Bugun...



İmam Hüseyin’in (a.s) Maneviyat ve İrfanı - 2

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Güncelleme: 17-07-2025 15:33:31 Tarih: 17-07-2025 15:26

İmam Hüseyin’in (a.s) Maneviyat ve İrfanı - 2

Peygamberler ve Masumların, İmam Hüseyin (a.s) İçin Gözyaşı Dökmeleri

Yalnızca Allah Resûlü (s.a.a), evladı Hüseyin (a.s) için ağlamamıştır; aynı zamanda Hz. Fâtımatü’z-Zehrâ (s.a), diğer peygamberler, melekler ve tüm âlemdeki varlıklar da onun musibetinden etkilenmiş ve yas tutmuşlardır.

 

Hz. Fâtıma (s.a):
İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Fâtıma (s.a), Hüseyin’e (a.s) hamile kaldığında, Cebrâil, Hz. Peygamberin (s.a.a) yanına gelerek şöyle arz etti: ‘Hiç şüphesiz, Fâtıma bir erkek evlat dünyaya getirecek ve senin ümmetin onu senden sonra katledecektir.’ (Peygamber bu haberi Hz. Fâtıma’ya iletti). Bu nedenle Fâtıma (s.a), Hüseyin’e (a.s) hamile kaldığında sevinmedi; doğurduğunda da onun doğumundan memnun olmadı... Zira onun öldürüleceğini biliyordu.” Yani Hz. Fâtıma (s.a), evladının başına gelecek musibetleri ve onun katledileceğini bildiği için kederli ve mahzundu.

 

İmam Sâdık’tan (a.s) bir başka rivayet şöyledir: “Kıyamet günü Fâtıma (s.a), nurdan bir kubbenin içinde oturtulacaktır. O esnada İmam Hüseyin (a.s), kesik başını elinde tutarak mahşer alanına gelir. Fâtıma (s.a) bu manzarayı görünce feryat ederek yere düşer. Bu hali gören tüm peygamberler ve diğer mahlûkat da ağlamaya başlar. Sonrasında İmam Hüseyin’in (a.s) katilleri huzura getirilir, yargılanır ve şiddetli bir cezaya çarptırılırlar.”

 

Hz. Ali (a.s):
İbn Abbas’tan rivayet edilmiştir ki, Zîkâr’da Emirü’l-Mü’minin Ali’nin (a.s) huzuruna vardım. Hz. Ali (a.s), Hz. Peygamberin (s.a.a) dikte etmesiyle kendi el yazısıyla yazılmış bir sahife çıkardı ve bana oradan okudu. Bu sahifede İmam Hüseyin’in (a.s) nasıl şehit edileceği, onu kimin öldüreceği, kimin ona yardım edeceği ve kimin onunla birlikte şehit olacağı yazılıydı. Ardından Hz. Ali (a.s) şiddetle ağladı ve beni de ağlattı.”

 

Ayrıca şöyle rivayet edilmiştir: Bir gün Emirü’l-Mü’min Ali (a.s), henüz çocuk yaşında olan Abbas’ı kucağına aldı. Büyük bir hüzünle gözlerinden yaşlar süzülüyordu ve Abbas’ın (a.s) kollarını öptü. Bu durumu gören Ümmü’l-Benîn (s.a) endişelendi ve Hz. Ali’ye (a.s) “Neden ağlıyorsunuz?” diye sordu. O da şöyle buyurdu: “Bu çocuğun ellerine baktım ve ileride başına gelecekleri hatırladım. Bu yüzden etkilendim.”

Ümmü’l-Benîn (s.a), telaşla sordu: “Ellerine ne olacak ki?” Hz. Ali (a.s) şöyle cevap verdi: “Kesilecek”. Ardından derin bir hüzünle birkaç kez şöyle dedi: “Ben Yezîd’e ne yaptım ki?” Bu sözleri duyan Ümmü’l-Benîn (s.a) üzüntüyle gözyaşı döktü ve sordu: “Neden Abbas’ın elleri kesilecek?” Hz. Ali (a.s), Kerbelâ olayını ona anlattı. Bu acı hadiseleri duyan Ümmü’l-Benîn (s.a), Ehlibeyt’e isabet eden bu elim musibetlerden derin şekilde etkilendi ve uzun süre gözyaşı döktü. Ancak sonra sabır ve şükür gücüyle kendini teskin etti ve evladının İmam Hüseyin (a.s) yolunda feda olmasından dolayı Allah’a hamd etti.

 

İmamlar (Eimme-i Hüda):
Temiz soyun imamlarının tamamı, Âşûrâ’nın hatırasını canlı tutmayı ve yaşatmayı tavsiye etmiş ve bu konuda bizzat kendileri de Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) sünnetine uygun şekilde davranmışlardır. Bunlardan biri de:

İmam Zeynelabidin (a.s):
İmam Zeynelabidin (a.s), babası İmam Hüseyin’in (a.s) şehadetinden sonra birçok kez minbere çıkarak onun musibetlerini halka anlatmış ve insanları ağlatmıştır. Bir gün, Yezîd’in –Allah’ın laneti üzerine olsun– huzurunda minbere çıkarak şöyle buyurmuştur:
“Ben, susuzluktan can veren, bedeni Kerbelâ toprağına düşen zatın oğluyum. Onun sarığı ve ridası gasbedildiği bir halde göklerin melekleri ağlıyordu. Cinler yerde, kuşlar gökte gözyaşı döküyorlardı. Ben, başı mızrak ucuna takılan kişinin oğluyum. Kadınları ise, Irak’tan Şam’a esir götürüldü...
Ey Yezîd! Muhammed (s.a.a) senin deden mi, yoksa benim dedem mi? Eğer senin deden olduğunu söylersen, yalan söylemiş olursun. Eğer benim dedem olduğunu söylersen, o hâlde neden babamı katlettin ve kadınlarını esir aldın?”

Daha sonra şöyle buyurdu:

"Ey insanlar! Aranızda hem babası ve hem dedesi Allah Resûlü (s.a.a) olan biri var mı?"

Bu söz üzerine halk arasında büyük bir feryat koptu.

 

Muaviye bin Vehb şöyle anlatıyor: İmam Sâdık’ın (a.s) evine gittim. Hazret secdedeydi ve dua ediyordu. Duasında şu ifadelere de yer verdi:

"Allah’ım! Yüzünü güneşin yakıcılığına maruz bırakarak kendisini Hüseyin’in (a.s) kabrine ulaştırmaya çalışan yüzlere rahmet et. Allah’ım! Hüseyin’in (a.s) yasını tutarken gözlerden dökülen yaşlara rahmet et. Allah’ım! Hüseyin’in (a.s) musibetleri karşısında yükselen inilti ve çığlıklara merhamet et. Allah’ım! Onları sana emanet ediyorum ki, kıyamet günü Kevser havuzunun başında bizimle birlikte olsunlar."

 

İmam Rıza’dan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: “Muharrem ayı girince, babam (İmam Kâzım) (a.s) artık hiç gülmezdi; sürekli hüzün ve keder içinde olurdu. Bu hal, Muharrem’in onuncu gününe, yani Âşûrâ’ya dek sürerdi. O gün geldiğinde, artık onun için musibet, keder ve gözyaşı günü olurdu ve şöyle derdi: 'Bugün, Hüseyin’in (a.s) şehit edildiği gündür.'”

 

Yine İmam Rıza’dan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: “Kim Âşûrâ gününü keder, hüzün ve gözyaşıyla geçirirse, yüce Allah kıyamet gününü onun için sevinç ve mutluluk günü kılar ve cennette gözünü bizimle aydınlatır.”

 

Yine âlimlerden ve büyük zatlardan birçok defa nakledilmiştir ki, İmam Zaman (a.f) mersiye ve matem meclislerine katılmış, yüce ceddi İmam Hüseyin’in (a.s) musibetlerine gözyaşı dökmüştür. Ayrıca kendisi, “Ziyaret-i Nahiye-i Mukaddese”de Seyyidüşşühedâ’nın (a.s) musibetlerini zikretmiş ve şöyle buyurmuştur:

"Selâm olsun sana; kalbi senin musibetinle parçalanmış ve gözyaşı senin için sürekli akmakta olan kimsenin selâmı olsun sana. Selâm olsun sana; feryadı ve iniltisi senin felaketin karşısında yükselen kimsenin selâmı olsun."

 

Peygamberler (Salavâtullâhi aleyhim ecmaîn):

Hz. Âdem (a.s):

Hz. Âdem (a.s), tövbesinin kabul edilmesi için Ehli Beyt’e tevessül etti ve onların düşmanlarına lanet etti. Bu sırada Cebrâil (a.s) ona İmam Hüseyin’in (a.s) musibetini anlattı.

 

Hz. İbrahim (a.s):

Hz. İbrahim (a.s), oğlu İsmail’in (a.s) kurban edilmesinden muaf tutulduğunda, içinden şöyle geçirdi: "Keşke oğlum gerçekten kurban edilseydi de kalbim acı çekseydi. Böylece sevgimi daha fazla göstermiş olurdum." Bunun üzerine Cebrâil (a.s) nazil oldu ve şöyle dedi:

“Bil ki, Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) ümmetinden bir topluluk, Kerbelâ adındaki bir yerde onun evladının (Hüseyin’in) önünü kesecek, suyu ona haram edecek ve nihayet onu ve evlatlarını susuzluktan öldürecekler.”

Cebrâil’in (a.s) Hz. İbrahim’e (a.s) okuduğu bu mersiye, onun yüreğini öyle bir yaktı ki, bu acı, oğlunun kurban edilmesinden çok daha ağır geldi.

 

Yine İmam Cafer-i Sadık (a.s), yüce Allah’ın şu kelamı hakkında “İbrahim yıldızlara bakarak, 'Ben hastayım,' dedi.” [1] şöyle buyurmuştur:

“İbrahim (a.s), yıldızların durumundan Hüseyin’e (a.s) gelecek musibetleri anlamıştı ve bu nedenle 'Ben hastayım' demişti.”

 

Hz. Hızır ve Hz. Musa (a.s)

Rivayet edilmiştir ki, Hz. Musa (a.s), Hz. Hızır ile buluşup ondan ilim öğrenmekle görevlendirildiğinde, onların ilk karşılaşmalarında konuştukları ilk mesele, Hz. Hızır’ın Hz. Musa’ya Âl-i Muhammed’e (s.a.a) isabet edecek musibet ve belaları anlatması olmuştur. Bunun üzerine her ikisi de derin bir şekilde ağladılar.

 

Benzer şekilde, Hz. İsa, Hz. Nuh ve diğer peygamberler hakkında da bu bağlamda birtakım rivayetler nakledilmiştir. Ayrıca, Hz. Fatıma (s.a) ile ilgili daha önce zikredilen bir hadiste de görüldüğü üzere, kıyamet gününde bütün peygamberler, Hz. Hüseyin’in (a.s) Mahşer Meydanı’ndaki hâlini gördüklerinde gözyaşlarına boğulacaklardır.

 

Melekler

İmam Zeynelabidin’in (a.s) Yezîd’in huzurunda yaptığı ve daha önce zikredilen konuşmasının yanı sıra, Ziyaret-i Nahiye-i Mukaddese’de de şu ifadeye rastlanır:

"Göklerin meleklerinin ağladığı kimseye selâm olsun."

 

Allah Dostları ve Masum Olmayan Büyükler

Bu konuda oldukça fazla rivayet bulunmaktadır. Özellikle, Hz. Zeynep, İmam Hüseyin’in (a.s) kızları olan Hz. Rukiyye, Hz. Sekîne, Hz. Fâtıma ve Hz. Kulsûm (s.a) hakkında. Zira hepsi Kerbelâ esirleri arasında yer almışlardır. Yine, Hz. Ümmü’l-Benîn (a.s) ile ilgili de bu bağlamda pek çok hadis nakledilmiştir.

Bu noktada örnek olarak sadece Meysem-i Tammâr’dan bir rivayet aktarılacaktır. Şeyh Sadûk, Cebele-i Mekkiyye’den şu rivayeti nakletmiştir: “Meysem-i Tammâr’ın şöyle dediğini işittim: 'Vallahi, bu ümmet Muharrem ayının onuncu gününde Peygamber’in (s.a.a) oğlunu öldürecektir. Ne yazık ki, Hak Teâlâ’nın düşmanları bugünü bir bereket günü sayacaklardır. Bu olay kesinlikle gerçekleşecektir ve Allah-u Teâlâ’nın ilminde önceden takdir edilmiştir. Ben bunu, efendim Emîru’l-Mü’minîn Ali’nin (a.s) bana verdiği vasiyet sayesinde bilmekteyim.'” Meysem bu sözleri söyledikten sonra ağlamıştır.

 

Cinler ve Diğer Varlıklar

Cinler de Hz. Hüseyin’e (a.s) matem tutmuş ve tutmaktadır. Hatta hayvanlar ve cansız varlıklarla ilgili olarak da güvenilir kaynaklardan tekrar tekrar aktarılmıştır ki, pek çok kez onlarda da hüzün ve keder izleri görülmüştür. Örneğin şu olay nakledilir:

Hz. Resûlullah (s.a.a), Mekke'den Medine’ye hicret ederken “Ümmü Ma‘bed” adlı bir kadının çadırına uğramıştı. Bu çadırın yakınında “Avsece” adında dikenli bir ağaç vardı. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) bu ağacın altında abdest almak istedi. Üç kez ağzını çalkalayıp burnuna su çekti ve abdest suyunu bu ağacın dibine döktü. Ardından şöyle buyurdu:

“Bu Avsece ağacının bir özelliği vardır.” Ertesi gün bu ağaç yeşerip büyüdü, dallar ve yapraklar verdi. Patates benzeri bir meyve verdi ki, bu meyve baldan tatlı ve miskten güzel kokuluydu. Hangi hasta hayvan bu ağacın yaprağından yerse iyileşiyordu. İnsanlar da bu yapraklardan yanlarına alıyorlardı. Bu durum yaklaşık yirmi yıl sürdü ve insanlar ağacın dallarını şifa niyetiyle kullanıyorlardı.

Bir gün ağacın dallarından, etten akan kana benzer kırmızı bir sıvının sızdığını gördük. Şaşkına döndük. Akşam olunca ağacın etrafında “Ey Peygamber’in oğlu, ey Vasi’nin oğlu!” sesleriyle feryatlar yükseldi. (Cinler, Peygamber’in oğlu Hz. Hüseyin’e (a.s) ağıt yakıyorlardı.) Çok geçmeden haber ulaştı ki İmam Hüseyin (a.s) Kerbelâ’da şehit edilmiştir. O günden sonra ağaç kurudu, ne dalı kaldı ve ne de kökü... Zamanla tamamen yok oldu.

 

Tüm bu hususları doğrulayıcı nitelikte, Ziyaret-i Nahiye-i Mukaddese’de İmam Zaman’ın (a.f) şu ifadeleri yer almaktadır:

“Resûlullah (s.a.a), öyle bir musibete uğradı ki, melekler kendisine taziyede bulundu. Senin (Ey Hüseyin!) öldürülmen, annen Fâtıma için büyük bir felaket oldu.

Göklerin farklı tabakalarındaki melekler, baban Emîru’l-Mü’minîn’e taziyede bulundu ve onunla birlikte matem tuttular.

Huriler yüzlerine vurdu; gök bu musibet için ağladı; göklerin tüm sakinleri hüzne boğuldu.

Yeryüzü ve üzerindekiler, denizler ve içindeki canlılar, Mekke ve onu bina eden zat, cennet ve cennet ehli, Beytullah (Kâbe), Makam-ı İbrahim, Meş‘arü’l-Haram, Hıl ve İhram bölgelerinin hepsi bu büyük musibete ortak olmuş, yas tutmuşlardır.”

 

Devam Edecek...

 

------------

[1]- Saffât, 88-89.




Bu haber 475 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MANEVİYAT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI