Bugun...



Kur’an ve Rivayetlerde Gençlerin Önemli Görevleri

“Gençlik ve ergenlik dönemi”, insan hayatının en hassas, kader belirleyici ve kişiliğin şekillenmesinde en etkili evresidir…

facebook-paylas
Güncelleme: 18-08-2026 11:32:23 Tarih: 17-08-2026 11:21

Kur’an ve Rivayetlerde Gençlerin Önemli Görevleri

 

Bismillahirrahmanirrahîm

 

“Gençlik ve ergenlik dönemi”, insan hayatının en hassas, kader belirleyici ve kişiliğin şekillenmesinde en etkili evresidir. Gençlikten doğru şekilde yararlanabilmek için, yolu bilen, güzergâha vâkıf, hata ve yanılgıdan uzak bir rehbere başvurmak gerekir. Bu konuda en güvenilir rehber ise Kur’ân-ı Kerîm ile Masumların (a.s) sahih hadisleridir.

 

Kur’ân-ı Kerîm, gençlik dönemini güç ve kuvvet çağı olarak nitelendirmektedir:

“Allah, sizi güçsüz bir hâlde yaratan, ardından bu güçsüzlüğün peşinden size kuvvet veren, sonra kuvvetin ardından yeniden güçsüzlük ve ihtiyarlık takdir edendir…” [1]

 

Gençler, temiz bir fıtrata sahiptirler; iyilik ve güzellikleri kabul etmeye, bunları davranışlarına yansıtmaya daha yatkındırlar. İslâm Peygamberi (s.a.a), risâletinin ilk yıllarında, onun tertemiz sözlerini saf fıtratlarına nakşeden gençlerle karşılaşmıştır. Nitekim şöyle buyurmuştur:

“Size gençlere iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Çünkü onların gönülleri daha yumuşak ve hakikati kabul etmeye daha elverişlidir… Gençler sözlerimi kabul ettiler ve benimle sevgi bağı kurdular.” [2]

 

Gençlik ve ergenlik dönemi, son derece kıymetli ve eşi benzeri bulunmayan bir fırsattır. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Gençliğinin kıymetini ihtiyarlık gelmeden ve sağlığının kıymetini ise, hastalık gelmeden bil.” [3]

 

Bununla birlikte, fırsatçı kimselerden bazıları gençlerin el değmemiş kabiliyet ve potansiyellerini istismar ederek onları güç, servet ve şehvet peşinde sürüklemeye çalışmaktadır. Buna karşılık İslâm, ahlâk, inanç ve hükümler olmak üzere üç temel alan çerçevesinde gencin dünya ve ahiret hayatını şekillendirmiş; gençler ve ergenler için hem dünyevî ve hem de uhrevî sorumluluklar belirlemiştir. Bu sorumlulukların en önemlilerine aşağıda değinilecektir:

 

1. İlim ve Bilgi Tahsili

İslâm, ilim ve bilgi edinmeye büyük önem vermektedir. Nitekim nazil olan ilk vahiy, okumayı ve yazmayı emretmektedir:

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı alaktan (embriyodan) yarattı. Oku! Senin Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, kalemle öğretendir; insana bilmediğini öğretmiştir.” [4]

 

İnsan toplumlarının ıslahı, imanlı kalemle başlar; toplumların bozulması ve yozlaşması da zehirli ve bozguncu kalemlerden kaynaklanır. Bu sebeple Kur’an-ı Kerîm’in kaleme ve onunla yazılanlara yemin etmesi tesadüf değildir:

“Nûn. Kaleme ve onların yazdıklarına ant olsun.” [5]

Bu, ilmin yayılmasına ve tarihin hafızasında kalıcı hâle gelmesine vesile olan kalemdir.

 

Nitekim şu hikmetli sözde ifade edilmiştir:

“Beyan iki çeşittir: Dilin beyanı ve kalemin beyanı. Dilin beyanı zamanla eskiyip kaybolur; fakat kalemin beyanı zamanın akışı boyunca kalıcılığını korur.” [6]

 

Kur’ân-ı Kerîm, ilim ve bilgi edinmeyi terbiye ve tezkiyenin temel şartı ve ön hazırlığı olarak görmekte, [7] eğitimi ve öğretimi ise, peygamberlerin gönderiliş gayelerinden biri olarak zikretmektedir. [8] Ayrıca Kur’ân, hiçbir zaman bilenlerle bilmeyenleri bir tutmamaktadır:

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” [9]

 

Masumlar (a.s) da ilim tahsiline büyük önem vermişlerdir. Nitekim İslâm Peygamberi (s.a.a), ilim öğrenmeyi her Müslüman üzerine farz kabul etmiş, [10] ilim talebelerini Allah yolunda cihat eden kimseler olarak nitelendirmiş [11] ve şöyle buyurmuştur:

“Kim ilim tahsil etme yolunda iken vefat ederse, şehit olarak ölmüş olur.” [12]

Başka bir hadisinde ise şöyle buyurmaktadır:

“Hayat, ancak iki grup insan için gerçek anlamda fayda sağlar: Birincisi, görüş ve düşünceleri uygulamaya konulan bir âlim; ikincisi ise, bir âlimin sözlerine kulak veren ilim talebesidir.” [13]

 

İlim, insanlara hizmet etmeye, onların maslahatını gözetmeye ve Yüce Allah’ı tanımaya vesile olan bilgiye denir. Buna karşılık, kibir, gaflet, zulüm ve fesada yol açan bilgi ise, hakiki ilim olmayıp, boş ve faydasız sözlerden ibarettir. [14]

 

İlim öğrenmenin en uygun dönemi, ergenlik ve gençlik çağıdır. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerîm’in ve Masumların (a.s) hitaplarının önemli bir kısmı gençlere yöneliktir. İslâm Peygamberi (s.a.a) bu hususta şöyle buyurmuştur:

“Gençlik döneminde ilim öğrenmek, taşa nakış işlemeye benzer; yaşlılık döneminde ilim öğrenmek ise toprağa yazı yazmaya benzer ki, kısa zamanda silinip gider.” [15]

 

Bu sebeple gençler, dinî esasları rehber edinerek ilim tahsil etmeli; Müslüman toplumların geri kalmışlığını ve gelişmemişliğini telafi etmek için gayret göstermelidirler. Zira bu geri kalmışlığın temelinde, zalim ve bozguncu yöneticilerin baskıları ile İslâm düşmanlarının kurdukları plan ve entrikalar bulunmaktadır.

 

 2. Çalışmak ve Gayret Göstermek

Genç, sahip olduğu güç ve enerjiyi; ilim tahsil etmek, sanat öğrenmek, bir meslek edinmek ve hedeflerine ulaşmak için gayretle kullanmalıdır. Kur’ân-ı Kerîm, yeryüzünde insanın çalışıp çabalayabileceği imkânları hatırlattıktan sonra, [16] bunlardan doğru şekilde yararlanılmasını tavsiye etmektedir:

“Size temiz ve hoş nimetlerden rızık verdik; umulur ki şükredersiniz.” [17]

 

Başka bir ayette ise, geçimini temin etmek için çalışıp çabalamak, Allah yolunda cihat etmekle birlikte zikredilmiştir:

“İçinizden bir kısmı Allah’ın lütfundan rızık aramak için yeryüzünde dolaşırken, bir kısmı da Allah yolunda savaşmaktadır.” [18]

 

Hz. Ali (a.s), “Dünyadan da nasibini unutma” [19] ayetini açıklarken şöyle buyurmuştur:

“Sağlığını, gücünü, boş vaktini, gençliğini, canlılığını ve varlığını ihmal etme. Dünyada bunlardan gerektiği gibi yararlan; ancak bu büyük sermayeleri ahiretin yararına değerlendirmeye özen göster.” [20]

 

Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça şöyle buyurmaktadır:

“Andolsun ki sizi yeryüzünde yerleştirdik, orada sizin için geçim vasıtaları yarattık. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!” [21]

Bu ayet, Allah-u Teâlâ’nın insanın çalışıp gayret göstermesi için gerekli imkân ve vasıtaları hazırladığını ifade etmektedir. Dolayısıyla bu imkânlardan yararlanamamak, çoğu zaman insanın kendi ihmal ve tembelliğinin bir sonucudur. Bu sebeple İslâm Peygamberi (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Melekler her gece yeryüzüne iner ve şöyle seslenirler: ‘Ey Âdemoğulları! Çalışın ve gayret gösterin.’” [22]

 

Hz. Resûlullah (s.a.a), karşılaştığı kimselere sık sık, “Bir işin veya mesleğin var mı?” diye sorardı. Eğer aldığı cevap olumsuz olursa, “Gözümden düştü” buyururdu. [23] Yine İmam Musa el-Kâzım (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Allah-u Teâlâ, işsiz güçsüz dolaşan ve çok uyuyan kimseyi sevmez.” [24]

 

Gençler, sahip oldukları gençlik gücünden yararlanarak hangi alanda olursa olsun çalışma ve gayretlerini artırabilir; böylece hem dünya hayatında refaha kavuşabilirler [25] hem de ahiretin ebedî huzurunu elde edebilirler. Nitekim Muhammed el-Bâkır (a.s), dualarında şöyle niyaz etmektedir:

“Allah’ım! Bana, hayatım devam ettiği sürece öyle bir refah ve genişlik ihsan et ki, onun sayesinde sana itaat ve kulluk etmeye güç bulayım.” [26]

 

Bununla birlikte, geçim temin etmek için gösterilen çaba ve gayretin meşru ve helâl yollarla olması gerekir.

“Helâl rızık peşinde koşmak, her Müslüman erkek ve Müslüman kadın üzerine farzdır.” [27]

 

3. Evliliğe Önem Vermek

Evlilik, Allah-u Teâlâ katında en sevimli kurumlardan biridir [28] ve İslâm Peygamberi’nin (s.a.a) sünnetlerinden sayılmaktadır. Nitekim evlilik sayesinde insan dininin yarısını güvence altına almış olur. [29] Kur’ân-ı Kerîm evlenmeyi emrederek şöyle buyurmaktadır:

“İçinizdeki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden Salih olanları evlendirin. Eğer onlar fakir iseler, Allah kendi lütfuyla onları zenginleştirir. Allah’ın lütfu geniştir ve O, her şeyi hakkıyla bilendir.” [30]

 

İslâm Peygamberi (s.a.a), bekâr kalmayı hoş karşılamamış ve şöyle buyurmuştur:

“Sizin en kötüleriniz, bekâr olanlarınızdır.” [31]

 

Yüce Allah, ailelerin rızkı hususunda açıkça güvence vermiştir. Bu sebeple gençler, yoksulluk endişesiyle evlilikten kaçınmamalıdırlar. Nitekim İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Rızık, eş ve çocuklarla birlikte gelir.” [32]

 

Ayrıca İslâm Peygamberi’nin (s.a.a) döneminde, geçim sıkıntısından şikâyet eden kimselere evlenmeleri tavsiye edilirdi. [33] Hz. Resûlullah (s.a.a) bu konuda şöyle buyurmuştur:

“Kim fakirlik korkusuyla evlenmekten kaçınırsa, Allah hakkında kötü zanda bulunmuş olur.” [34]

 

Genç, sağlıklı bir gelişim gösterebilmek için ruhî ve fikrî huzura ihtiyaç duyar. Bu huzur ise, büyük ölçüde evlilik sayesinde sağlanabilir. [35] Bunun yanı sıra evlilik, insanın yalnızca kendi doğal benliğiyle sınırlı kalmaktan çıkıp kişiliğini geliştirmesinin ilk aşamasıdır. [36] Evlilik, insanı olgunlaştırır, [37] kişiliğini toplumsallaştırır ve iman ile maneviyatın korunup güçlenmesi, gençlik enerjisinden sağlıklı biçimde yararlanılması, [38] cinsel sapma ve ahlâkî yozlaşmalardan korunma, sinirsel ve ruhsal rahatsızlıklardan uzak kalma gibi birçok önemli kazanımı beraberinde getirir. [39]

 

4. Nefsânî Arzulardan ve Şehvetten Uzak Durmak

İnsandaki en güçlü içgüdülerden biri şehvet duygusudur ve bu duygu en yoğun hâline gençlik döneminde ulaşır. Bir gencin manevî ve ahlâkî gelişiminin önündeki en büyük engellerden biri, şehvet düşkünlüğü ve nefsânî arzularına boyun eğmesidir.

 

Şehvetperestlik, şeytanî bir vesvesedir ve insanı kendi esareti altına alır. Nitekim şöyle buyrulmuştur:

“Şehvetin kölesi olan kimsenin esareti sona ermez.” [40]

 

Çoğu zaman kısa süreli bir şehvetin peşinden gitmek, uzun süre devam edecek pişmanlık ve üzüntüye yol açar. Hz. Ali (a.s) bu hususta şöyle buyurmaktadır:

“Nice bir anlık şehvet vardır ki, uzun bir üzüntüye sebep olur.” [41]

 

İnsanın nefs-i emmâresi, şiddetlenerek akla üstün gelen içgüdüsel eğilim ve arzularıdır. Hz. Ali (a.s) bu konuda da şöyle buyurmuştur:

“Kim şehvetlerinin peşinden giderse, kendi helâkine bizzat yardım etmiş olur.” [42]

 

Kur’ân-ı Kerîm de sapmanın temel sebebini nefsânî arzulara uymak olarak göstermekte, [43] gerçek saadet ve mutluluğun anahtarını ise, nefsin isteklerine karşı koymakta görmektedir. [44] Hz. Yusuf (a.s) da nefs-i emmârenin şerrinden Allah’a sığınmıştır. [45]

 

Yine Hz. Ali (a.s), “Sabah Duâsı”nda Allah’a şöyle niyaz etmektedir:

“Allah’ım! Kalbim günah perdeleriyle örtülmüştür… Nefsimin arzuları bana galip gelmiştir.”

 

Nefsânî arzulara ve şehvete karşı koyabilmek için, öncelikle iman ve Allah’a kulluk bilincini güçlendirmek, sapkın ve kötü arkadaşlarla birlikte olmaktan kaçınmak ve aklın gelişimine önem vermek gerekir. Zira nefsânî arzular, aklın düşmanıdır; [46] insanın sapmasının temel sebebi ise, aklın, heva ve nefsânî isteklerin esiri hâline gelmesidir. [47]

 

5. İbadet ve Kulluk

Gençler, sahip oldukları temiz fıtrat ve hakikatleri kabule elverişli yaratılışları sebebiyle yüce âleme daha yakındırlar ve Allah’a ulaşma yolunda başkalarına göre daha hızlı ilerleyebilirler. İslâm Peygamberi (s.a.a) bu hususta şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ, gençliğini kendi itaat yolunda geçiren genci sever.” [48]

 

Yüce Allah da insanın yaratılış gayelerinden birini kulluk olarak açıklamaktadır:

“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” [49]

 

Allah-u Teâlâ katında, gençlik döneminde yapılan ibadet en faziletli ibadetlerden biridir. Nitekim İslâm Peygamberi (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Allah-u Teâlâ, kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde yedi sınıf insanı rahmet gölgesinde barındıracaktır: Birincisi adaletli yönetici; ikincisi ise gençliğini Allah’a ibadet ederek geçiren gençtir…” [50]

 

6. Kendini İnşa Etmek ve Nefsi Arındırmak

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Gencin kalbi, boş ve verimli bir arazi gibidir; içine atılan her şeyi kabul eder.” [51]

 

Kur’an-ı Kerîm de nefsin tezkiyesi ve arındırılmasına büyük önem vermekte ve şöyle buyurmaktadır:

“Nefsini arındıran kimse gerçekten kurtuluşa ermiştir.” [52]

 

Genç, kendisiyle bir ahit yaparak, [53] günlük davranışlarını sürekli denetleyip muhasebe ederek, kendisini hak yolunun yolcuları arasına katabilir.

Ruhullah Humeyni (r.a), oğluna yazdığı bir mektupta şu öğütte bulunmaktadır:

“Ömrün, gençliğin, gücün ve iraden yerindeyken nefsini ıslah etmeye ve amelde gayret göstermeye çalış. Şeytanî bağlar gençlik döneminde ihmal edilirse, ömründen geçen her gün onların kökleri daha da derinleşir ve güçlenir.” [54]

 

7. Tövbe ve Allah’a Yöneliş

Genç, içinde bulunduğu yaşın gereği olarak günah ve hataya düşmeye daha açık olabilir. Ancak tövbe ederek ve Allah’a yönelerek bu hataları telafi edebilir. Böylece bağışlayıcı ve merhamet sahibi olan Allah’ın affına mazhar olabilir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyurmaktadır:

“Ancak bundan sonra tövbe edip hâllerini düzeltenler müstesnadır. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” [55]

 

İslâm Peygamberi (s.a.a) de gencin tövbesinin değerini şu sözlerle ifade etmiştir:

“Allah-u Teâlâ katında, tövbe eden bir gençten daha sevimli hiçbir şey yoktur.” [56]

 

Sonuç olarak “ergenlik ve gençlik dönemi” insan hayatının en hassas ve kader belirleyici evrelerinden biridir. Bu dönemde insanın doğru bir rehbere ve güvenilir bir yol göstericiye ihtiyacı vardır. İnsanı gerçek hedefe ulaştırabilecek en sağlam rehber ise, Kur’ân-ı Kerîm ile Masumların (a.s) rivayetleridir. Bu iki temel kaynak, gençlerin dünya ve ahiret saadetine ulaşmalarını sağlayacak esasları ortaya koymakta; “ilim öğrenmek, çalışıp üretmek, evlenmek, nefsânî arzulara karşı koymak, ibadet etmek, nefsi tezkiye etmek ve tövbe etmek” gibi temel görevleri onlara göstermektedir. Bu ilkelerin hayata geçirilmesi, gencin hem şahsiyetini olgunlaştıracak ve hem de onu Allah’a yakınlaşma ve gerçek kurtuluşa erişme yolunda sağlam adımlarla ilerletecektir.

 

 

------------

[1]- Rûm Suresi, 54.

[2]- Muhammed bin Ya'kub el-Kuleynî, Ravzatü’l-Kâfî, s. 93, Dârü’l-Kütübi’l-İslâmiyye, Tahran, 1365 hş.

[3]- Muhammed el-Temîmî, Gurerü’l-Hikem ve Dürerü’l-Kelim, s. 340, Defter-i Teblîgât-ı İslâmî, Kum, 1366 hş.

[4]- Alak Suresi, 1-5.

[5]- Kalem Suresi, 1. Ayrıca bkz. Mekârim Şîrâzî, Tefsîr-i Numûne, c. 27, s. 159; c. 4, s. 376, Dârü’l-Kütübi’l-İslâmiyye, Tahran.

[6]- Tabersî, Mecmeu’l-Beyân, c. 10, s. 332, Dârü’l-Ma'rife, Beyrut.

[7]- Bakara Suresi, 129.

[8]- Bakara Suresi, 151; Âl-i İmrân Suresi, 164 ve Cuma Suresi, 2.

[9]- Zümer Suresi, 19. [Metindeki atıfta 39. ayet kastedilmiş olabilir].

[10]- Muhammed bin Ya'kub el-Kuleynî, Usûlü’l-Kâfî, c. 1, s. 28, Dârü’l-Kütübi’l-İslâmiyye, Tahran, 1345 hş.

[11]- Şeyh Hürr el-Âmilî, Vesâilü’ş-Şîa, c. 27, s. 207, Müesssetü Âli’l-Beyt, Kum.

[12]- Şeyh Abbas Kummî, Sefînetü’l-Bihâr, c. 1, "ş-h-d" maddesi.

[13]- Muhammed bin Ya'kub el-Kuleynî, Usûlü’l-Kâfî, c. 1, "Sıfatü'l-İlm" babı.

[14]- Nâsır Mekârim Şîrâzî, Tefsîr-i Nemûne, c. 19, s. 396.

[15]- Kerâcikî, Kenzü’l-Fevâid, c. 1, s. 319, Dârü’z-Zehâir, Kum, 1410 hk.

[16]- Hicr Suresi, 19-20; Mülk Suresi, 15; Nebe Suresi, 10; Nûh Suresi, 11; Bakara Suresi, 12, 29 ve 164; Abese Suresi, 27-32; Neml Suresi, 10 ve Fâtır Suresi, 7.

[17]- Enfâl Suresi, 26.

[18]- Müzzemmil Suresi, 2.

[19]- Kasas Suresi, 77.

[20]- Muhammed bin Ya'kub el-Kuleynî, Usûlü’l-Kâfî, c. 2, s. 454.

[21]- A'râf Suresi, 10.

[22]- Muhaddis Nûrî, Müstedrekü’l-Vesâil, c. 2, s. 35, Müessesetü Âli’l-Beyt, Kum.

[23]- Muhammed Bâkır el-Meclisî, Biḥârü’l-Envâr, c. 3, s. 103.

[24]- Muhammed bin Ya'kub el-Kuleynî, Usûlü’l-Kâfî, c. 1, s. 88.

[25]- Bkz: Seyyid Muhammed Cevâd Vezîrîferd, Mesâil-i İktisâdî der Tefsîr-i el-Mîzân (El-Mizan Tefsirinde İktisadi Meseleler), Emîr Kebîr, Tahran, 1370 hş. ve Muhammed Hüseyin İbrâhîmî, İktisâd der Kur’ân (Kur'an'da Ekonomi), c. 1, Defter-i Teblîgât-ı İslâmî, Kum 1377 hş.

[26]- Muhammed Bâkır el-Meclisî, Biḥârü’l-Envâr, c. 91, s. 268.

[27]- A.g.e., c. 103, s. 1.

[28]- A.g.e., s. 212.

[29]- Şeyh Abbas Kummî, Sefînetü’l-Bihâr, c. 1, s. 561.

[30]- Nûr Suresi, 32.

[31]- Tabersî, Mecmeu’l-Beyân, c. 3, Nûr Suresi 32. ayetin zeyli.

[32]- El-Huvayzî el-Arûsî, Tefsîr-i Nûrü’s-Sakaleyn, c. 3, s. 595.

[33]- Şeyh Hürr el-Âmilî, Vesâilü’ş-Şîa, c. 14, s. 25, "Ebvâbü Mukaddimâti’n-Nikâh".

[34]- A.g.e.

[35]- Rûm Suresi, 21.

[36]- Murtazâ Mutahharî, Ta'lîm ve Terbiyet der İslâm (İslam'da Eğitim ve Öğretim), s. 251. İntişârât-ı Sadrâ, Tahran.

[37]- A.g.e., s. 398.

[38]- Bkz. Rızâ Ferhâdiyân, Ançe Yek Cevân Bâyed Bedâned (Bir Gencin Bilmesi Gerekenler), c. 7, Bûstân-ı Kitâb, Kum: 1382 hş.

[39]- Nâsır Mekârim Şîrâzî, Tefsîr-i Numûne, c. 14, s. 456.

[40]- Muhammed el-Temîmî, Gurerü’l-Hikem ve Dürerü’l-Kelim; h. 6967.

[41]- Muhammed Muhammedî Reyşehrî, Mîzânü’l-Hikme, c. 10, s. 381. Dârü’l-Hadîs, Kum.

[42]- Muhammed el-Temîmî, Gurerü’l-Hikem, h. 6039 – 7013.

[43]- Kasas Suresi, 50.

[44]- Nâziât Suresi, 40-41.

[45]- Yûsuf Suresi, 53.

[46]- Muhammed Muhammedî Reyşehrî, a.g.e., c. 6, s. 436.

[47]- A.g.e., c. 10, s. 379.

[48]- Alâüddîn el-Muttakî, Kenzü’l-Ummâl, c. 15, s. 776. Neşrü’r-Risâle, Beyrut.

[49]- Zâriyât Suresi, 56.

[50]- Muhammed bin Ya'kub el-Kuleynî, Usûlü’l-Kâfî, c. 6, s. 47.

[51]- Nehcü’l-Belâga, 31. Mektup.

[52]- Şems Suresi, 9.

[53]- Ahzâb Suresi, 23.

[54]- Sahîfe-i Nûr.

[55]- Nûr Suresi, 5. [Metindeki atıfta Furkân Suresi 74. veya benzeri bir ayet kastedilmiş olabilir].

[56]- Muhammed Muhammedî Reyşehrî, a.g.e., c. 1, s. 552.




Bu haber 546 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER NURANİ SÖZLER Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI