, ruhsat sınırına ulaşmadan orucunu bozamaz. Ruhsat sınırına ulaşmadan orucunu bozduğu takdirde, ihtiyat gereği üzerine ramazan ayının orucunu bilerek bozma kefareti farz olur. Fakat hükme dair gafleti olursa üzerine kefaret farz olmaz.

941- Öğleden önce kendi vatanına/memleketine veya on gün kalmak istediği yere varan kimse, orucu bozan işlerden birini yapmadığı takdirde o günün orucunu tutmalıdır. Ama eğer orucu bozan bir iş yapmışsa, daha sonra o günü kaza etmelidir. Öğleden sonra memleketine veya on gün kalmak istediği yere varan kimse ise o günü oruç tutamaz.

942- Recep ayının birinci günü gibi belli bir günü yolculukta olsa bile oruç tutmayı nezreden kimse, o günü yolculukta olsa dahi oruç tutmalıdır ve on gün bir yerde kalmayı kastetmesi farz değildir.

943- Belli bir günde müstehap oruç tutmayı nezreder birisi, nezrini “yolculukta olsa bile” sözüyle kayıtlandırmaz ve o günde yolculukta olursa, o gün oruç tutamaz ve on gün bir yerde kalmayı kastetmesi gerekmez.

944- Dört mekânda (yani Mekke, Medine şehri, Kûfe Mescidi ve Hz. Hüseyin’in (a.s) türbesinin bulunduğu yerde) tam ve seferî kılmada serbest olma hükmü orucu kapsamaz. Dolayısıyla yolcu birisi bu mekânlarda namazı seferî kılabileceği gibi tam da kılabilir; ancak ramazan ayının orucunu tutamaz.

945- Yolculukta müstehap oruç tutmak caiz değildir.

946- Yolcu olan kimse, duasının kabul olması için on gün kalmayı kastetmeden Medine şehrinde üç gün müstehap oruç tutabilir.

947- Haram/Günah olan bir yolculukta namazlar tamdır ve oruç sahihtir; ister Ramazan ayı orucu gibi farz oruç olsun, ister müstehap oruç, fark etmez.

948- Haram yolculukta öğleden önce günah niyetinden vazgeçip mubah bir iş için yolculuğa devam etmek isteyen kimsenin gideceği mesafe telfikî (gidiş dönüşü birlikte sekiz fersah) olarak bile sekiz fersah kadar olursa, namazı seferî kılmalı ve orucu da yemelidir.

949- Haram yolculukta öğleden sonra günah niyetinden dönerse, orucu sahihtir; gerçi daha sonra o günü kaza etmesi müstehap ihtiyattır.

 

Vazifesinin Aksine Oruç Tutan Yolcu

950- Oruç tutmaması gereken yolcu kimse, bilerek ve isteyerek vazifesinin aksine amel edip oruç tutarsa, orucu batıldır; eğer ramazan ayı içinde ise, üzerine onun kazası farzdır. Ama eğer hükmün aslına cahil olur [2] ve oruç tutarsa, orucu sahihtir.

951- Önceki hükümde geçen farza göre, orucun hükümlerinin özelliklerine cahil olduğu için oruç tutarsa, orucu batıldır. Mesela, yolculukta oruç tutmanın caiz olmadığını bilir, ama on günlük ikamet kastından sonra dört rekâtlı bir namaz kılmadan önce niyetinden vazgeçen kimsenin ikamet hükmünde olmadığı ve dolayısıyla oruç tutmaması gerektiğini bilmediği için oruç tutarsa, orucu batıldır.

952- Hükmün kendisine değil de konusuna cahil olduğu için, örneğin sekiz fersahlık bir yere gitmeyi kasteder ancak mesafenin ne kadar olduğuna cahil olduğu için oruç tutarsa orucu batıldır.

953- Yolcu olduğunu veya yolcu kimsenin orucunun batıl olduğunu unutur ve oruç tutarsa orucu batıldır.

 

Kendilerine Oruç Farz Olmayan Kimseler

954- Doğumu yaklaşmış hamile bir kadın, orucun bebeğine veya kendisine zarar vereceğinden korkarsa, üzerine oruç farz değildir. Ancak birinci durumda (yani çocuğa zarar verme korkusu durumunda) her güne karşılık fidye, yani yaklaşık 750 gr. buğday, arpa veya benzerlerini fakire vermesi ve Ramazan ayından sonra o günleri kaza da etmesi gerekir. Kendisine zarar verme korkusu olduğu ikinci durumda ise tutmadığı oruçları kaza etmeli ve farz ihtiyata göre fidye de veremlidir. Bunun gibi, doğumu yaklaşmamış hamile kadının da fidye vermesi farz ihtiyat gereğidir.

955- Bebek emziren bir kadın, (ister bebeğin öz annesi olsun, isterse dadısı olsun; dadı da ister ücret karşılığı süt versin, ister ücretsiz) sütün azalması veya kuruması endişesiyle oruç tutmasının emzirdiği bebeğe zarar vermesinden korkacak olursa, oruç tutmak ona farz değil; ancak oruç tutmadığı her bir güne karşılık fakire fidye vermeli ve onları daha sonra kaza da etmelidir. Orucun kendisi için zararlı olması durumunda ise fidye vermesi farz ihtiyat gereğidir.

956- Yukarıdaki iki meselede söz konusu kadın bir sonraki Ramazan ayına kadar oruç tutmazsa, ihmal ettiği takdirde kaza dışında geciktirme kefareti de ödemelidir. Ama eğer herhangi bir mazeret yüzünden oruçlarını kaza edememişse, geciktirme kefareti lazım gelmez; kaza oruçlarını istediği zaman tutabilir. Kazaları yerine getirmeme mazereti orucun kendisine zarar verme korkusundan kaynaklandığı takdirde ise kaza yükümlülüğü üzerinden kalkar; ama her güne karşılık fidye vermesi gerekir.

957- Fidye veya kefareti ödemek kadının kendi borcudur, hamilelik veya emzirme yüzünden oruç tutmamış olsa bile kocasının üzerine farz değildir. Aynı şekilde çocuğun da fidye veya kefareti babasına farz değildir. Gerçi kocanın veya babanın, eşi veya çocuğu tarafından onları ödemesi caizdir.

958- Yaşlılık nedeniyle oruç tutması meşakkatli olan kimseye oruç farz değildir. Fakat her bir güne karşılık fakire fidye vermesi gerekir. Asla oruç tutamayan yaşlı kimse ise ihtiyat gereği fidye vermelidir. Her iki durumda da Ramazan ayından sonra oruç tutma imkânı olursa, tutmadığı günlerin kazasını yerine getirmesi müstehap ihtiyattır.

959- Tahammül edilmeyecek derecede çok susama hastalığına yakalanan veya şiddetli susuzluktan dolayı büyük meşakkatle karşılaşan kimseye oruç farz değildir. Ancak ikinci durumda (meşakkat), her güne karşılık fakire fidye vermesi gerekir; nitekim birinci durumda da farz ihtiyat gereği fidye vermelidir. Böyle bir kimse, Ramazan ayından sonra oruç tutmaya güç kazanırsa, tutmadığı günlerin kazasını yerine getirmesi müstehap ihtiyattır.

960- Fidyenin miktarı, geciktirme kefaretinin miktarı kadardır. Yani buğday, un, ekmek vb. 750 gram yiyecek maddesi fakire verilmelidir.

 

----------

[1]- Yani içtiği sıvının şarap olduğunu bilmemesi.

[2]- Yani yolculukta oruç tutmanın batıl olduğunu bilmez.




Bu haber 422 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER AHKAM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI