Bugun...



Tebliğ Ayeti ve Hz. Ali'nin (a.s) İmameti

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Tarih: 21-07-2022 18:09

Tebliğ Ayeti ve Hz. Ali'nin (a.s) İmameti

Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bu görevini yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kâfir olan bir topluluğu başarıya ulaştırmaz.”[1]

Yukarıdaki ayetin üslubundan, söz konusu görevin çok önemli olduğu kolaylıkla anlaşılmaktadır. Zira yerine getirilmemesi hâlinde elçilik görevinin eksik kalacağı ve tamamlanmamış olacağı belirtilmektedir. Bunun tevhit, mücadele, vb. görevler sınıfından olmadığı da ortadadır. Çünkü söz konusu ayetin indiği sırada bu tür meseleler tamamen halledilmiştir. Ayetin Resulullah'ın (s.a.a) ömrünün son yılında inmiş olması, hilafet ve imamet meselesiyle ilgili olduğunu gösteriyor. Çok sayıda Ehlisünnet âlimi (müfessir ve tarihçi) bu ayetin Gadir günü nazil olduğunu ve Hz. Ali (a.s) hakkında inmiş olduğunu vurgulamaktadır.

Merhum Allame Emini “el-Gadir” adlı ünlü eserinde Gadir hadisini 110 sahabeyle 360 âlim ve önemli İslâmî kaynaklardan aktarır. Bunca belge ve kaynağa dayalı bu hadisi hiçbir İslâm âlimi reddetmemiş, sahihliğinde zerrece tereddüde yer kalmamıştır. Hz. Ali'nin (a.s) tartışmasız hilafetiyle ilgili sadece bu ayetle Gadir hadisi yeterli sayılacak ve başkaca hiçbir belgeye gerek duyulmayacak kadar net ve sağlam senetlerdir.

Hz. Ali'yle (a.s) evlâtları ve onların imameti hakkında nazil olan daha birçok ayet vardır ve bütün Müslümanların da inandığı üzere Ehlibeyt Kur'ân'ın, Kur'ân'ın da Ehli-beyt'in müfessiri olup, Sekaleyn Hadisi gereğince bu ikisi kıyamete kadar asla birbirinden ayrılmayacaktır.

Nuru's-Sekaleyn, Burhan ve Ayyaşî gibi ünlü tefsirlerle “Gayet'ul Meram” vb. kaynak eserlerde bu mesele etraflıca anlatılmaktadır. Biz bu kadarıyla yetiniyor ve bahsimizi ünlü “Gadir-i Hum” hadisiyle tamamlıyoruz:

Gadir Hadisi ve Hz. Ali'nin (a.s) İmameti

Hz. Resul-ü Ekrem efendimiz (s.a.a) hicretin 10. yılında hac farizasını yerine getirmek üzere Mekke'ye gitti. Bu, onun son haccı olduğundan İslâm tarihinde "Veda Haccı" adıyla anılır. Bu yolculukta Hz. Peygamber'le (s.a.a) birlikte hacceden Müslümanların sayısının 120 bini bulduğu yazılıdır. Zilhicce ayının 18. günü, Medine'ye dönüşte, Mekke'yle Medine arasında "Gadir-i Hum" denilen bir yerde Cebrail inerek Hz. Peygamber efendimize (s.a.a) şu ayeti getirdi:

Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bu görevini yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kâfir olan bir topluluğu başarıya ulaştırmaz.”[2]  

Müslümanlar dağılmadan Hz. Resulullah (s.a.a) herkesin toplanmasını ve burada konaklamalarını emretti. İleri gidenler geri döndüler ve geride kalanlar varıp, Hz. Peygamber'e (s.a.a) ulaştılar. Hava fevkalade sıcaktı. Kavurucu güneşin altında Müslümanlar, öğle namazını Hz. Peygamber'in (s.a.a) imametinde kıldıktan sonra, hazret bir hutbe okudu ve bu hitabesinde şöyle buyurdu:

“Ey Müslümanlar! Ben yakında Rabbimin çağrısına lebbeyk diyecek ve aranızdan ayrılacağım. Size söyleyeceklerim var; herkes beni duyabiliyor mu?”

Kalabalık, hep bir ağızdan "Evet, ya Resulullah!" diye bağırınca, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ey insanlar! Müminlere, bizzat kendilerinden daha evlâ olan kimdir?”

Kalabalık "Allah ve Resulü daha iyi bilir!" deyince şöyle buyurdu:

“Yüce Rabbim benim mevlamdır (efendimdir), ben de müminlerin mevlası (efendisi) ve lideriyim ve müminlere bizzat kendilerinden daha evlayım!”

Bu sırada, yanında duran Hz. Ali'nin (a.s) kolunu tutup havaya kaldırdı. Her ikisinin de koltuklarının beyazı görünüyordu ve devamında şöyle buyurdu:

“Biliniz ki, ben kimin mevlası (efendisi) ve lideri isem, Ali de onun mevlası ve lideridir!”

Bu cümleyi üç kez tekrarladıktan sonra, yüzünü göğe çevirip şöyle buyurdu:

“Allah'ım! Onu seveni sev ve ona düşman olana düşman ol! Ona yardım edene yardım et! Onu küçük düşüreni küçük düşür! Nereye yönelirse, hakkı onunla kıl!”

Sonra Müslümanlara dönerek "Burada olanlar, olmayanlara bunu duyursun!" buyurdu. Toplananlar henüz dağılmadan Cebrail (a.s) inerek "Bugün dininizi kemale erdirdim; size olan nimetimi tamamladım ve İslâm'ın sizin dininiz olmasına razı oldum!" [3] ayetini getirdi.

Bunun üzerine Hz. Resulullah (s.a.a) sevinçle tekbir getirip, şöyle buyurdu:

“Allah-u Ekber! Allah-u Ekber! Yüce Rabbim benim elçiliğim ve benden sonra Ali'nin velayetiyle dini kemale erdirdi; nimeti tamamladı ve razı oldu!”

Bunu duyan Müslümanlar da coşku ve sevinçle Hz. Ali'yi (a.s) kutlamaya başladılar. Bu arada Ömer de "Kutlu olsun, kutlu olsun, ya Ali! Ne mutlu sana! Artık benim ve kadın-erkek bütün müminlerin efendisi oldun!" dedi.

Bu hadis, kimi yerde tafsilatlı, kimi yerde özet şekilde ve ifade üslubunda çok az farklılıklarla çok sayıda Sünnî ve Şia ulemasınca nakledilmiş ve hiçbir İslâm âlimi bu hadisenin vukuu ve bu hadisin beyanını reddetmemiştir. Merhum Behrânî “Gayetu'l-Meram” adlı ünlü kaynak eserinde bu hadisi Ehlisünnet'ten 89 ve Ehlibeyt'ten 43 senetle nakleder. Bu konuda başvurulabilecek en tafsilatlı kaynak eser, merhum Allame Emini'nin “el-Gadir” kitabıdır.

"Mevlâ" Kelimesinin Anlamı Nedir?

Hz. Ali'nin (a.s) velayetini içine sindiremeyen bazıları bu hadisin senet ve güvenilirlik açısından inkârının imkânsız olduğunu görünce "mevlâ" kelimesine sarılmış ve hadiste geçen "mevlâ"nın "dost" anlamında kullanıldığını öne sürmeye kalkışmıştır.

Biz burada bir değil, on delille bu hadisteki "mevlâ" kelimesinin sadece velayet ve liderlik anlamında kullanıldığını ve esasen "dost" anlamında kullanılmasının, hadisin mazmununa aykırı olduğunu ispatlayacağız:

1- Hz. Resulullah (s.a.a) Hz. Ali'yi (a.s) imam ilân etmeden bir önceki cümlesinde "Ben bütün müminlere, bizzat kendilerinden evlâyım!" buyurmaktadır. Bu cümledeki vurgu velayet olduğuna göre, bunun hemen akabinde aynı kelimeyle (veli) kullanılan vurgu da velayet anlamındadır. Aksi takdirde, hadiste ard arda ifade edilen iki cümle arasında -haşa- anlam bütünlüğünün bulunmadığı iddia edilmiş olacaktır.

2- Hz. Ali'nin (a.s) imametinin ilânından önce inen Tebliğ Ayeti'nde Hz. Peygamber'e (s.a.a) "Bu görevi yerine getirmezsen, peygamberlik vazifen eksik kalmış olacaktır" buyruluyor.

Hz. Peygamber efendimiz (s.a.a) o gün, o sıcağın altında Hz. Ali'yi (a.s) "dost"u olarak ilân etmeyecek olsa "peygamberlik vazifesi" eksik mi kalmış olacaktı?

Hz. Resulullah (s.a.a) Hz. Ali'yi (a.s) ne kadar sevdiğini daha önce defalarca söylemiş ve defalarca ilân etmiş değil miydi?

Böyle bir ilânın, Müslümanlar için yeni ve bilinmeyen bir şey olduğu söylenebilir mi gerçekten?

3- Kur'ân'da, hakkında "o, kendi istek ve eğilimleriyle konuşmaz asla!" buyrulan bir peygamberin o çölde, o kavurucu sıcağın altında yol yorgunu binlerce insanı sırf "Ben kimin dostu isem, Ali de onun dostudur" demek için bekletip alıkoyduğu düşünülebilir mi acaba?

4- Hz. Ali'nin (a.s) imam olarak ilân edilip, tanıtılmasından sonra inen ayette "Bugün kâfirler sizden umutlarını kesmiş oldu artık…"[4]  ve "Bugün dininizi kemale erdirdim; size nimetimi tamamladım ve İslâm'ın sizin dininiz olmasına razı oldum."[5] şeklinde ifadeler buyrulmaktadır. Bu ifadelerin sırf Hz. Ali'nin (a.s) Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından dost ve arkadaş olarak tanıtılmasıyla ilgili olduğu nasıl iddia edilebilir?

5- Aralarında Ömer'in de bulunduğu onca sahabenin büyük bir sevinçle Hz. Ali'ye (a.s) koşup onu tebrik etmelerinin sebebi, Hz. Ali'yle (a.s) Hz. Resulullah'ın (s.a.a) dost ve arkadaş olduğunu öğrenmiş olmaları mıdır gerçekten? Sahabe bu dostluk ve arkadaşlığı bilmiyordu da, o gün mü öğrenmiş oldu?

6- Gadir günü bizzat Hz. Peygamber (s.a.a) ve onun masum Ehlibeyt'i tarafından Müslümanların en büyük bayramlarından biri olarak ilân edilmiş; bunun her yıl hatırlanması ve zihinlerde sürekli canlı tutulması istenmiştir. Bu günün en büyük İslâm bayramları arasında yer alması bu iki yüce insanın dost ve arkadaşlıklarını ilân etmek için miydi gerçekten?

7- Tanıtım ve ilân öncesinde inen ayette "Allah seni düşmanlardan koruyacaktır…" buyrulmaktadır. Hz. Resulullah'a (s.a.a) verilen bu güvence ve emniyet bildiriminin nedeni nedir? Hz. Resulullah (s.a.a) Hz. Ali'yle (a.s) dost ve arkadaş olduğunu mu açıklamaktan korkuyordu, yoksa mesele çok daha kritik olan "kendisinden sonra kimin halife ve ümmetin imamı olacağının açıklanması" mıydı?

8- O günden bugüne İslâm şairlerinin Gadir hakkında söylediği bütün şiirlerde bu olayın Hz. Ali'nin (a.s) imameti ve velayeti ile ilgili olduğu işlenmekte ve Hz. Ali'nin (a.s) halife olduğu açıkça vurgulanmaktadır. Merhum Allame Emini bu şiirleri el-Gadir'in 1. cildinde toplamıştır.

9- Emirü'l-Müminin Hz. Ali'yle (a.s) Ehlibeyt İmamları birçok yerde, Gadir hadisini imametlerinin delilleri arasında göstermiş ve onları dinleyenler bir kez olsun bunu velayet ve liderlikten başka anlamda algılamamışlardır.

10- Merhum Allame Emini, “el-Gadir” adlı eserinin 1. cildinin 214. sayfasında ünlü Ehlisünnet müfessir ve tarihçisi Muhammed İbn-i Cerir-i Taberî'den nakille, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Tebliğ Ayeti'nin nüzulünden sonra şöyle buyurduğunu yazar:

“Cebrail, yüce Rabbimin, benden şurada durup, siyah-beyaz herkese şunu bildirmemi istediğini söyledi: "Ebu Talib oğlu Ali benim kardeşim, vasim, halifem ve benden sonra sizin imamınızdır!”

 

---------------

[1]- Mâide, 67

[2]- Mâide, 67.

[3]- Mâide,  5.

[4]- Mâide, 3.

[5]- Mâide, 4.




Bu haber 432 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER AKAİT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI