Bugun...



İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) Bakış Açısında Hz. Zehra (s.a)

Bismillahirrahmanirrahîm

facebook-paylas
Güncelleme: 02-12-2025 14:39:17 Tarih: 02-12-2025 14:25

İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) Bakış Açısında Hz. Zehra (s.a)

Doğumdan Şehadete

Velayet’in Kevser-i, Nübüvvet’in kızı, İmamet’in eşi, Hz. Sıddık’a-i Tahire, Fatıma-i Marziyyenin (Allah’ın selamı ona olsun) mukaddes makamına sevgi ve bağlılık göstermek sadece onun Şiileri ve sevenleri için bir vazife olmakla kalmaz, Masum İmamların (a.s) her biri de o yüce zat hakkında kendi sözleriyle bağlılıklarını ifade etmiş ve önemli bir rol oynamışlardır. Hepsinden daha önemlisi, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) Hz. Zehra'ya (s.a) olan sevgisini göstermesidir. O (s.a.a), Hz. Fatıma’yı (s.a) insan suretinde bir melek ve kendi vücudunun bir parçası olarak bilip, ne zaman ona baksa sevinir ve mutlu olurdu.

Bu sevgi, diğer sevgilerden ayrıdır; Allah’ın sevdiğine duyulan sevgi, Allah sevgisidir.

Burada İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) annesine olan aşk ve muhabbetinin zirvesini onun sözlerinde okuyoruz. Açıklamak gerekir ki burada sadece Hz. İmam’ın (a.s) sözlerinin çevirisiyle yetinilmiş ve rivayet kaynakları belirtilmiştir. İhtiyaç duyulursa, okuyucular bu kaynaklara başvurabilirler.

 

Hz. Fatıma’nın (a.s.) Doğumu

Mufazzal b. Ömer şöyle rivayet ediyor: İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) “Hz. Fatıma’nın (s.a) doğumu nasıl gerçekleşti?” diye sordum. İmam (a.s) şöyle buyurdu:

“Evet, Hz. Hatice (s.a) Hz. Peygamber Efendimizle (s.a.a) evlendikten sonra Mekke’nin kadınları onu terk ettiler. Hiç kimse onun yanına gitmiyor, ona selam vermiyor ve hiçbir kadın Hz. Hatice (s.a) ile görüşme iznine sahip değildi”.

 

Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) eşi, bu durumdan dolayı (kadınların kendisini terk etmesinden) üzülüyordu. Bu hâl, Hz. Fatıma’ya (s.a) hamile kalıncaya kadar devam etti. Hz. Zehrâ (s.a), annesinin rahmindeyken onun üzüntü ve kederlerine ortak olur; onu sabır ve dayanıklılığa davet ederdi. Annesinin yalnızlığının yoldaşıydı ve onunla konuşurdu.

Hz. Hatice (s.a), karnındaki bebeğin kendisiyle konuştuğunu Hz. Peygamber’e (s.a.a) söylemiyordu. Nihayet bir gün Hz. Resulullah (s.a.a) eve girdi ve Hz. Fatıma’nın (s.a) annesiyle konuştuğunu işitti.

 

Hz. Peygamber (s.a.a) “Seninle kim konuşuyordu?” diye sordu. Hz. Hatice (a.s) şöyle cevap verdi: “Rahmimde taşıdığım bebek.”

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurdu:

“Cebrail bana müjde verdi ki bu bebek kızdır ve o, temiz ve çok mübarek bir kız olacaktır. Allah, benim neslimi ondan devam ettirecek ve onun soyundan bu ümmet için imamlar ortaya çıkacak; vahyin kesilmesinden sonra da onlar yeryüzünde Allah’ın halifeleri olacaklardır.” [1]

 

Doğum Anı

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Fatıma (s.a) doğduğunda ve yere konulduğunda, yüzünden bir nur parladı ve Mekke’deki bütün evlere yayıldı; doğu ve batı yönünde yeryüzünde o nurun ulaşmadığı hiçbir yer kalmadı.” [2]

 

Hz. Fatıma’nın (s.a) Özel İsimleri

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Hz. Fatıma’nın (s.a) Allah katında dokuz özel ismi vardır: Fâtıma, Sıddîka, Mübareke, Tâhire, Zekiyye, Razıyye, Marziyye, Muhaddese ve Zehrâ (Allah’ın selamı üzerine olsun).” [3]

 

Fatıma (s.a) İsminin Seçilmesi

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Fatıma’ya (s.a) “Fatıma” denmesinin nedeni, insanların onun gerçek hakikatini idrak edememesidir.” [4]

 

Neden “Betül”?

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Fatıma’ya (s.a) “Betül” denmesinin nedeni, onun eşi benzeri olmayan bir kimse olmasıdır.” [5]

 

Neden “Zehra”?

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Çünkü o, ibadet mihrabında durduğu her ne zaman, onun nuru gök ehline parıldardı; tıpkı yıldızların ışığının yeryüzü halkına parlaması gibi.” [6]

 

Ve yine şöyle buyurdu:

“Çünkü Allah, onu kendi yüce nurundan yaratmıştır. O nur doğduğunda gökler ve yer onun ışığıyla aydınlanmıştı; meleklerin gözleri onun nuruna bakmaya güç yetiremezdi. Melekler şöyle dediler: ‘Ey Rabbimiz! Ey Mabudumuz! Bu nasıl bir nurdur?’”

Allah-u Teâlâ meleklerine şöyle vahyetti:

“Bu nur, benim nurumdur; onu göklere yerleştirdim ve kendi azametimden yarattım. Onu, peygamberlerimin hepsinden üstün olan bir peygamberin sulbünden ortaya çıkaracağım. Bu nurdan, emrimi ayakta tutacak ve insanları hakka yönlendirecek önderler meydana gelecektir. Ben bu imamları, vahyin sona ermesinden sonra yeryüzünde kendi halifelerim kılacağım.” [7]

 

Neden “Muhaddese”?

İmam Cafer-i Sâdık (a.s), Hz. Zehrâ’nın (s.a) “Muhaddese” olarak adlandırılması hakkında şöyle buyuruyor:

“Hz. Fatıma’nın (s.a) isimlerinden birinin ‘Muhaddese’ olmasının sebebi, melekler onun huzuruna gelerek tıpkı Meryem’le konuştukları gibi onunla konuşurlardı. Melekler ona şöyle derlerdi: ‘Ey Fatıma! Şüphesiz Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı ve seni âlemlerdeki bütün kadınlara üstün kıldı.’” [8]

 

Ayrıca melekler onun sözlerini dinler ve onunla konuşurlardı. Hz. Fatıma (s.a) bir gece meleklere şöyle sordu:

“Peki Meryem, âlemlerin kadınlarının en üstünü değil miydi?” Melekler şöyle cevap verdi: “Meryem, kendi zamanının kadınlarının hanımefendisiydi; ancak Allah-u Teâlâ seni kendi zamanının kadınlarının, Meryem’in döneminin kadınlarının ve hatta ilkinden sonuna kadar bütün kadınların hanımefendisi kılmıştır.” [9]

 

Hz. Zehrâ’nın (s.a) Evliliği

İmam Cafer-i Sâdık (a.s), Allah-u Teâlâ’nın “İki derin denizi salıverdi, birbirine kavuşurlar.” [10] sözü hakkında şöyle buyurdu:

“Ali ve Fatıma iki derin denizdir; hiçbirisi diğerine taşmaz. Bu iki denizden inci ve mercan, yani Hasan ve Hüseyin (a.s) ortaya çıkmıştır.” [11]

 

Fedek

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:

‘Akrabaya hakkını ver ve yoksula da…’ ayeti nazil olduğunda, Peygamber Efendimiz (s.a.a) Cebrâil’e şöyle dedi: ‘Yoksulu biliyorum, fakat zûl-kurba kimlerdir?’ Cebrâil arz etti: ‘Onlar senin yakınlarındır.’

Bunun üzerine Hz. Resûlullah (s.a.a) Hasan (a.s), Hüseyin (a.s) ve Fatıma’yı (s.a) yanına çağırdı ve şöyle buyurdu: ‘Allah bana, sizin hakkınızı vermemi emretti. Bu sebeple Fedek’i size veriyorum.’” [12]

 

Hz. Zehrâ’nın (s.a) Namazı

“Kim iki adet iki rekâtlı namaz kılar (toplam dört rekât), bir selamla bitirir ve her rekâtta Fâtiha suresinden sonra elli defa ‘İhlas suresi’ okursa, bu namaz Hz. Fatıma’nın (s.a) namazıdır.” [13]

 

Cennet Kadınlarının Efendisi

Mufazzal şöyle diyor: İmam Cafer-i Sâdık’a (a.s) şöyle sordum: “Peygamber Efendimiz (s.a.a) ‘Fatıma, cennet kadınlarının efendisidir’ buyurmuştur. Peki o, kendi zamanının kadınlarının efendisi miydi?” İmam (a.s) şöyle buyurdu:

“Zamanının kadınlarının efendisi olan Meryem’di; fakat Fatıma (s.a) ilkinden sonuna kadar bütün cennet kadınlarının efendisidir.” [14]

 

Hz. Zehrâ’nın (s.a) Tesbîhi

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Fatımatü’z-Zehrâ’nın (s.a) tesbihi, her namazdan sonra her gün yapılırsa, benim yanımda bir günde kılınacak bin rekât nafile namazdan daha sevimlidir. Biz çocuklarımıza, namazı emrettiğimiz gibi Hz. Fatıma’nın (s.a) tesbihini söylemeyi de emrederiz.” [15]

 

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) başka bir yerde şöyle buyurmuştur:

“Kim farz namazdan sonra Fatımatü’z-Zehrâ’nın (s.a) tesbihini yüz defa getirip ardından ‘Lâ ilâhe illallah’ derse, Allah onu bağışlar.” [16]

 

Yine şöyle buyurmuştur:

“Kim Fatıma’nın (s.a) tesbihini farz namazdan sonra, yerinden kalkmadan yerine getirirse, Allah ona cenneti vacip kılar.” [17]

 

Hz. Fatıma’nın (s.a) Mushafı

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Yüce Allah, Peygamberinin (s.a.a) ruhunu kabzettiğinde, Fatıma (s.a) çok hüzünlendi ve üzüntüsünü Allah’tan başka kimse bilmedi. Bunun üzerine Allah, onu teselli etmek ve onunla konuşmak için bir melek gönderdi. Hz. Fatıma (s.a) bu durumu İmam Ali’ye (a.s) bildirdi. O da şöyle dedi: ‘Bu hâli hissettiğinde bana haber ver.’ Böylece Ali (a.s) melekle olan konuşmaları yazdı ve bu şekilde Fatıma’nın (s.a) Mushafı meydana geldi.” [18]

 

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) bu konuda yine şöyle buyurmuştur:

“Fatıma’nın (a.s) Mushafı gerçekten bizim yanımızdadır; fakat insanlar bu mushafın ne olduğunu bilmezler. O mushaf, hacim bakımından Kur’ân’ın üç katıdır ve onda bu Kur’ân’dan bir tek kelime bile yoktur. İçindekiler, yüce Rabbin annemize (Fatıma’ya) ilham edip dikte ettirdiği şeylerden ibarettir.” [19]

 

Hz. Zehrâ’ya (s.a) Velâyet ve Sevgi

“Allah’ın velîlerini sevmek ve onların velâyetini kabul etmek; onların düşmanlarından ve Âl-i Muhammed’e (s.a.a) zulmedenlerden, onların hürmetini çiğneyenlerden, Fedek’i Fatıma’dan (a.s)gasp edenlerden, mirasını engelleyenlerden, onun ve eşinin hakkını gasbedenlerden ve evini yakmaya kalkışanlardan beri olmak farzdır.” [20]

 

Neden ‘Sıddîka’?

Mufazzal şöyle diyor: İmam Cafer-i Sâdık’a (a.s) şöyle sordum: “Fatıma’yı (s.a) kim yıkadı (guslünü kim yaptı)?” İmam (a.s) şöyle buyurdu:

“Onu gusleden, Emîru’l-Müminîn Ali’dir (a.s).”

İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s) sözleri bana ağır gelmişti. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu:

“Görünüşe göre sana söylediklerim ağır geldi, öyle mi?”

Ben de arz ettim: “Size feda olayım, evet, öyledir.” İmam (a.s) buyurdu:

“Bu mesele sana ağır gelmesin; çünkü Fatıma ‘Sıddîka’ idi ve Sıddîka’yı, Sıddîk olan birinden başkası yıkayamaz. Bilmez misin ki Meryem’i de ancak İsa (a.s) yıkamıştır?” [21]

 

Hz. Zehrâ’nın (s.a) Şehadeti

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Fatıma’nın (s.a) vefatı yaklaşınca ağlamaya başladı. Emîru’l-Müminîn Ali (a.s) ona: ‘Ey sevgili hanımım! Neden ağlıyorsun?’ diye sordu. Hz. Fatıma (s.a) şöyle buyurdu: ‘Senin mazlumiyetin için ağlıyorum.’

Emîru’l-Müminîn Ali (a.s) şöyle buyurdu: ‘Ağlama; bu mesele benim için Allah yolunda çok kolaydır.’

 

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) buyuruyor:

“Hz. Zehrâ (s.a) vasiyet etti ki Ali (a.s), o iki halifenin (onu incitenlerin) cenazesine katılmasına izin vermesin. Hz. Ali (a.s) de onun vasiyetini yerine getirdi.” [22]

 

Seyyid Abbas Refii Pur Alevice

 

-----------

[1]- Bihârü’l-Envâr, c.16, s.79.

[2]- Emâlî-i Sadûk, s. 594.

[3]- Bihârü’l-Envâr, c. 43, s. 10.

[4]- Bihârü’l-Envâr, c. 43, s. 65.

[5]- Bihârü’l-Envâr, c. 43, s.16.

[6]- Meʿânî’l-Ahbâr, s. 64; İlelüş-Şerâyi, c.1, s.181; Avâlimü’l-Ulûm, c.11, s. 63.

[7]- İlelüş-Şerâyi, c.1, s. 179; Delâʾilü’l-İmâme, s. 54; Bihârü’l-Envâr, c. 43, s. 12.

[8]- Bihârü’l-Envâr, c. 43, s. 78.

[9]- Bihârü’l-Envâr, c. 43, s. 78.

[10]- Rahmân, 22.

[11]- İbn Şehrâşûb, Menâkıb, c. 3, s. 318; Hisâl, c. 1, s. 65.

[12]- Bihârü’l-Envâr, c. 8, s. 93.

[13]- Men lâ Yahzuruhû’l-Fakîh, c. 1, s. 564.

[14]- Bihârü’l-Envâr, c. 43, s. 26.

[15]- Furû-u Kâfî, c. 3, s. 343; Mirʾâtü’l-Ukûl, c. 15, s. 176.

[16]- Furû-u Kâfî, c. 3, s. 342.

[17]- Seyyid İbn Tâvûs, Felâhu’s-Sâʾil, s. 165.

[18]- Bihârü’l-Envâr, c. 26, s. 44, 43 ve 80; Usûl-u Kâfî, c.1, s. 240.

[19]- Bihârü’l-Envâr, c. 26, s. 38, h. 70.

[20]- Hisâl, c.2, s. 603.

[21]- Bihârü’l-Envâr, c. 27, s. 291, h. 7; Usûl-u Kâfî, c. 1, s. 459.

[22]- Avâlimü’l-Ulûm, c. 11, s. 494; Bihârü’l-Envâr, c. 43, s. 218.




Bu haber 678 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI