|
Tweet |
Bismillahirrahmanirrahim
Her askerî komutanın karşı karşıya bulunduğu en önemli meydan okumalardan biri, savaş alanında ortaya çıkabilecek bütün muhtemel gelişmelere cevap verebilecek bir talimatname hazırlamaktır; düşman saldırısının başladığı andan onun geri çekildiği ana kadar, en yoğun baskı anından takip fırsatına kadar uzanan tüm safhaları kapsayan bir düzenleme… Tarihin büyük komutanları, savaşçıların her şart altında ne yapmaları gerektiğini bilmelerini sağlayacak bir dizi ilke ve operasyonel kural belirlemeye daima gayret etmişlerdir. Bu makalede incelenen husus ise, Emîru’l-Mü’minîn Ali’nin (a.s) bir emridir ki, hayranlık uyandıran bir titizlikle, adeta modern bir ordunun muharebe yönetmeliğini gözler önüne sermekte ve düşmanla karşılaşmanın bütün muhtemel senaryolarını istisnasız biçimde kapsamaktadır.
İmam Ali (a.s), askerî beyanlarından birinde savaşçılara hitaben şöyle buyurmuştur:
“Düşman size doğru ilerlediğinde, hendeklerin ağızlarında saf bağlayınız… O anda kılıçtan başka bir şey yoktur. Saflar birbirine karıştıktan sonra yerinizi terk etmeyiniz. Onların yüzlerine bakmayınız ve çoklukları sizi korkutmasın. Bakışlarınızı yerdeki mevzilerinize yöneltiniz. Eğer size saldırırlarsa dizleriniz üzerine çökünüz ve kalkanlarla kendinizi koruyunuz; aralarında hiçbir boşluk bulunmayan sağlam bir saf oluşturunuz. Eğer geri çekilirlerse, kılıçlarla üzerlerine hücum ediniz. Eğer direnip yerlerinde kalırlarsa, siz de tertibiniz üzere sebat ediniz. Ve eğer kaçarlarsa, atlara bininiz ve düşmanı takip ediniz.” [1]
Operasyonel İlkelerin Tahlili
1. Mühendislik İstihkâmlarına Dayalı Savunma
İmam Ali’nin (a.s) ilk emri, hendeklerin ağızlarında saf tutulmasıdır. Hendek kazımı, savaş tarihinde en eski ve aynı zamanda en etkili savunma yöntemlerinden biridir. İmam (a.s), bu emirle savaşçıları düşmanla dayanıksız ve korumasız bir karşılaşmadan alıkoymakta ve onları mühendislik engellerinin gerisinde konuşlandırmaktadır. Bu ilke, modern savaşta da siperler, beton tahkimatlar ve yer altı savunma hatları şeklinde varlığını sürdürmektedir.
2. Mevzinin Muhafazası ve Zemine Tutunma
“Lüzûmu’l-arz” ifadesi, en hayati askerî ilkelerden biridir. İki ordunun safları birbirine karıştıktan sonra, her türlü keyfî geri çekilme savunma hattını kırabilir ve felakete yol açabilir. Savaşçı, bulunduğu mevkiye adeta çakılı kalmalı ve en şiddetli baskılar altında dahi bulunduğu zemini terk etmemelidir.
3. Düşmanın Psikolojik Harbine Karşı Koyma
İmam (a.s), son derece ince psikolojik boyutlar taşıyan iki talimat vermektedir:
“Onların yüzlerine bakmayınız” ve “Onların çokluğu sizi dehşete düşürmesin.”
Öfkeli ve silahlı düşmanın yüzüne bakmak, korku ve tereddüt doğurur. Aynı şekilde düşman kuvvetlerinin sayısını dikkate almak, aşağılık duygusunu ve yetersizlik hissini pekiştirir. İmam (a.s), bu iki emirle savaşçının zihnini moral zayıflatıcı unsurlardan uzaklaştırmakta ve onu göreve odaklamaktadır. Buna karşılık “yeryüzündeki mevzilerinize bakınız” buyruğu, savaşçıya toprağını, yurdunu ve arkasında duran unsurları hatırlatır; yani aileyi, kimliği ve savunulması savaşa anlam kazandıran değerleri.
4. Kırılganlığın Azaltılması
Düşman saldırıya geçtiğinde, İmam (a.s) ayakta savaşmayı emretmez; bilakis dizler üzerine çökülmesini ve kalkanların öne alınmasını buyurur. Diz çökme, bedenin ok ve darbelere maruz kalan yüzeyini asgariye indirir; bu durumda kalkan ise, daha kapsamlı bir koruma sağlar. “Aralarında hiçbir boşluk bulunmayan sağlam bir saf” vurgusu, bu savunmanın bireysel değil, kolektif ve bütünleşik olduğunu göstermektedir; düşmanın sızabileceği hiçbir gedik bırakmayan bir kalkan duvarı.
Dört Senaryoya Verilen Cevap
Bu emrin belki de en kıymetli yönü, İmam’ın (a.s) hiçbir ihtimali karşılıksız bırakmamış olmasıdır. Nitekim savaş alanında muhtemel dört senaryoyu tespit etmiş ve her biri için belirli bir talimat vaz etmiştir:
Birinci senaryo: Düşman saldırır.
Cevap: Diz çökerek kalkanla savunma ve safların boşluksuz muhafazası.
Amaç: Darbeyi karşılamak ve saldırganı yıpratmak.
İkinci senaryo: Düşman geri çekilir.
Cevap: Derhal kılıçla karşı taarruza geçmek.
Amaç: Geri çekilme hâlindeki düşmanın zayıflık ve kırılganlık anından, yeniden tertiplenme fırsatı bulmadan önce istifade etmek.
Üçüncü senaryo: Düşman yerinde durur ve direniş gösterir.
Cevap: Tertibin muhafazası ve yıpratma harbi.
Amaç: Düşmana sinir harbi ve bekleme baskısı yükleyerek, yoruluncaya yahut hata yapıncaya kadar onu zorlamak.
Dördüncü senaryo: Düşman kaçar.
Cevap: Atlara binerek takip etmek.
Amaç: Kaçan düşmanın savaş gücünü tamamen imha etmek ve geri dönüp yeniden kuvvet toplamasını engellemek.
Bu kısa fakat son derece muhtevalı emir, Emîru’l-Mü’minîn Ali’nin (a.s) savaşı basit ve doğrusal bir hadise olarak değil, her an değişebilen, dinamik ve çok katmanlı senaryolar bütünü olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Mühendislik temelli savunma, mevzinin korunması, psikolojik harbe karşı koyma, kırılganlığın azaltılması, ani karşı taarruz, yıpratma harbi ve kaçan düşmanın takibi gibi ilkelerin tümü, askerî bilimin sabit ve kalıcı esasları arasında yer almakta ve günümüzde de modern orduların talimatnamelerinde kabul görmektedir. Fark şudur ki, İmam (a.s) bu ilkeleri yirminci yüzyıl askerî akademilerinde değil, on dört asır önce, ilahî basirete ve saha tecrübesine dayanarak beyan buyurmuştur. Bu hakikat, söz konusu fikrî-askerî mirasın büyüklüğünü daha da belirgin kılmaktadır.
------------
[1]- Nu‘mân el-Mağribî, Deâʾimü’l-İslâm, c. 1, s. 373.
