Bugun...



Hüsn-ü Kubh-ü Akli'nin Anlamı

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Tarih: 24-05-2022 17:55

Hüsn-ü Kubh-ü Akli'nin Anlamı

“Hüsn-ü Kubh-ü Akli”den maksat, aklın tek başına fiillerin iyilikle kötülüğünü idrak ederek, iyi veya kötü olduğuna hükmetmesidir. Yani işler kendi mahiyetleri itibariyle iyi ve kötü, çirkin ve güzel olmak üzere iki kısma ayrılıyorlar ve akıl, Allah'tan aldığı güç ile onları idrak edip, yüce Allah'ın kötü, çirkin ve beğenilmeyen işleri yapmaktan münezzeh olduğuna hükmediyor.

Biz, aklın şeriattan yardım almaksızın, tek başına bir işin iyi veya kötü olduğunu ayırt etme gücüne sahip olduğuna, iyi ve güzel gördüğü işlerin yapılmasına, kötü ve çirkin gördüğü işlerden de kaçınılmasına hükmettiğine inanıyoruz. Bize göre, akıl ile şeriatın bu husustaki hükümleri aynı doğrultudadır.

Buna göre şeriat, mutlaka aklın güzel gördüğü şeyleri emreder ve kötü saydıklarından da nehyeder. Şeriatın hükmü asla aklın hükmüne ters düşmez.

Yani, varlık âlemindeki işlerin bazılarının zatî güzelliği, bazılarının ise zatî çirkinliği vardır. Örneğin, doğru konuşmak, başkalarına ihsanda bulunup iyilik etmek, toplumda sosyal adaleti uygulamak vb. güzel şeylerdir. Buna karşılık yalan konuşmak, başkalarına zulmetmek vb. ise, herkesin bildiği çirkin şeylerdir. Akıl, bunların iyilik ve kötülüklerini tek başına hiçbir kimseye dayanmadan anlamaktadır. Eğer bu hususta şeriattan bir emir veya nehiy gelirse, kesinlikle bu doğrultuda olacaktır.

Âlemde zatî iyilik ve kötülük, zati güzellik ve çirkinlik olduğu için, Allah-u Teâlâ insanlardan, iyi ve güzel olan şeylerin yapılmasını, kötü ve çirkin olan şeylerin de terk edilmesini istemiştir. Yoksa hiçbir şey Allah'ın emretmesiyle güzellik ve iyilik, nehyetmesiyle de kötülük ve çirkinlik kazanmaz. Aksine, gerçekte bazı kötü ve iyi işler olduğundan, Allah-u Teâlâ onlardan iyi olanı yapmayı, kötü olandan ise, kaçınmayı farz kılmıştır. Zira O, sonsuz hikmet ve kemal sahibi olup, bütün çirkinliklerden de münezzehtir. Dolayısıyla da her zaman hem kendisi iyi ve güzel olanı yapar, hem de diğerlerini iyi ve güzel olana emreder. Zaten aklın hükmü de bundan gayri bir şey değildir.

Aklın bir işin iyilik veya kötülüğünü anlaması ve Allah-u Teâlâ’nın sadece iyilerin yapılmasını istediğine hükmetmesi, Allah'ın irade ve kudretini sınırlandırmak olmadığı gibi, "Allah dilediğini yapar"[1] ayetiyle de hiçbir şekilde çelişmemektedir.

Zira aklın bir hakikati idrak etmesi o hakikati sınırlandırmak olmayıp, onu olduğu gibi kavramaktır. Aklın Allah-u Teâlâ’nın sadece iyi ve güzel olanı yaptığını ve emrettiğini, kötü ve çirkin olanı ise yapmayıp, onlardan nehyettiğini idrak etmesi ve bu doğrultuda hüküm vermesi, Allah-u Teâlâ’ya görev tayin etmek değildir. Onun kudretine getirilen bir sınırlandırma da sayılmamaktadır. Bu sadece bir gerçek olan Allah-u Teâlâ’nın fiillerinin niteliğini idrak etmektir.

Nasıl ki, Allah-u Teâlâ’nın sıfatları hususunda aklın, Allah-u Teâlâ’nın güzel sıfatlarla sıfatlandığına ve çirkin sıfatlardan münezzeh olduğuna hükmetmesi, Allah-u Teâlâ’nın sıfatlarında bir sınırlandırma olmayıp, hakikati olduğu gibi anlayıp kavramak sayılıyor ise, bu konu da aynen öyledir.

Böylece Eş'arîler, bu görüşleriyle aklın konumunu aşağı getirirken, Ehl-i Beyt İmamları akla gerçek önemini kazandırarak onu, bütün insanlarda bulunan Allah'ın batini hüccet ve resulü olarak tanıtmaya çalışmışlardır.

İmam Musa Kazım (a.s) ashabından Hişam İbn-i Hakem'e şöyle buyurmuştur: "Ey Hişam! Allah halka iki hüccet tayin etmiştir. Dış hüccet ve iç hüccet. Dış hüccet; resuller, peygamberler ve imamlar, iç hüccet ise, akıllardır."[2]

Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) da şöyle buyurmuştur: "Her işin başı, başlangıcı, gücü... akıldır. Allah onu kullarına ziynet ve nur kılmıştır. Halk, akılları ile Allah'ın yaratıcı, kendilerinin ise, yaratılmış olduğunu, her şeyi O'nun düzene soktuğunu, kendilerinin de O'nun tedbiri sayesinde yaşadıklarını ve O'nun baki ve kalıcı; kendilerinin ise, fani ve gidici olduklarını bilmekteler.

Akıl sayesinde, Allah'ın yaratıkları olan göğü, yeri, güneşi, ayı, gece ve gündüzü görmekle, kendilerini ve bunları yaratan, ezelî, ebedi ve işlerini tedbir üzere yapan bir yaratıcının olduğuna inanmaktalar. Akıl ile iyiyi kötüden ayırt ediyorlar. Karanlığın cehalette, aydınlığın ise, ilimde olduğunu anlıyorlar. İşte bu, aklın onlara gösterdiği şeydir..."[3]

İşte bu nedenlerden dolayıdır ki, biz Ehl-i Beyt dostları gerçekte bazı işlerin iyi ve bazılarının da kötü olduğuna; aklın bunları şeriata dayanmaksızın idrak ettiğine; Allah-u Teâlâ’nın da ancak aklın onayladığı ve zatı itibarıyla iyi olan işleri yaptığına inanıyoruz.

 

------------

[1]- Hac, 18.

[2]- Usul-u Kâfi, c.1, s.19.

[3]- Usul-u Kâfi, c.1, s.33.




Bu haber 360 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER AKAİT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI