Bugun...



Melekler İsmet (Masum Olma) Derecesine Sahip midir?

Bismillahirrahmanirrahîm

facebook-paylas
Tarih: 15-12-2025 12:57

Melekler İsmet (Masum Olma) Derecesine Sahip midir?

Soru:
Meleklerin masum olduklarını söyleyebilir miyiz? Onların farklı ismet derecelerine sahip oldukları ileri sürülebilir mi?

 

Kısa Cevap:
Melekler son derece şerefli ve latif varlıklardır; Kur’an ayetlerinde de ifade edildiği üzere pek çok güzel nitelik ve özelliğe sahiptirler. Bunlardan biri, toprak ve hayvanî sıfatların onların varlığında yer almamasıdır. Esasen günah ve masiyet işlemeye yönelik ne bir eğilimleri ne de böyle bir kudretleri vardır. Bu sebeple her türlü günah ve masiyetten temiz ve münezzehtirler.

 

Dolayısıyla, ismet ve masumiyet yalnızca günah ve masiyet işlememek anlamında ele alınırsa, meleklerin de masum oldukları söylenebilir; zira onlar her türlü günah ve masiyetten arınmışlardır. Ancak ismet, Allah’ın yardımıyla peygamberler ve imamlar (a.s.) için meydana gelen; ilâhî takvaya dayalı bir nefis meleke­si ve ruhî hâl anlamında kabul edilirse, yani insanî özelliklere, şehvet ve öfke güçlerine ve günah işleme kudretine sahip olmalarına rağmen, kendi iradeleriyle günahtan uzak durmaları kastedilirse, melekler bu anlamda ismet sahibi değildirler.

 

Ayrıntılı Cevap:
Melekler, her türlü günah ve masiyetten temiz ve münezzeh olan son derece şerefli ve latif varlıklardır. Kur’an-ı Kerîm onların makamını büyük bir yücelikle anmış; hatta meleklere iman etmeyi, Allah’a, peygamberlere ve semavî kitaplara imanla aynı düzlemde zikretmiştir. [1]

 

Kur’an-ı Kerîm meleklerin özelliklerini şu şekilde sıralamaktadır:

1- Melekler akıl ve idrak sahibi varlıklardır ve Allah’ın değerli kullarıdır. [2]

2- Onlar Allah’ın emrine tam bir itaat içindedirler ve O’na asla isyan etmezler. [3]

3- Sürekli olarak Allah’ı tesbih ve takdis ederler: “Melekler Rablerini hamd ile tesbih eder ve yeryüzünde bulunanlar için bağışlanma dilerler.” [4]

4- Meleklerin tamamı, Hz. Âdem’in (a.s) yaratılışı sebebiyle ona secde etmiş ve Âdem onların öğreticisi olmuştur. [5] Bu durum, insanın istidat ve tekâmül kabiliyeti bakımından meleklerden daha üstün bir konumda bulunduğunu göstermektedir.

5- Melekler ne yerler ne içerler ne de evlenirler. Nitekim İmam Cafer-i Sâdık’tan (a.s) nakledilen bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

“Melekler yemek yemez, su içmez ve evlenmezler; bilakis ilâhî Arş’ın esintisiyle hayat bulurlar.” [6]

6- Meleklerde ne uyku vardır ne de gevşeklik ve gaflet. Nitekim Hz. Ali (a.s) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:

“Onlarda ne gevşeklik vardır, ne gaflet, ne de isyan… Uyku onlara galip gelmez; akılları dalgınlık ve unutkanlığa düşmez; bedenleri gevşekliğe meyletmez ve ne babaların sulbünde ne de annelerin rahimlerinde yer alırlar.” [7]

7- Meleklerin makamları ve dereceleri farklıdır; bazısı daima rükû hâlindedir, bazısı ise sürekli secde hâlindedir.

“Bizden her birinin bilinen bir makamı vardır; biz daima saf tutmuş, O’nun emrini bekleriz ve sürekli O’nu tesbih ederiz.” [8], [9]

Ancak şu soru ortaya çıkmaktadır: Bu kadar şerefli ve latif varlıklar, aynı zamanda masum mudurlar, yoksa değil midirler? Bu soruya cevap verebilmek için öncelikle ismetin tanımını yapmak gerekir.

 

“İsmet” (masum olma), lügatte “korumak” ve “engellemek” anlamına gelir; terim olarak ise, insanı günahtan, hatta hata ve yanlıştan alıkoyan bir hâl ve nefis mele­kesi şeklinde tanımlanır. [10]

 

Buna göre “ismet makamı”, Allah’ın yardımıyla peygamberler ve imamlar (a.s) için meydana gelen bir nefis mele­kesi ve ilâhî takva hâlidir. Ancak bu hâl, onların günah işlemeye güç yetiremedikleri anlamına gelmez. Bilakis bu nefis mele­kesine sahip olanlar, günaha ulaşma imkânları ve onu işleme kudretleri bulunmasına rağmen, kendi irade ve tercihleriyle günahtan uzak durur ve asla masiyet işlemezler.

 

Bu durum, son derece bilgili bir hekimin, tehlikelerinin farkında olduğu son derece zehirli bir maddeyi—onu alma gücüne sahip olmasına rağmen—asla tüketmemesine benzer. Zira onun bilgi birikimi ile fikrî ve ruhî altyapısı, kendi arzu ve iradesiyle bu fiilden kaçınmasını sağlar.

Şu hususa da dikkat edilmelidir ki ismet, Allah’ın peygamberlere ve imamlara (a.s) ağır liderlik sorumluluğu sebebiyle bahşettiği özel bir lütuftur. Dolayısıyla ismet, faydası bütün insanlara ulaşan bir ayrıcalıktır. [11]

İsmetin anlamı ve hakikati dikkate alındığında şu sonuca varılabilir: Melekler her ne kadar her türlü günah ve masiyetten temiz ve münezzeh iseler de, peygamberler ve imamlarda (a.s) bulunan anlamda bir “ismet makamı”na sahip değildirler.

 

Evet, “ismet” kavramının anlamı genişletilir ve onu—günah işlemeye kudretin bulunmaması dâhil, her ne sebeple olursa olsun—günahın hiç işlenmemesi şeklinde anlarsak, meleklerin de masum oldukları söylenebilir. Zira onlarda günaha ve onu işlemeye yönelik hiçbir eğilim ve çekim mevcut değildir; aksine onlar daima Rablerini tesbih ve takdis hâlinde olup O’nun emirlerini eksiksiz yerine getirirler.

 

Bununla birlikte bütün melekler aynı seviye ve derecede değildir; bilakis farklı mertebelere sahiptirler. Nitekim Kur’an-ı Kerîm şöyle buyurmaktadır:

“Bizden hiç kimse yoktur ki bilinen bir makamı olmasın.” [12]

 

Bazıları, Cebrâil, Mîkâil, İsrâfîl ve Azrâil gibi ilâhî huzurun mukarreb meleklerindendir ve dereceleri son derece yücedir. Hikmet ve felsefe ehli onları “rüûsü’l-melâike” (meleklerin başları/öncüleri) olarak nitelendirir. Diğer bazı melekler ise daha alt derecelerde yer almakta olup her biri kendine özgü bir görevi yerine getirmektedir. Hz. Ali (a.s) meleklerin derecelerini ve görevlerini şu şekilde ifade etmektedir:

“Onlardan bir kısmı, Rabbin vahyini peygamberlere ulaştıran eminlerdir; bir kısmı Allah’ın kullarının koruyucularıdır; bir kısmı da O’nun cennetinin kapıcılarıdır…” [13]

 

Buna karşılık, bazı meleklerin ilâhî emre muhalefeti ve buna bağlı olarak cezalandırılmalarıyla ilgili—Fıtrus rivayeti gibi—nakledilen haberler kesinlik arz etmemektedir; nitekim bütün İslâm âlimleri bu tür rivayetleri kabul etmiş değildir. Bazı âlimler, Fıtrus hadisesinin ispatlanmaya muhtaç olduğunu ileri sürerler; zira “Fıtrus” kelimesi Yunanca kökenlidir ve Şabân'ın üçüncü duasında da açıkça “melek” olarak nitelendirilmemiştir. Orada ifade şu şekildedir: “Ve ‘âze Fıtrus bi-mehdihî”; yani “Fıtrus, İmam Hüseyin’in (a.s) beşiğine sığındı.” Öte yandan bu duanın senedinin de ayrıca incelenmesi ve güvenilirlik derecesinin belirlenmesi gerektiği belirtilmektedir… [14]

 

Bir başka grup ise meleklerin günah işlemesini ve cezalandırılmasını bütünüyle reddeder ve şöyle der: Fıtrus’un isyanına dair rivayet, Onlar ikrama mazhar kılınmış kullardır [15] ayetiyle ve Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmezler; emrolunduklarını yerine getirirler[16] ayetiyle çelişmektedir.

Bu nedenle, bu yaklaşımı benimseyenlere göre meleklerin isyanı kabul edilemez.

 

Öte yandan Şiî âlimler, bu tür rivayetlerin sahih olduğu varsayımından hareketle bazı ihtimaller ileri sürmüşlerdir. Bunlardan bazıları şudur:

1- Bazı müfessirlere göre meleklerin cezalandırılması ve uyarılması, günah ve isyan sebebiyle değil; “terk-i evlâ”dan kaynaklanmıştır. Terk-i evlâdan maksat, ilâhî emirleri yerine getirirken öncelik derecesi daha yüksek olan bir fiilin terk edilip, önceliği daha düşük olan bir fiile yönelinmesi yahut bir amelin, önceliğinin daha fazla olduğu zaman ve şartlarda terk edilip başka bir zaman ve şartta yerine getirilmesidir. Bu sebeple de uyarı ve cezaya maruz kalmışlardır. [17]

2- Bazıları, meleklerin isyanı ve cezalandırılması problemini çözmek amacıyla, bu tür rivayetlerin insanlara benzer bir melek grubuna ait olabileceği ihtimalini ileri sürmüşlerdir. Buna göre, bazı haber ve hadislerde “yeryüzü melekleri” olarak adlandırılan bir melek zümresinden söz edilmektedir. Bunlar görünmez varlıklar olmakla birlikte, insanlara oldukça benzer olabilirler; yani mükellefiyet kabul ederler ve zaman zaman itaatsizlik gösterebilirler. Bu varlıkların hakikati bize tam olarak açık değildir… Hatta bazı rivayetlerde, kimi meleklerin bu âlemin unsurlarından yaratıldığı da ifade edilmiştir. [18]

3- Bazılarına göre ise, Fıtrus’un melek oluşu ve bu konudaki rivayetlerin senedinin doğruluğu birlikte ispat edilse bile, bu durum Allah’a isyan etmezler [19] ayetiyle çelişmez. Zira melekler tek tip değildir. Arşı taşıyan melekler ve vahyi taşıyan melekler son derece yüce bir makama sahiptirler: Bizden hiç kimse yoktur ki bilinen bir makamı olmasın.” [20] Vahyi taşıyan melekler masumdurlar ve onlar için tekâmül söz konusu değildir. Ayrıca bütün meleklerin tek bir türden olduğu ve insan gibi gelişmiş bir nefse sahip meleklerin bulunmadığına dair elimizde kesin bir delil yoktur. Dolayısıyla Fıtrus’un yeryüzü meleklerinden sayılması ve göksel yahut uhrevî meleklerden farklı bir mahiyete sahip olması mümkündür. [21]

 

Hz. Ali’nin (a.s) meleklerin nitelik ve özelliklerine dair beyanlarında geçen ifadeler dikkate alındığında, eğer bu sözleri “melek, melek olmak bakımından” yapılan genel bir tasvir olarak kabul eder ve Hz. Ali’nin (a.s) bütün melekleri tanımlama makamında bulunduğunu söylersek, bu durumda meleklerin en alt derecesinin dahi bu özelliklere sahip olması gerekir. Buna göre onlar hakkında—terk-i evlâ ve mertebesel (makamsal) hata anlamı dışında—bir masiyet tasavvur edilemez. [22] Ancak Hz. Ali’nin (a.s) belirli bir melek grubunu niteleme makamında olduğunu söyler ve buna bu konudaki diğer rivayetleri delil getirirsek, yukarıda işaret edilen iki açıklamadan birine yönelmek durumunda kalırız.

 

Sonuç olarak, melekler maddî olmayan varlıklar oldukları için, onlar hakkında kesin ve ayrıntılı bilgiye ulaşmak ancak ayetler ve rivayetler yoluyla mümkündür. Bununla birlikte her rivayete de dayanmak doğru değildir; aksine rivayetlerin senet ve delâlet bakımından bütünüyle güvenilir olması gerekir. Böyle bir rivayete ulaşılıncaya kadar başvurulacak tek temel kaynak ise Kur’an ayetleridir.

 

-----------

[1]- Bakara, 2/285.

[2]- Enbiyâ, 21/26.

[3]- Enbiyâ, 21/27; Ayrıca bk. Tahrîm, 66/6.

[4]- Şûrâ, 42/5.

[5]- Bakara, 2/30–34.

[6]- Bihârü’l-Envâr, c. 59, s. 174, h. 4.
“Şüphesiz melekler ne yerler ne içerler ne de evlenirler; onlar yalnızca ilâhî Arş’ın esintisiyle hayat bulurlar.”

[7]- Bihârü’l-Envâr, c. 59, s. 175.
“Onlarda ne gevşeklik vardır ne de gaflet; onlarda isyan da yoktur… Göz uykusu onlara galip gelmez, akılları dalgınlığa ve unutkanlığa düşmez; bedenleri gevşemez. Babaların sulbünde yer almazlar ve annelerin rahimlerine sığınmazlar.”

[8]- Sâffât, 37/164–166.

[9]- Tefsîr-i Numûne, c. 18, s. 174–176.

[10]- Misbah Yezdî, Muhammed Takî, Usûl-i Akāid, c. 2, s. 121.

[11]- Tefsîr-i Numûne, c. 17, s. 304.

[12]- Sâffât, 37/164.

[13]- Nehcü’l-Belâğa, Feyzü’l-İslâm neşri, Hutbe 1.

[14]- Porsesh u Pâsukhâ der Mahzar-i Âyetullah Cevâdî Âmulî, c. 2, s. 88.

[15]- Enbiyâ, 21/26:

[16]- Tahrîm, 66/6:

[17]- Âyetullah Mekârim Şîrâzî, yüz yüze soru-cevaplar.

[18]- Murtazâ Mutahharî, Tevhîd, s. 342.

[19]- Tahrîm, 66/6:

[20]- Sâffât, 37/164.

[21]- Ayetullah Cevâdî Âmulî’nin Huzurunda Tavsiyeler, Sorular ve Cevaplar, c. 2, s. 87–88.

[22]- Bu konuda, Muhammed İhsânîfer’in “Fıtrus Meleği Rivayetleri Üzerine Bir İnceleme” adlı makalesine bk. (Ulûm-i Hadîs dergisi, yıl 9, sayı 4, kış 1383/2004, s. 68–80). Müellif bu makalede Fıtrus’a dair rivayetlerin senedini güvenilir kabul etmekte ve meseleyi “mertebesel günah” olarak değerlendirmektedir; mertebesel günahın ise, ismetle çelişmediğini savunmaktadır.




Bu haber 489 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SORU-CEVAP Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI