Bugun...



İmam Kâzım’ın (a.s) Faziletler Denizinden Bir Damla

İmam Kâzım’ın (a.s) faziletleri, diğer masum İmamlar (a.s) gibi, engin ve sınırsız bir deniz gibidir ve sıradan insanların bu kemâlâtın tamamını idrak edebilmesi mümkün değildir.

facebook-paylas
Tarih: 13-01-2026 16:14

İmam Kâzım’ın (a.s) Faziletler Denizinden Bir Damla

Bismillahirrahmanirrahîm

 

İmam Kâzım’ın (a.s) faziletleri, onun tertemiz yaratılışından ve imamet makamından kaynaklanmaktadır. Masum olmayan hiçbir Müslüman, Allah’a itaat ve kullukta, ilim ve marifette ve diğer niteliklerde o yüce imamla boy ölçüşemez.

Bu makalede, İmam Kâzım’ın (a.s) uçsuz bucaksız faziletler denizinden bir damlaya ve o hazretin bazı seçkin özelliklerine temas edilecektir.

 

İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s) Dilinden İmam Kâzım’ın (a.s) Faziletleri

İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s) sözlerinde İmam Kâzım’ın (a.s) bazı faziletleri dile getirilmiştir. Şüphesiz bir masumun, başka bir masum hakkında yaptığı beyanlar, üzerinde daha fazla durulması gereken son derece önemli ve değerli noktalar ihtiva etmektedir. İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s) yakınlarından olan “Feyz b. Muhtar” şöyle nakletmektedir:

İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s) huzuruna vardım ve evine girdim. Kısa bir süre sonra henüz gençlik çağında olan Mûsâ b. Cafer (a.s) içeri girdi ve selam verdi. Ona duyduğum saygıdan dolayı ayağa kalktım, kendisini karşıladım, bağrıma bastım ve öptüm. İmam Cafer-i Sâdık (a.s), oğluna gösterdiğim bu sevgi ve hürmeti görünce memnun oldu ve latif bir tebessümle şöyle buyurdu:

“Bizim sizin gibi Şiîlerimiz bir gemi gibisiniz; senin kendisine sevgi gösterdiğin bu genç ise sizin kaptanınızdır.”

 

İmam (a.s) ile görüşmemin üzerinden bir süre geçti. Ertesi yıl hac ibadetini yerine getirmek için Mekke’ye gittim. Hac amellerini tamamladıktan sonra yanımda bulunan iki bin sikkeyi bir kişi vasıtasıyla İmam’a (a.s) gönderdim ve ona, ‘bunun bin sikkesini benim tarafımdan İmam Cafer-i Sâdık’a (a.s) ve diğer bin dirhemini ise, oğlu İmam Kâzım’a (a.s) vermesini’ söyledim. Bir süre sonra İmam Cafer-i Sâdık’ı (a.s) ziyaret ettim. Bana şöyle buyurdu:

“Acaba beni oğlum Mûsâ ile eşit mi tutuyorsun? (Ki hediye verirken aramızda eşitlik gözetiyorsun.)”

Ben şöyle arz ettim: “Efendim! Ben bunu, sizin buyruğunuz üzere yaptım; (zira siz, ‘siz gemide olanlarsınız, o ise Şiîlerin kaptanıdır’ buyurmuştunuz).” Bunun üzerine İmam (a.s) başını tasdik edercesine salladı ve şöyle buyurdu:

“Evet; ancak Allah’a yemin ederim ki ben bunu yapmadım. Bu yüce makamı ona bahşeden, ancak büyük ve yüce olan Allah’tır.” [1]

 

Bu rivayete göre, İmam Kâzım’ın (a.s) faziletlerinden biri, Allah-u Teâlâ’nın kendisine lütfettiği makamdır ki bu da “imamet makamı”, ümmete destek olma ve onları hidayete erdirme görevidir.

 

İmam Kâzım’ın (a.s) İtaat ve İbadetlerdeki Faziletleri

Şeyh Müfîd, İmam Kâzım’ın (a.s) zühd ve ibadetteki faziletleri hakkında şöyle yazmaktadır:
“Ebü’l-Hasan Mûsâ b. Ca‘fer (a.s), yaşadığı dönemin en âbid ve en fakih şahsiyeti idi; insanların en cömerdi olup, nefsî asalet ve kerem bakımından en yüce mertebede bulunmaktaydı… Gece nafilelerini sabaha kadar eda eder, hemen ardından sabah namazını kılar, daha sonra güneş doğuncaya kadar tesbih ve Allah’ı zikretmekle meşgul olurdu. Ardından secdeye kapanır, dua ve hamd ile meşgul olurdu. Çoğu zaman şu duayı okur ve tekrar ederdi:

“Allah’ım! Senden ölüm anında rahatlık ve hesap anında af ve bağışlanma diliyorum.”

Kur’ân tilavetindeki sesi, insanların en güzeli idi; Kur’ân okuduğunda derin bir hüzne bürünür, onun kıraatini işitenler ağlardı. Medine halkı ona ‘Zeynü’l-Müteheccidîn’ (gece ibadet edenlerin ziyneti) adını vermişti.” [2]

 

İmam Kâzım’ın (a.s) ibadet ve Allah ile münâcat konusundaki faziletleri, dostları ve düşmanları tarafından defalarca dile getirilmiş ve çeşitli tarih kitaplarında nakledilmiştir. O hazretin, Rabbine ibadet ve kulluk için en elverişli zamanı bulduğu dönemlerden biri, uzun yıllar süren hapis hayatıdır. Sevbânî, İmam Kâzım’ın (a.s) Allah ile münâcat ve yakarışlarındaki faziletleri hakkında şöyle diyor: “Mûsâ b. Cafer (a.s), on dört-on beş yıl boyunca her gün, güneşin aydınlığından öğle vaktine kadar secdeye kapanırdı. Zaman zaman Abbâsîlerin beşinci halifesi olarak bilinen Hârûn Reşîd, zindanın içinin görülebildiği bir damın üzerine çıkar, Mûsâ b. Cafer’i (a.s) secde hâlinde görürdü. Bir gün Rebî‘e, ‘Her gün zindanın ortasında duran şu şey nedir?’ diye sordu. Rebî‘, ‘Ey Emîr! O bir elbise değildir; o, her gün güneşin doğuşundan öğle vaktine kadar secde eden Mûsâ b. Cafer’dir’ dedi. Bunun üzerine Hârûn, ‘O gerçekten Benî Hâşim’in râhiplerindendir’ dedi. Rebî‘, ‘Öyleyse neden ona bu kadar sert davranıyorsun?’ diye sordu. Hârûn ise, ‘Ne yazık ki elimden bir şey gelmiyor’ cevabını verdi.” [3]

 

İmam Kâzım’ın (a.s) İlim ve Bilgideki Faziletleri

Şüphesiz İmamların (a.s) ilmî mertebesi ve bilgi düzeyi, sıradan insanlarınkiyle kıyaslanamaz. Her ne kadar hâkim yönetim, bu bilginin ortaya çıkmasına ve halkın ondan istifade etmesine izin vermemiş olsa da İmam Kâzım’ın (a.s) faziletleri bu alanda da zirve noktadadır. Bununla birlikte, zaman zaman Abbâsî yöneticiler dahi Ehl-i Beyt’in (a.s) sınırsız ilmine sığınmaktan başka çare bulamamışlardır. Hasan b. Ali b. Numân şöyle nakletmektedir: “Abbâsî halifesi Mehdî, Mescidü’l-Harâm’ı genişlettiğinde, mescidin kare şeklini tamamlamasına engel olan bir ev yerinde kaldı. Mehdî, bu evin sahiplerinden evi satmalarını istedi ki onu Mescidü’l-Harâm’a dâhil edebilsin; ancak onlar satmaya razı olmadılar. Bunun üzerine Mehdî, fakihlerden fetva istedi. Hepsi, ‘Gasp edilmiş bir şey Mescidü’l-Harâm’ın içine dâhil edilemez ve onun bir parçası olamaz’ dediler. Ali b. Yaktîn ise, ‘Ey Emîr! Eğer Mûsâ b. Cafer’e (a.s) yazarsak, bu mesele için sana bir çözüm bildirecektir’ dedi.

Bunun üzerine Mehdî Abbâsî, Medine valisine bir mektup yazarak Mûsâ b. Cafer’e (a.s) şu soruyu sormasını istedi: ‘Mescidü’l-Harâm’a katmak istediğimiz bir ev vardır; ancak sahipleri onu satmaya razı olmuyorlar. Bu konuda çözüm nedir?’ Medine valisi meseleyi İmam’a (a.s) arz etti. İmam (a.s) şöyle buyurdu:

“Eğer Kâbe, insanların evlerini yapmalarından sonra inşa edilmişse, evlerin sahipleri çevresine daha lâyıktır; fakat eğer insanlar Kâbe’nin etrafına gelmişlerse, o takdirde Kâbe çevresine daha önceliklidir.”

Mehdî Abbâsî bu mektubu okuyunca onu öptü ve söz konusu evin yıkılarak mescide dâhil edilmesini emretti. Evin sahipleri, İmam Mûsâ Kâzım’ın (a.s) huzuruna gelerek, en azından evin bedelinin ödenmesi için Mehdî’ye bir mektup yazmasını talep ettiler. Bunun üzerine İmam (a.s) yazılı olarak, onlara bir miktar para verilmesini emretti. Mehdî de onları bu bedelle razı etti.” [4]

Bu kıssa, İmam Kâzım’ın (a.s) ilim ve bilgideki faziletlerinin, o hazretin en azılı düşmanları tarafından dahi kabul edildiğini açıkça göstermektedir. Ne var ki, iktidar ve saltanat sevgisi, İmam’ın (a.s) saf ve özgün öğretilerinin halk arasında yayılmasına engel olmuştur.

 

Her hâlükârda İmam Mûsâ Kâzım (a.s), dönemin şartlarına uygun olarak faaliyetlerini iki cephede yürütmüştür: Bunlardan biri, tâğût karşısında boyun eğmemek şeklindeki pasif direniş ve halkı zulüm ve zorbalık düzeninden nefret ettirme çabasıdır. Diğeri ise, insanları irşad ve hidayete sevk etme, dinî hükümleri yayma ve bireyler yetiştirme yönündeki faaliyetleridir. Şeyh Müfîd, el-İrşâd adlı eserinde, insanların o hazretten pek çok rivayet naklettiklerini ve onun kendi döneminin en fakihi olduğunu belirtmektedir. [5]

 

Yöneticilerin uyguladığı tüm baskı ve kısıtlamalara rağmen, İmam Kâzım’ın (a.s) ilim ve bilgideki faziletleri tarih boyunca geniş yankı bulmuştur. Merhum Şeyh Tûsî, Ricâl adlı eserinde, tamamı bu hazretten hadis rivayet eden ve onun ashabı arasında yer alan iki yüz yetmiş iki râvinin adını zikretmektedir. [6] Kütüb-u Erbaa (Dört temel hadis kitabı), Bihârü’l-Envâr ve benzeri kaynaklara müracaat edildiğinde, İslâmî hükümlerin, inanç esaslarının, ahlâkî prensiplerin ve Kur’ân tefsirinin kayda değer bir bölümünün İmam Kâzım (a.s) vasıtasıyla aktarıldığı açıkça görülecektir.

 

İmam Kâzım’ın (a.s) kardeşi olan Ali b. Cafer (a.s), o hazretin terbiyesinde yetişmiş ve seçkin yakınları arasında yer almıştır. Ali b. Cafer, Kitâbü’l-Menâsik ve’l-Mesâil adlı eserinin tamamını İmam’dan (a.s) nakletmiştir. Merhum Allâme Meclisî, bu eserin tamamını Bihârü’l-Envâr’da, “Ali b. Cafer’in, Kardeşi Mûsâ (a.s) Hakkında Bize Ulaşan Rivayetler” başlığı altında kırk bir sayfa hâlinde nakletmiş olup, eser yaklaşık dört yüz on sekiz soru ve cevaptan oluşmaktadır. [7]

 

Şeyh Tûsî, İmamiyye âlimlerinin, İmam Kâzım (a.s) ve İmam Rızâ’nın (a.s) ashabından olan altı fakih üzerinde ittifak ettiklerini belirtmektedir. Bunlar: Yûnus b. Abdurrahman, Safvân b. Yahyâ, Beyyâ-ı Sâbirî, Muhammed b. Ebî Umeyr, Abdullah b. Muğîre, Hasan Mahmûd Serrâd ve Ahmed b. Ebî Nasr Bezentî’dir. [8]

 

Bu delillerin tamamı, zulüm ve zorbalık düzeninin uyguladığı hapis ve esaretin dahi, İmam Kâzım’ın (a.s) engin ilmini ve faziletlerini yaymasına engel olamadığını açıkça ortaya koymaktadır.

 

İmam Mûsâ Kâzım’ın (a.s) Yarenleriyle Yaptığı Konuşmalar

İmam Kâzım’ın (a.s) diğer bazı faziletleri de, ashabı ve dostlarıyla gerçekleştirdiği sohbet ve diyalogları aktaran çok sayıdaki rivayette kendini göstermektedir. Aşağıda bunların en güzel örneklerine yer verilecektir:

1. İmam Mûsâ Kâzım (a.s) ve Safvân b. Mihrân

Safvân b. Mihrân Cemmâl şöyle anlatmaktadır: “Bir gün Ebü’l-Hasan el-Evvel’in (İmam Mûsâ Kâzım, a.s) huzuruna vardım. Bana, ‘Ey Safvân! Senin her hâlin güzeldir; ancak bir husus hariç’ buyurdu. Ben de, ‘Canım size feda olsun, o nedir?’ diye sordum. Şöyle buyurdu: ‘Develerini Hârûn Reşîd’e kiraya vermendir.’ Bunun üzerine ‘Allah’a yemin ederim ki ben onları kibir, gösteriş, av ve eğlence için kiraya vermiyorum; bilakis yalnızca Mekke yolculuğu için kiraya veriyorum. Üstelik ben kendim de develerle gitmiyor, bu işi kölelerimden bazılarına yaptırıyorum’ dedim.

İmam (a.s) buyurdu: “Ey Safvân! Kira bedelini borç olarak mı bırakıyorlar, yoksa peşin mi ödüyorlar?”

Safvân dedi ki: “Hac görevini yerine getirdikten sonra ödüyorlar.”
İmam (a.s) buyurdu: “Kira bedelini sana ödeyebilmeleri için onların hayatta kalmasını ister misin?” “Evet” dedim.

Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Kim onların varlığının devamını isterse, onlardandır; kim onlardan olursa, ateş ehlindendir.”

Safvân şöyle diyor: “Gidip bütün develerimi sattım. Hârûn, bu durumdan haberdar olunca beni huzuruna çağırdı ve ‘Bana, develerini sattığın haberi ulaştı’ dedi. ‘Evet’ dedim. ‘Neden?’ diye sordu. ‘Yaşlandım; kölelerim de işi gereği gibi yapmıyorlar’ dedim. Bunun üzerine, ‘Heyhat, heyhat! Seni bu işe kimin yönlendirdiğini biliyorum; Mûsâ b. Cafer bu davranışı sana telkin etmiştir’ dedi. Ben de ‘Benim Mûsâ b. Cafer ile ne işim olabilir?’ dedim. O ise, ‘Sus! Allah’a yemin ederim ki seninle olan eski dostluğum olmasaydı, seni öldürürdüm’ dedi.” [9]

2. İmam Mûsâ Kâzım (a.s) ve Hammâd b. Îsâ

Bir kimse, Hammâd b. Îsâ’dan şöyle nakletmektedir: “Basra şehrinde Ebü’l-Hasan Mûsâ b. Cafer’in (a.s) huzuruna çıktım ve ‘Canım size feda olsun! Allah’tan benim için bir ev, bir eş, bir evlat, bir hizmetçi ve elli defa hac yapmayı nasip etmesini isteyin’ dedim. Bunun üzerine İmam (a.s) ellerini dua için kaldırdı ve şöyle buyurdu:

‘Allah’ım! Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eyle; Hammâd b. Îsâ’ya bir ev, bir eş, bir evlat, bir hizmetçi ve elli yıl hac yapmayı rızık olarak ihsan eyle.’”

Hammâd, İmam Kâzım’ın (a.s) duasını naklettikten sonra o kişiye şöyle dedi: “Ben elli defa hac yapmayı talep ettiğimde, elliden fazla hac yapamayacağımı anlamıştım. İşte şimdi, İmam’ın (a.s) duasının bereketiyle kırk sekiz defa hacca gittim. Bu, Allah’ın bana nasip ettiği evimdir; şu da perde arkasından sözlerimi işiten eşimdir; bu oğlumdur ve bu da Allah’ın bana ihsan ettiği hizmetçimdir.”

Râvi diyor ki: Hammâd bundan sonra iki defa daha hacca gitti ve böylece hac sayısı elliye ulaştı. Elli birinci defa hac için yola çıktığında, Ebü’l-Abbâs Nûfânî ile birlikte aynı mahmilde bulunuyordu. Mikât yerine vardıklarında gusül almak için suya girdi; bu esnada sel geldi ve onu boğdu. Kabri, Hicaz bölgesinde bulunan “Seyyâle” adlı yerde yer almaktadır. [10]

3. İmam Mûsâ Kâzım (a.s) ve Ali b. Yaktîn

“Muhammed b. Ali Sûfî” adlı bir kişi şöyle nakletmektedir: “Devecilikle uğraşan İbrâhim Cemmâl, bir ihtiyacını arz etmek üzere vezir Ali b. Yaktîn’in yanına geldi; ancak Ali, onun içeri girmesine izin vermedi ve geri çevirdi. Aynı yıl Ali b. Yaktîn hac ibadeti için Mekke’ye gitti ve Medine’de İmam Mûsâ Kâzım’ı (a.s) ziyaret etmek istedi. Fakat İmam (a.s), ona izin vermedi. Ertesi gün Ali b. Yaktîn, İmam’la (a.s) görüşebildi ve şöyle dedi: “Efendim! Günahım nedir?”

İmam (a.s) buyurdu: “Senin içeri girmene engel oldum; çünkü sen kardeşin İbrâhim Cemmâl’in yanına girmesine engel oldun ve onun sana gelmesine izin vermedin. İbrâhim el-Cemmâl seni bağışlamadıkça Allah, yaptığın ameli kabul etmeyecektir.”

Ali b. Yaktîn şöyle dedi: “Efendim ve mevlâm! Bu nasıl mümkün olabilir? Ben Medine’deyim ve o ise, Kûfe’dedir.”
İmam (a.s) buyurdu: “Gece olunca, arkadaşlarından kimsenin haberi olmaksızın tek başına Bakî Mezarlığı’na git; orada eyerlenmiş, hazır bir safkan at bulacaksın. O seni Kûfe’ye ulaştıracaktır.”

Ali b. Yaktîn geceleyin Bakîye gitti ve o bineğe bindi. Kısa bir süre sonra at, onu Kûfe’de İbrâhim Cemmâl’in evinin kapısına getirdi. Ali b. Yaktîn kapıyı çaldı ve “Ben Ali b. Yaktîn’im” dedi.

İbrâhim evin içinden seslendi: “Vezir Ali b. Yaktîn’in benim kapımda ne işi var?”
Ali b. Yaktîn, “Meselem çok büyüktür” dedi. İzin alarak içeri girdi ve şöyle konuştu: “Ey İbrâhim! Efendim İmam Mûsâ Kâzım (a.s), sen beni bağışlamadıkça beni kabul etmeyeceğini bildirdi.” İbrâhim, “Allah seni bağışlasın” dedi.

Ali b. Yaktîn şöyle dedi: “Yüzümü yere koyacağım; sen de ayağını yüzümün üzerine bas.”
İbrâhim, “Bunu yapmam” dedi; fakat Ali b. Yaktîn ısrar edince, İbrâhim ayağını Ali b. Yaktîn’in yüzüne bastı. Ali b. Yaktîn de, “Allah’ım! Şahit ol” diyordu. Ardından İbrâhim’in evinden çıktı, ata bindi ve at, onu aynı gece İmam’ın (a.s) evinin kapısına ulaştırdı. İmam Mûsâ Kâzım (a.s) ona izin verdi ve kabul buyurdu. [11]

 

Abdullah b. Sinân şöyle anlatmaktadır: “Bir gün Hârûn Reşîd, veziri Ali b. Yaktîn’e hediye olarak bir miktar elbise verdi. Bunların arasında, hükümdarlara mahsus altın işlemeli siyah bir cübbe de vardı. Ali b. Yaktîn, o elbiselerin tamamını ve söz konusu cübbeyi, malının humusundan bir miktar para ile birlikte, âdeti üzere İmam Mûsâ Kâzım’ın (a.s) huzuruna gönderdi.

İmam Mûsâ Kâzım (a.s), para ve elbiseleri kabul etti; ancak cübbeyi geri göndererek mektubunda şöyle yazdı: “Bu cübbeyi muhafaza et ve elinden çıkarma; zira yakında ona ihtiyaç duyacağın bir durumla karşılaşacaksın.” Ali b. Yaktîn bu olay karşısında tereddüde düştü ve sebebini anlayamadı; ancak yine de cübbeyi sakladı.

Ali b. Yaktîn, bir süre sonra özel hizmetinde bulunan kölesine öfkelendi ve onu görevinden azletti. Köle, Ali b. Yaktîn’in İmam Mûsâ Kâzım’a (a.s) gönülden bağlı olduğunu ve para, elbise ve benzeri şeyleri o hazretin huzuruna gönderdiğini biliyordu. Bunun üzerine Hârûn’un yanına giderek ispiyonculuk yaptı ve şöyle dedi: “Ali b. Yaktîn, Mûsâ b. Cafer’in imametine inanmaktadır ve her yıl malının humusunu ona göndermektedir; hatta Hârûn’un kendisine verdiği özel cübbeyi bile Medine’ye yollamıştır.”

Hârûn bu sözleri işitince öfkeden adeta alev aldı ve “Bu konuda araştırma yapacağım; eğer doğruysa, onun kanını akıtacağım” dedi. Derhâl Ali b. Yaktîn’in huzura çağrılmasını emretti. Ali b. Yaktîn saraya geldiğinde Hârûn “Sana verdiğim cübbeyi ne yaptın?” diye sordu.

Ali b. Yaktîn şöyle cevap verdi: “Ey Emir! O cübbe mühürlenmiş ve güzel kokular sürülmüş bir kap içinde yanımdadır. Çoğu zaman sabah vakti onu açar, bereket niyetiyle seyreder, öper ve sonra yerine koyarım.” Hârûn, “Hemen getir” dedi. Bunun üzerine Ali b. Yaktîn hizmetçisine, “Evimin falanca odasına git, kapıcımın yanından anahtarını al; odayı açtıktan sonra falanca sandığı aç ve içindeki mühürlü kabı getir” diye talimat verdi. Hizmetçi kısa bir süre sonra kabı getirip Hârûn’un huzurunda yere koydu. Hârûn, “Mührü çözün ve kabı açın” dedi. Kap açıldığında, cübbenin orada ve güzel kokular arasında muhafaza edildiği gördü. Bunun üzerine Hârûn’un öfkesi yatıştı ve “Onu yerine geri koy ve işine git; bundan sonra senin hakkında hiçbir ispiyoncuya itibar etmeyeceğim” dedi. Ayrıca Ali b. Yaktîn’e güzel bir ödül verilmesini de emretti. [12]

 

Değerlendirme

İmam Kâzım’ın (a.s) faziletleri, onun imametinin bir tezahürü ve Allah katındaki yüce makamının bir göstergesidir. İmam Cafer-i Sâdık (a.s), onu İslâm ümmetinin kaptanı olarak tanıtmıştır. İmam Kâzım (a.s), hapis hayatının büyük bir kısmını Allah ile münâcat ve ibadetle geçirmiştir. Çok sayıda talebe yetiştirmesi ve çeşitli sorulara ilmî mercilik yapması, onun ilim ve bilgideki üstün faziletlerinin açık bir delilidir. Bu bağlamda, “Safvân b. Mihrân, Hammâd b. Îsâ ve Ali b. Yaktîn” gibi ashabıyla olan münasebetleri çerçevesinde, İmam Kâzım’ın (a.s) bazı seçkin faziletlerine temas edilmiştir.

 

-----------

[1]- Küleynî, el-Kâfî, c. 1, s. 311.
[2]- Müfîd, el-İrşâd, s. 277–279.
[3]- Meclisî, Bihârü’l-Envâr, c. 48, s. 210.
[4]- Ayyâşî, Tefsîrü’l-Ayyâşî, c. 1, s. 187.
[5]- Müfîd, el-İrşâd, s. 279.
[6]- Tûsî, er-Ricâl, s. 331–347.
[7]- Bihârü’l-Envâr, c. 10, s. 249–291.
[8]- İbn Şehrâşûb, Menâkıb, c. 4, s. 325.
[9]- Keşşî, Ricâlü’l-Keşşî, c. 1, s. 441.
[10]- Keşşî, Ricâlü’l-Keşşî, c. 1, s. 316.
[11]- Meclisî, Bihârü’l-Envâr, c. 48, s. 85.
[12]- Müfîd, el-İrşâd, s. 274.




Bu haber 914 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI