Bugun...



İmam Cafer Sadık’ın (a.s) Şehadeti

Kevser Kültür Merkezi ailesi olarak, İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şehadeti dolayısıyla Veliyyi Emri Müslimin’e, Müçtehitlerimize ve tüm Ehlibeyt âşıklarına tesliyet arz ederiz.

facebook-paylas
Tarih: 04-05-2024 10:56

İmam Cafer Sadık’ın (a.s) Şehadeti

Hicri kameri 148 yılında İmam Cafer Sadık (a.s) Hak davetine lebbeyk dedi ve sadece İslam dünyasını değil, bilim ve marifet dünyasını ve hakikat peşinde olan herkesi mateme boğdu. İmam Sadık’ın (a.s) başlattığı hareketin azametini anlamak için ilkin, o hazretin yaşadığı dönemin şartlarına şöyle bir göz atmak gerekir.

 

İmam Sadık (a.s) 34 yıllık imameti boyuncu beş Emevi ve iki Abbasi hükümdarı ile çağdaştı. Bu sürece içerisinde İmam Sadık (a.s) programlarında iki temel hedefi gözetledi. Bu hedeflerden biri, zalim hükümdarların zulmüne karşı çıkmak ve zulmü temel itibarı ile reddetmek; diğeri ise, insanların fikri gelişmesini sağlamak ve İslam’ın asil kültür ve düşüncesi ile tanıştırmak için ilmi ve kültürel devrim gerçekleştirmekti. Gerçekte İmam Sadık (a.s) böylece İslam’ın parlak ve nurani simasından hurafeleri silmeye çalışıyordu.

 

Emevi ve Abbasi hanedanları iktidar için çatıştıkları dönemlerde, Ehli Beyt (a.s) fertlerini rahatsız etmeye ve baskı uygulamaya daha az fırsat buluyordu. Bu yüzden İmam Sadık (a.s) ilmi ve kültürel programlarını hayata geçirmek için daha ideal bir fırsat yakaladı.

 

İmam Sadık (a.s), İslami toplumda ilmi coşkunun doruğa ulaştığı bir dönemde yaşıyordu. O dönemde tefsir, hadis, fıkıh, kelam, tıp ve felsefe gibi ilimler oldukça yaygındı ve insanlar çeşitli ilimleri öğrenmek için can atıyordu. Bunun dışında İmam Sadık (a.s) döneminde çeşitli mezhep ve tarikatlar ortaya çıkmış ve İslam toplumu türlü yabancı düşüncelerin saldırılarına maruz kalmıştı. Bu şartlarda imam Sadık’ın (a.s) parlayan düşünce güneşi İslam semalarında nur saçmaya başladı ve düşmanların gözlerini kamaştırdı.

 

Öte yandan Abbasi hanedanının İslam dinine bağlı olmaması ve yine insanların sorunları ile ilgilenmemesi yüzünden İslami toplumda özel bir kargaşa ve şaşkınlık yaşanıyordu. O dönemde küfür düşünceleri yaygınlaşmış ve İslam dinini tebliğ etmekle görevli olanlar genellikle saraydan besleniyordu. Abbasi halifeler de Emevi halifeler gibi dini kavramları kendi çıkarları doğrultusunda sömürüyordu. Bu şartlar tabi ki İmam Sadık’ın (a.s) işini daha da zorlaştırıyordu. Ancak İmam Sadık (a.s) planlı bir şekilde hareket ederek, en başta halk arasında yaygın olan İslami düşünce ve inanca çeki düzen verdi. İmam (a.s) halkın dini sorularını cevaplayarak, Kur’ani ve dini ilimleri bilimsel bir yöntemle yeniden ifade etti. Bu süreçte İmam Sadık (a.s), Hişam b. Hakem, Muhammed b. Müslim ve Cabir b. Hayyan gibi talebeleri yetiştirdi.

 

İslam tarihinde İmam Sadık’ın (a.s) talebelerinin sayısı 4 bin olarak zikredilir. Bu talebelerden bazıları kendi çapında eşsiz olan birçok ilmi esere imza attı. Örneğin Hişam b. Hekem 31 cilt kitap yazdı. Cabir b. Hayyan ise, 200 ciltten fazla kitap yazdı ki bazıları daha sonraları Avrupa dillerine çevrildi. İmam Sadık’ın (a.s) bir başka seçkin talebesi Mufazzal da “Mufazzal Tevhidi” adında önemli bir eseri kaleme aldı. Bu kitabın yazılışının öyküsü oldukça ilginçtir ve bu yüzden onu sizlere anlatmak istiyoruz:

Mufazzal olayı şöyle anlatıyor: Güneş batmak üzereydi. Medine camiinde oturmuştum ve yüce Allah’ın İslam Peygamberi’ne (s.a.a) sunduğu haşmet ve azameti düşünüyordum. O sırada Allah’ı inkâr edenlerden biri olan İbn-i Ebi’l Evca camiye geldi ve bir arkadaşı ile tartışmaya başladı. Diyalogları varlığı yaratanın hakkındaydı; ancak dünyayı yaratan hiç kimsenin olmadığını söylediklerinde öfkelendim ve İbn-i Ebi’l Evca’ya şöyle dedim: Ey Allah’ın düşmanı! Seni en güzel şekilde yaratan Allah’ı mı inkâr ediyorsun? Eğer kendine gelirsen, Allah’ın ayetlerini kendinde bile görebilirsin.

İbn-i Ebi’l Evca ise şöyle karşılık verdi: Ey Mufazzal! Sana şaşıyorum. Sen Cafer b. Muhammed Sadık’ın, yani İmam Sadık’ın (a.s) takipçilerindensin. O bile bizimle böyle konuşmaz. O bile çok kez bizim bu söylediklerimizi duymuştur ama asla bize hakaret etmemiştir. O, sabırlı ve sakindir ve asla öfke ona galip gelmez. O bizim sözlerimizi dikkatle dinler ve daha sonra en basit bir şekilde bizim delillerimizi çürütür.

Mufazzal sözünü şöyle sürdürüyor: Ebi’l Evca’nın bu sözlerinin ardından çok pişman oldum. İmam Sadık’ın (a.s) huzuruna çıktım ve olayı anlattım. İmam (a.s) şöyle dedi: Ey Mufazzal! Sana dünyanın ve canlıların, hayvanlardan haşarelere ve kuşlara ve insan da dâhil her türlü yaratığın nasıl yaratıldığını ve yüce Allah’ın bunları yaratırken izlediği hikmeti anlatacağım. Öyle ki ibret almak isteyenler bu sözlerden ibret alsın ve müminlerin bilgisi artarken, kâfirler şaşıp kalsın. Sen yarından itibaren her sabah bana gel.

 

Rivayetlere göre Mufazzal 4 gün ard arda İmam Sadık’ın (a.s) yayına gitti ve o hazret söz verdiği gibi dünyanın yaratılışı hakkında çok değerli bilgiler verdi. Mufazzal da tüm bu bilgileri “Mufazzal Tevhidi” adlı eserinde bir araya getirdi. Bu kitabın bir bölümünde İmam Sadık’tan (a.s) naklen şöyle okumaktayız:

Ey Mufazzal! Düşün, neden zarif ve hafif olan beyin, kafatasında yer alıyor? Acaba bunun sebebi onu korumaktan başka bir şey olabilir mi? Neden kan, damarlarda akıyor? Acaba doğru biçimde korunması ve yönlendirilmesinden başka bir sebebi olabilir mi? Neden yüce Allah, kulağın içini karmaşık ve oyuk bir şekilde yarattı? Acaba ses dalgaları kulağa girdikten sonra kulak zarına zarar vermemesinden başka bir sebebi olabilir mi?

Böylece İmam Sadık (a.s) talebesi Mufazzal’ı birçok önemli konu ile tanıştırdı ve zihnini aydınlattı. “Mufazzal Tevhidi” adlı kitap, İmam Sadık’tan (a.s) yaratılış hakkında birçok değerli ve ince konularla doludur.

 

Hanefi mezhebinin kurucusu Ebu Hanife, İmam Sadık’ın (a.s) azameti hakkında ilginç açıklamalarda bulunuyor. Ebu Hanife çağının büyük düşünürlerinden biridir. İmam Sadık’ın (a.s) azamet ve saygınlığından rahatsız olan Abbasilerin halifesi Mansur, bir gün rahatsızlığını gidermek için Ebu Hanife’ye İmam Sadık (a.s) ile ilmi tartışma oturumu düzenlemesini ve zor sorularla İmam’ı (a.s) sıkıştırmasını ve böylece ilmi itibarını gölgelemesini istedi. Ebu Hanife bunun için 40 zor soru hazırladığını ve bir gün Mansur’un yanına gittiğini, o sırada İmam Sadık’ın (a.s) da orada bulunduğunu, fakat İmam’ı (a.s) görünce cazibesinden çok etkilendiğini anlatır. Daha sonra Ebu Hanife 40 soruyu sorar ve İmam Sadık (a.s), sadece kendi görüşünü değil, aynı zamanda diğer mezheplerin görüşünü de beyan eder.

 

Ebu Hanife, İmam Sadık’ın (a.s) bazı konularda hemfikir ve bazı konularda da muhalif konumda olduğunu ve bazı konularda da 3. bir görüşü gündeme getirdiğini, yöneltilen her 40 soruya büyük bir titizlikle cevap verdiğini belirterek şöyle diyor: Cafer b. Muhammed Sadık’tan daha fakih ve daha faziletli birini görmedim. Ben iki yıl onun talebeliğini yaptım ve eğer bu iki yıl olmasaydı, kat’iyyen helak olmuştum.

 

Bir süreliğine İmam Sadık’ın (a.s) talebeliğini yapan Maliki mezhebinin lideri Malik b. Enes de şöyle anlatır: İmam Sadık (a.s) sürekli tebessüm ederdi. Asla fazla ve abartılı konuştuğunu görmedim. Allah korkusu her yerini sarmıştı. Ne zaman yanına gitsem, üzerinde oturduğu kilimin üzerinden kalkar ve bana uzatırdı.

İmam Sadık (a.s) ilim ve kalem silahları ile her fırsatta zalim hükümdarlarla mücadele ederdi. Zalimlerle mücadele konusunda şöyle buyururdu: Zalim bir sultanı metheden ve karşısında eğilen herkes, cehennem ateşinde o sultanla birlikte yanar.

 

Abbasi halifesi Mansur çeşitli yollarla İmam Sadık’ın (a.s) halk arasındaki konumunu zedelemeye çalışır ama her defasında başarısız olurdu. Mansur bazen de sinsi bir şekilde kendisini İmam Sadık’a (a.s) yakınlaştırmaya çalışırdı. Bu yüzden bir gün İmam’a (a.s) bir mektup gönderdi ve gelip kendisine nasihat etmesini istedi. İmam Sadık (a.s) şöyle karşılık verdi: Fani dünya peşinde olanlar “bu dünyaları tehlikeye düşer” korkusundan sana nasihat etmez ve ahiretini düşünenler de zaten senin gibi birinin yanına gelmez.

 

İmam Sadık’ın (a.s) siyerinde o hazretin en mütevazı kimse olduğu ifade edilir. Muhtaç insanlar rahatlıkla isteklerini İmam Sadık’a (a.s) anlatırdı.

İmam Sadık’ın (a.s) halk ile yakınlığı her geçen gün daha da artıyor ve böylece insanları siyasi ve sosyal açıdan bilgilendiriyordu. Bu durum ise Abbasi hükümdarları rahatsız ediyordu. Bu yüzden Abbasi halifesi Mansur, İmam Sadık’ın (a.s) parlayan varlığına katlanamaz oldu ve böylece bir komplo kurarak o hazreti şehit etti.

 

Bir kez daha İslam âleminin parlayan güneşi İmam Sadık’ın (a.s) şehadeti dolaysıyla taziyelerimizi sunarken, sözü o hazretten seçtiğimiz vecizelerle noktalamak istiyoruz.

İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Bizim şefaatimiz, namazı hor görenleri kapsamaz”.

“Benim için en iyi dost ve kardeş, kusurlarımı bana söyleyendir”.

“Haram mal yemek, rızkı yok eder ve insanlara yoksulluk armağan eder”.




Bu haber 855 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI