Bugun...



İnsanın Kendisiyle İrtibatı

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Tarih: 21-07-2022 13:07

İnsanın Kendisiyle İrtibatı

İnsanın kendi yaratanı ve Allah'ı ile irtibatı her ne kadar en zarurî, en önemli ve en doğru ilişki ise de diğer ilişki alanlarının kapsamını genişletmek için öncelikle insanın özüyle bir bağı ve ilişkisi olmalıdır.

İnsanın dış dünyasındaki varlıklarla ilişkisi ancak kendisiyle ilişkinin sonraki aşamasıdır. Ayrıca olayın sıralaması da şöyledir:

Kendi gerçeğini keşfedemeyen bir insanın başka gerçekleri tanıyabilmesi, onları bulabilmesi ve onlarla irtibat kurabilmesi uzak bir olasılıktır. Çünkü insanın kendisiyle olan irtibatı, diğer irtibatlarına nitelik ve yön verme bakımından hayatî bir rol ifa eder. Bu yüzden de insanın, dış dünyasındaki fenomenlerle irtibatlarının zemin ve sonuçları bu irtibat sayesinde ortaya çıkar.

İnsanın özü ile ilişkisi, insana mahsus özellik ve ayrıcalıklardandır. İnsanın böyle bir ilişkiye sahip olması, onu diğer varlıklardan üstün tutar. Bu bağlamda insanın kendisiyle ilişkisi iki zıt yönde sağlanabilir. Bunların biri, insanın gerçek özüyle olan yapıcı ilişkisidir ve diğeri ise, var olduğu zannedilen öz ile kurulan yıkıcı ilişkisidir. Gerçek öz ile kurulan yapıcı ilişki, insanı yetkinlik ve kemalin zirvesine taşıyacak niteliktedir. Sanısal öz ile sağlanan ilişki ise, insanı rezalet ve dalaletin en alçaltıcı ve horlayıcı aşamasına sürükleyecektir.

Ruh ve Beden İlişkisi

İnsanın varlığı ruh ve bedenden oluşmuştur. Bunların her birinin özel gereksinimleri, yetenekleri ve işlevleri vardır. Ruh ve bedenin doğa ötesi ilişkisini yorumlayabilmek ve anlayabilmek için çok geniş ve etraflı bir araştırma gerekir. Bu bağlamda genel kabul gören husus şudur: İnsan, ruh ve beden birlikteliğinden oluşan bir bütündür ve onun şekillenmesi, bu ikisi arasındaki birliktelikte saklıdır. Gerçekte bu birlik ve birliktelik, insana öyle bir güç vermektedir ki insan bu sayede ruhu ve bedeniyle ilgili hususları yönetebilmekte ve etkileyebilmektedir.

Bu doğrultuda insanın kendi ruh ve bedeniyle ilişkisinin eğitim ve ıslahı, diğer alanlarda ilişki sağlamasında yapıcı bir rol oynamaktadır. Ruhsal bakımdan aklî denkliğe ve derin bir huzura kavuşan; batınî çelişkilerini çözümleyen; Allah'a yakınlıktan ibaret olan himmetini tek himmet kılan kimse kendi tekâmülü için nice faydalar elde edecek ve bu doğrultuda ona nice hizmetler edebilecektir. Varlıktan faydalanan, dersler çıkaran ve kendi yeteneklerine, mevcut şartlarına uygun olarak varlığa hizmetler eden insan, yetkinlik kazanacak ve varlığın yüce aşamalarına adım atmış olacaktır.

Bu arada insan hedeflerini ölçmeli ve bu ölçümde, belirlediği hedeflerin kendisini nereye götüreceğini, belirlediği hedeflerinin yolunun ne olduğunu ve bu yolda ihtiyaç duyduğu azığın neler olduğunu bilmelidir.

Beden hakkındaki doğru bakış, bedenin ruh için binek olduğudur. Yetkinlik yolunu kat etmek isteyen ruh, beden bineğinden faydalanmak zorundadır. Bu nedenle de insan, beden sağlığını ve gücünü koruma yönünde ciddiyet göstermelidir. Müminler Emiri İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: Bilmiş olun ki kalbin takvası beden sağlığındadır.[1] Yani bedenin sağlığı yardımıyla ruh da güç kazanacaktır.

Özü Tanımanın Önemi

İlişkilerin değer ve kıymeti, insanın dünya görüşüne, inançlarına ve eğilimlerine bağlıdır. Görüş ufkunu açmak, inançları sarsılmaz kılmak ve ölümsüz gayeler taşımak bu açıdan önemlidir. Dinî öğretiler, kapsamlı bir marifete sahip olan insanın, belli amaç ve hedef üzere yaratılmış olan kâinatı tanıması gerektiğini ve ancak böylesi bir marifet sayesinde ilişki kapılarının yüzüne açılacağını bildirmiştir.

Öte yandan dinî öğretiler, insanın kendisini tanıması gerektiğini de istemiştir. Marifetin bu türü, en üstün ve en değerli marifet olarak tanımlanmıştır. Çünkü yüce Allah'ı tanımak ve diğer insanlarla gönül birliği kurmak bu marifet sayesinde gerçekleşecektir.

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: En üstün tanıma, insanın kendisini tanımasıdır.[2]

Özü tanımamak ve özü tanıma hakkında ihmal etmek, insanın Allah'tan uzaklaşmasına ve başka insanlar hakkında yabancı kalmasına neden olacaktır. Çünkü tanıma zincirleri birbirlerine bağlıdır ve her hangi bir halkanın eksikliği, marifetin eksikliği ile sonuçlanacaktır.

İnsan kendisini tanıdı mıydı, bu tanıması uyarınca kendi ilişkilerinin türüne düzen verebilecek ve mutluluğuyla sonuçlanacak hangi yolu takip etmesi gerektiğini, mutsuzluğuna neden olacak hangi yollardan sakınması gerektiğini anlayacaktır.

Ayrıca nefsi tanımak, yüce Allah'ı tanıma zemin ve etkeni -adeta insan nefsi, yüce Allah'ın tecelli ettiği ayna konumunda- olduğundan dolayı yüce Allah'ı tanıma şerefine nail olabilecek ve ona olan ünsiyetini arttırabilecektir. Çünkü bu ülfet ve ünsiyet insana huzur ve güven kazandıracaktır.

Öze Yabancı Olmak

Öze yabancı olmak, insanın düşebileceği en kötü hâllerden biri olup insanı kaçınılmaz helake ve felakete sürükleyecektir. Bu, belki de başlangıçta biraz müphem kalacaktır. Çünkü her insanın haberdar olduğu ilk şey, insanın kendisidir. İnsan, kendisini algılayarak bir varlık olarak kabul eder. O hâlde insanın kendisine yabancı olması ne anlama gelir?

Bunu şöyle açıklanabilir: Hayatın günlük akışına tutsak ve dünyaya bağımlı olan -"gerçek özün" ihtiyaçlarına aldırmayan ve bütünüyle bunları unutan- bir insan, gerçekte kendini unutmuş olacaktır. “Hayatın günlük akışı” tabiri, yani sadece cismî ve hayvanî ihtiyaçların temini, bütün himmet ve gayreti sadece bu ihtiyaçlara odaklamak, çevre ve toplumda eriyerek kemal ve yetkinlik yolunda hiçbir hareket etmemek ve hatta bunun düşüncesinde bile olmamaktır.

Böyle bir insan, aklı başında olmakla birlikte kendine yabancıdır. Hayattan tek anladığı yemek, içmek, uyku, öfke, şehvet olan, tek düşündüğü bunlar veya bunları temin etmek olan, kendi şahsiyetinin büyük bir bölümünü -gerçek varlığını ve gerçek ihtiyaçlarını- unutan biri elbette ki özüne yabancıdır.

Allah'a Yabancı Olmak

Yüce Allah ile ilişkinin kopmasının farklı neden ve etkenleri vardır. Ancak hepsinin ortak paydası, bu engellerin tümünün insanın kendi eliyle ortaya çıkmasıdır. Ancak sanısal özle kol boyun olmak ve gerçek özden uzaklaşmak, insanın yüce Allah ile ilişki kurmasını engelleyen ve ona yabancı olmasına neden olan en önemli etkendir.

İnsanın tekâmül ve yetkinliği yolunda karşılaştığı sorun, insanın kendisinden kaynaklanır. İnsanlar kendi varlıksal alanlarına bakmalı, kendi asıl özlerini bulmalı ve kendi elleriyle var ettikleri engellere karşı mücadele etmelidirler.

İnsanın Kendisiyle İlişkisi

İnsanın iki tür "özü" vardır: "Övgüye şayan, beğenilir özü" ve "zemmedilmeye reva ve kınanan özü". "Övülesi öz", insanın hakikat ve insanlığının bağlı olduğu şeydir. Ruhanî ve manevî eğilimler, Allah vergisi büyük sermayeler, ezelilik ve ebediliğe olan sevgi ve aşk, Allah'ın halifeliği ve ilâhî velayet makamının gizli gerçekleri ve yetenekleri, kulluk hissi, fıtrat ve akıldan kaynaklanan inançlar, insanın nefs ve canı ile ilgili hususlar insanın "övgüye şayan özüne" veya "gerçek özüne" bağlıdır.

"Kınanası öz" zan ve vehim ürünü olup bir tür öze yabancılıktır ve hatta insanın özden kopukluğudur ki, bunun sonucunda insan hiçbir sebat gösteremez ve şaşkınlık girdabında kaybolup gider.

Kur'ân-ı Kerim'de insana dönük olarak iki farklı yaklaşım tarzı görülmektedir: Bunların biri, insanın gerçek özüne dönüktür ve diğeri ise, sanısal öze yöneliktir. Gerçek öz hakkında yapılan tavsiye, bir an olsun ondan gaflet etmememiz, sürekli gözetim altında tutmamız, onun kurtuluşu için daima gayret etmemiz gerektiğidir.

Kur'ân-ı Kerim şöyle şöyle buyurmaktadır:

“Ey inananlar! Siz, kendinizi gözetin; doğru yolu buldunuzsa sapık kişi, size bir zarar veremez”.[3]

İnsan, sanısal öz tasvirleriyle mücadele etmediği, nefsinin ifrat ve tefritlerini kontrol altında tutmadığı sürece şaşkınlık içinde bocalayacaktır. Ayet ve hadislerde nefsin iniş hallerine "nefs-i emmare, musevvile" gibi tabirlerle işaret edilmiştir.

Öz İle İlişkinin İki Tarafı

Her ilişki, iki tarafın var olmasını gerektirir. Çünkü ilişki, iki varlığın var olması durumunda gerçekleşir ve bu iki varlığa ilişkinin iki tarafı denir.

Bir şeyin kendisiyle ilişkisi makul olmadığına göre, bir şeyin tek başına ilişkinin iki tarafını oluşturması ve kendisiyle ilişki kurması nasıl düşünülebilir?

Bazılarının bu soruya verdiği cevap şöyledir: Her ne kadar insan belirli bir varlık ise de, soyut ruh ve maddî beden gibi iki farklı hakikatin bileşimidir. İnsanın kendisi ile ilişkisinden kastedilen, ruhun beden ile ilişkisidir. Çünkü ruh ve bedenin hiçbiri birbirine yabancı değildir.

Bahsi edilen soruya verilen bir başka cevap şöyledir: İnsanın iki "ben"i veya iki "öz"ü veyahut da bir "ben"i ve bir de "öz"ü vardır. İnsanın kendisiyle irtibatından kastedilen şey, insanın bir "ben"inin diğer "ben"iyle veya insanın "ben"iyle "öz"ünün ilişkisidir.

Nefs, yüce Allah'ın zatî makam ve sıfatlarıyla bağlantılı ve ilintilidir ve insan nefsindeki ilim, kudret, sevgi arasında sonuna kadar ve her dalında bir tür bağ vardır. Elbette her hangi bir alanda bu üç boyuttan birinin, diğer ikisine oranla daha fazla tecelli edebileceği ve ortaya çıkabileceği de muhtemeldir.

Bu üç boyuttan her biri, insan nefsinin yüce makamını filizlendirmede çok etkin bir rol oynayacak ve nefs makamının tafsilinin gelişmesinde ve olgunlaşmasında müessir bir etken olacaktır. Bu bağlamda önemli olan, insanın kendi özüyle doğru, mantıklı ve gerçekçi bir ilişki kurabilmesi için bu olguların eğitilmesidir.

 

 

------------------

[1]- Nehcü'l-Belâğa, Sübhi Salih tahkiki, s.545, 388. Hikmet.

[2]- Gureru'l-Hikem Şerhi, Ağa Cemalüddin Hansarî, c.7, s.387.

[3]- Mâide, 105.




Bu haber 711 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MANEVİYAT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI