Bugun...



Hz. Zehrâ (s.a) ile İmam Mehdî (a.f) Arasındaki Karşılıklı İrtibat

Bismillahirrahmanirrahîm

facebook-paylas
Tarih: 07-11-2025 17:18

Hz. Zehrâ (s.a) ile İmam Mehdî (a.f) Arasındaki Karşılıklı İrtibat

Kâinatın en büyük sırlarından ve en güzel bağlarından biri, yaratılmışların [1] efendisi İmam Mehdî (a.f) ile kadınların efendisi [2] Hz. Zehrâ (s.a) arasındaki irtibattır.

Bu nasıl bir sırdır ki, defalarca “Mehdî” isminin o güzel ve ruh okşayan zikri, kâinat Kevserinin bedenine ve ruhuna tazelik bahşetmiş; hayat bahçesi, Nergis gülü ile kokulanmıştır. Zehrâ’nın Yusuf’u (a.f) da ömrünün kadehini annesine duyduğu aşkla doldurmuştur. Bu geniş ve güçlü bağ sebebiyle bu konuda pek çok eser meydana gelmiştir. Biz de bu sayfada bu bereketli bağdan birkaç demet sunmaktayız.

 

Hz. Mehdî (a.f) ve Hz. Zehrâ’nın (s.a) Müjdesi

İslâm Peygamberi (s.a.a), bizzat Cebrâil-i Emîn’in Hz.Mehdî (a.f) ile ilgili müjdesiyle sevince gark olmuş [3], sevgili kızı Hz. Fâtıma’yı (s.a) da aynı sevinçle sevindirmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Müjde sana ey Fâtıma! Mehdî senin soyundandır.” [4]

 

Evet, ne zaman Hz. Peygamber (s.a.a) gözdesini en üst derecede sevindirmek istese, Hz. Mehdî’den (a.f) söz ederdi:

“Senin soyundan olacak olan Mehdî, Allah’ın izniyle yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır.” [5]

 

Hz. Mehdî’nin (a.f) Hatırlanışı Hz. Zehrâ’ya (s.a) Tesellidir

Son ilahî Peygamber (s.a.a), ruhunun bir parçası ve canının özü olan Hz. Fâtıma’yı (s.a) memnun etmek ve teselli etmek için, en hassas ve en kriz zamanlarında Hz. Mehdî’yi (a.f) anardı.

Hz. Zehrâ’nın (s.a) boğazına hüzün düğümlendiğinde ve gözyaşları yanağından süzüldüğünde, Hz. Peygamber’in (s.a.a) onu sevindirmek ve teskin etmek için söylediği cümlelerden biri şuydu:

“Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim! Bu ümmetin Mehdî’si bizden, Ehl-i Beyt’tendir. Allah, onun vasıtasıyla yeryüzünü adaletle dolduracaktır; tıpkı önceden zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi.” [6]

 

Bir diğer rivayette şöyle buyurmuştur:

“Bu ümmetin Mehdî’si bizdendir. Dünya fesada uğrayıp fitneler ortaya çıktığında, yollar kapandığında; insanlar birbirinin mallarını gasp edip büyükler küçüklere merhamet etmediğinde, küçükler büyüklere saygı göstermediğinde; işte o zaman Allah, Hüseyin’in (a.s) soyundan dokuzuncu hidayet önderini ortaya çıkarır. O, sapkınlık kalelerini ve mühürlü kalpleri fetheder. Nasıl ki ben zamanın başında din için kıyam ettiysem, o da zamanın sonunda dini diriltmek için kıyam edecektir. Yeryüzünü adaletle dolduracaktır; tıpkı önceden zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi.” [7]

 

Evet! Yaratılmışların en şereflisi, biricik kızını, âlemlerin kadınlarının efendisini, Hz. Mehdî’yi (a.f) anarak ve zuhur müjdesiyle teselli eder. Zira “Mehdî” ismi ve hatırası, yaratılışın başlangıcından itibaren masumlar tarafından bilinmektedir. Nitekim Hz. Zehrâ (s.a), Sahl b. Sa‘d Ensârî’ye evlatlarının isimlerini zikrederken, İmam Mehdî’nin (a.f) adını anma sırası geldiğinde onun hakkında şöyle buyurur:

“O, Allah’ın doğu ve batıyı eliyle fethedeceği kimsedir.” [8]

 

Hz. Mehdî (a.f), Hz. Zehrâ’nın (s.a) Levhasının Süsü

İmam Hüseyin’in (a.s) doğumunda, kâinatın annesinin gönlünü hoş etmek ve onu müjdelemek için Cebrâil-i Emîn, “Levhu’l-Hadîs” adıyla ilahî bir armağan getirmişti. Bu levhada, İmam Mehdî’ye (a.f) dair ifadelerin parlaklığı ve övgülerinin ihtişamı özel bir yer tutar. Başka bir ifade ile, Zehrâ’nın Yusuf’unun adı ve hatırası bu mübarek ve nurlu armağanda müstesna bir tecelli ile yer alır. Hz. Mehdî (a.f), bu nurlu levhada “Âlemlere rahmet”, “Mûsâ’nın kemaline, Îsâ’nın vakarına ve Eyyûb’un sabrına sahip olan kimse” şeklinde anılmıştır ve bu nitelemeler söz konusu hediyeye bambaşka bir ihtişam kazandırmıştır. [9]

 

Hz. Zehrâ’nın (s.a) Nergis’i Talebi

Tâhire-i Mukaddese Hz. Zehrâ’nın (s.a), Hz. Meryem (s.a) ve bin melek eşliğinde rüyada Nergis hatuna şeref bahşetmek üzere gelişi de bu sırrın bir yansımasıdır. Hz. Meryem’in (s.a) Nergis hatuna rüyada hitabı bunun küçük bir tezahürüdür. Hz. Meryem (s.a) ona şöyle demiştir:

“Zehrâ, âlemlerin hanımlarının efendisi ve senin eşinin annesidir.” Bunun üzerine Nergis hatun, Hz. Zehrâ’nın (s.a) eteğine yapışmış, İslâm’a girmiş ve kâinatın hanımefendisi onu bağrına basmıştır. [10]

 

Hz. Zehrâ’nın (s.a) Mehdî (a.f) Devletini Bekleyişi

Âlemde işlenen bütün zulümler, Hz. Zehrâ’ya (s.a) yapılan zulmün bir yansımasıdır. Sekîfe’nin hileli planıyla hilâfetin merkezi onun evinden başka bir yere taşınmış; böylece hak gasp edilmiştir. Dolayısıyla mazlumlar, özellikle de âlemlerin en büyük mazlumesi evlâdının adalet devletini gözlemekte, tarihin ağır zulmüne verilecek ilahî cevabı beklemektedir. Sevgili evlâdının zuhuruyla tecelli edecek ilahî rahmet, zalimler için dahi bir nimet olacaktır. [11]

 

Hz. Zehrâ (s.a), Hz. Mehdî’nin (a.f) Örneği

Bu bağ ve irtibatın en açık ve en parlak ifadesi, bizzat İmam Mehdî’nin (a.f) sözlerinde ortaya çıkmıştır. Zehrâ’nın Yusuf’u (a.f) şöyle buyurur:

“Allah Resulünün (s.a.a) kızı benim için en güzel örnektir.” [12]

 

İmam Mehdî (a.f), annesi Hz. Zehrâ (s.a) gibi fedakârlıkla, gayretle ve tâğutlara biat etmeyerek velâyet çizgisini ortaya koyar; küfür, nifak ve bidat çizgisini ifşa eder. Gerçekte Hz. Zehrâ’nın (s.a) tesis ettiği devletin sahibi Hz. Mehdî’dir (a.f). Bu sebeple İmam-ı Zaman’ın (a.f) mübarek lakaplarından biri “Sâhibu’d-Devleti’z-Zehrâ”, yani “Zehrâ’nın devletinin sahibi”dir. [13]

Ancak İmam Mehdî’nin (a.f) buyruğundan çıkardığımız ders şudur: Hz. Fâtıma (s.a), bekleyenler için en üstün örnek ve en değerli modeldir. Çünkü Hz. Fâtıma (s.a), Hz. Mehdî’nin (a.f) örneğidir. Öyleyse biz de İmamımıza (a.f) uymalı ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) kızını kendimize örnek edinmeliyiz.

 

Son olarak, âlemin iki bereket sofrasının sahibi olan Hz. Zehrâ (s.a) ve Hz. Mehdî’ye (a.f) tevessülün bir örneğini aktarmak gerekir: Allâme Meclisî şöyle rivayet ediyor ki
eğer bir ihtiyacın varsa ve kalbin sıkıntıyla dolmuşsa, iki rekât namaz kıl. Namazın selâmından sonra üç defa tekbir getir ve Hz. Fâtıma’nın (s.a) tesbihatını oku. Ardından secdeye var ve yüz defa şöyle de:

“Yâ Mevlâtî yâ Fâtıma, eğîsînî” (Ey hanımefendim Fâtıma, yetiş bana).

Sonra sağ yanağını yere koy ve aynı cümleyi yüz defa daha söyle; ardından sol yanağını yere koy ve yine yüz defa tekrarla. Son olarak tekrar secdeye var ve bu duayı yüz on defa söyle; sonra da ihtiyacını dile. Şüphesiz ki Allah onu yerine getirir. [14]

 

İmam Cevâd (a.s), her gün zeval vaktinde Hz. Resulullah’ın (s.a.a) mescidine gider, ona selâm ve salâvattan sonra, Hz. Peygamber’in (s.a.a) kabrinin hemen yakınında bulunan annesi Hz. Fâtıma’nın (s.a) evine yönelirdi. Ayakkabılarını çıkarır, en yüksek edeple içeri girer, orada namaz kılar ve uzun müddet dua ve ibadetle meşgul olurdu. Hiçbir zaman Hz. Resulullah’ı (s.a.a) ziyaret edip annesinin kapısını çalmadan dönmezdi. [15]

Ayrıca nakledilir ki İmam Cevâd (a.s), dört yaşındayken şiddetli bir hüzün içine dalmıştı. Babası bu hâlin sebebini sorunca, İmam Cevâd (a.s), annesi Hz. Zehrâ’nın (s.a) musibetlerini ve zuhur döneminde gerçekleşecek intikamı hatırlatmıştır. [16]

 

----------

[1]- “Eğer mahlûkatın efendisi kıyam edecek olursa...” Furû-u Kâfî, s. 207, h. 346.
[2]- İntizar (Bekleyiş) Dergisi, sayı: 7, s. 83 ve sayı: 12, s. 414.
[3]- Bihârü’l-Envâr, c. 51, s. 77.
[4]- Kenzü’l-Ummâl, c. 2, s. 105.
[5]- Bihârü’l-Envâr, c. 40, s. 66.
[6]- Bihârü’l-Envâr, c. 28, s. 52.
[7]- Bihârü’l-Envâr, c. 36, s. 307.
[8]- Bihârü’l-Envâr, c. 36, s. 352.
[9]- Kemâlü’d-Dîn, c. 2, s. 290; Bihârü’l-Envâr, c. 26, s. 159.
[10]- Kemâlü’d-Dîn, c. 2, s. 384; Bihârü’l-Envâr, c. 51, s. 61.
[11]- Bihârü’l-Envâr, c. 22, s. 368.
[12]- Bihârü’l-Envâr, c. 53, s. 180.
[13]- Necmü’s-Sâkıb, s. 80.
[14]- Bihârü’l-Envâr, c. 102, s. 254, h. 13.
[15]- Bihârü’l-Envâr, c. 102, s. 254, h. 13.
[16]- Çeşme der Bester, s. 505.




Bu haber 734 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI