Bugun...



Bâtınî Hayat

İnsanın dünyada fizikî vücuduyla ilgisi olan zahirî bir hayatı vardır. Yer, içer, uyur, hareket eder ve çalışır.

facebook-paylas
Güncelleme: 20-03-2023 12:34:32 Tarih: 19-01-2023 11:18

Bâtınî Hayat

Bismillahirrahmanirrahim

İnsan, iç dünyasında ya saadete, kemale, nuranîliğe ve insaniliğe doğru hareket eder ya da insanîliğin doğru yolundan saparak hayvanîliğin karanlık ve alçak vadilerinde bedbahtlığa, sıkıntıya ve zulmete yuvarlanarak çırpınır durur. Başka bir ifadeyle ya kemal derecelerinde nura, mutluluğa, kemale ve cemale doğru yol alır ya da karanlığa, azaba ve alçaklığa doğru hareket eder. Çoğu insanlar bilmese de bu bir hakikattir. Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:

“Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise, gafildirler.[1]

Ama ne var ki, bilmenin veya bilmemenin, bu gerçek üzerinde bir etkisi yoktur. Kıyamette karanlık maddî perdeler gözünden kaldırılınca, insan gerçeği ve kendi hakikatini anlayacaktır. Nitekim Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

“Andolsun sen bundan gaflet içindeydin; işte biz de senin üzerindeki örtüyü açıp kaldırdık. Artık bugün görüş gücün keskindir.” [2]

Zikredilen ayet-i kerimeden anlaşılıyor ki, ahiretle ilgili olan şeyler, bu dünyada ve insanın zatında vardır. Fakat insan bundan gafildir ve ancak kıyamet günü gaflet perdeleri kaldırılınca bunları görecektir.

Ayet ve hadislerden insanın nefsinin bu dünyada birtakım şeyler elde ettiği, elde ettiği şeylerin devamlı onunla birlikte olacağı ve onların ahiret yurdundaki geleceği için hayatî önem taşıdığı anlaşılmaktadır. Nitekim Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır:

“Her nefis kazanmakta olduklarına karşılık olmak üzere bir rehinedir.” [3]

“Sonra her nefis ne kazandıysa, kıyamet günü (ona) eksiksiz olarak ödenir. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.” [4]

“Allah sizi, yeminlerinizdeki rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden dolayı sorumlu tutmaz; fakat sizi kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır; yumuşak davranandır.” [5]

“Allah hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. Kazandığı lehine, kazandırdıkları da aleyhinedir.” [6]

“Her bir nefsin hayırdan yaptıklarını hazır bulduğu ve her ne kötülük işlediyse, onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını istediği o günü (düşünün).” [7]

“Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa, artık o da kendi aleyhinedir. Sonra siz Rabbinize döndürüleceksiniz.” [8]

“Artık kim zerre ağırlığında bir hayır işlerse, onu görür. Kim de zerre ağırlığında bir şer (kötülük) işlerse, o da onu görür.” [9]

“Ve doğrusu insana da kendi (emek ve) çabasından başkası yoktur. Şüphesiz kendi (emek ve) çabası da görülecektir.” [10]

“Önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Allah katında bulacaksınız.” [11]

“O gün ki, ne mal fayda verir ve ne de oğullar; ancak Allah'a halis ve pak bir kalple varan müstesna.” [12]

Hz. Resul-i Ekrem'in (s.a.a) ashaptan “Kays” adlı birine şöyle buyurduğu nakledilir: Ey Kays! Kabirde seninle birlikte olacak bir yoldaş edinmek zorundasın. O canlıdır ve sen onunla birlikte defnolacaksın. O yoldaş iyi olursa, seni yüceltecektir; ancak alçak ve kötü olursa, seni alçaltacaktır. Sonra siz (sen ve yoldaşın) ikiniz kıyamette birlikte haşredileceksiniz ve sen ondan sorguya çekileceksin. O hâlde kendin için salih bir yoldaş seçmeye çalış. Eğer yoldaşın salih olursa, onunla dostluk kurarsın; kötü olursa, sadece onun yüzünden dehşetli azapla karşılaşırsın. O yoldaş ise, senin amelindir. [13]

İnsan bu dünyada kendi nefsini yetiştirmeye ve uhrevî hayatını kazanmaya çalışır. İnançlar ve fikirler, alışkanlıklar ve hasletler, sevgiler ve alâkalar, yönelişler ve ülfetler, insanın nefsinde etki bırakan işler vasıtasıyla tedricen yetişip eğitilir ve onun niceliği bunlara bağlıdır. Hak maarif ve inançlar, ahlâkî fazilet ve değerler, Allah aşkı, Allah'a yöneliş ve ülfet, Allah'a itaat ve O'nun rızasını kazanmak ve Allah'ın emrettiği iyi işleri yerine getirmek, insanın melekûtî ruhunu kemal derecelerinde seyrettirip yükselterek ilâhî yakınlık ve kurb makamına ulaştırır. İnsan bu dünyada iman ve iyi işler vasıtasıyla yeni ve temiz bir hayat kazanır; o hayat ile de ahiret yurduna kavuşur. Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:

 “Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız.” [14]

İnsan bu dünyada, bedeninin zevk aldığı nimetlerden başka manevî nimetlerden de yararlanarak, onların vasıtasıyla ruhunu yetiştirip sonucuna ahiret yurdunda kavuşacağı manevî ve uhrevî hayatını güzelleştirebilir.

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: Yüce Allah, kullarına "Ey benim sadık kullarım! Ahiret yurdundan yararlanmak için dünyada bana ibadet nimetinden istifade edin" buyuruyor. [15]

İmam Ali'nin (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Allah'ın zikrini sürdürmek, ruhların kuvveti ve gıdasıdır. [16]

Yine İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: Allah'ı zikret ki, O'nu zikretmek kalplerin nurudur. [17]

İnsan, cenneti ve nimetlerini veya cehennemi ve azabını bu dünyadaki inancı, ahlâkı ve amelleri vasıtasıyla kazanır. Onlardan gafil bile olsa, "sırların ortaya çıkarılacağı gün" olan kıyamet günü, hakikat açığa kavuşacaktır.

İmam Seccad (a.s) bir hadiste şöyle buyuruyor: Bilin ki, her kim Allah'ın velilerine düşmanlık eder, Allah'ın dininden başka bir dini kabul eder, Allah'ın velisinin emrini dinlemez ve kendi reyine göre amel ederse, bedenleri yiyen alevli bir ateşte yer alır. O bedenler ki ruhlarını kaybetmiş ve bedbahtlık onlara galip gelmiştir. Onlar ateşin hararetini idrak etmeyen ölülerdir. Eğer canlı olsalardı, ateşin acısını ve hararetini idrak ederlerdi. Öyleyse ey basiret sahipleri! İbret alın ve sizi hidayet ettiği için Allah'a hamt edin. [18]

Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:

“Gerçek şu ki, yetimlerin mallarını zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar. Onlar, yanan bir ateşe gireceklerdir.” [19]

İnsan bu dünyada, ahiret için ya nur ve basiret hazırlar ya da zulmet ve karanlık. Bu dünyada kör ve nursuz olursa, ahirette de kör ve nursuz haşrolur.

Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

“Kim bunda (dünyada) kör ise, o, ahirette de kördür ve yol bakımından daha şaşkın bir sapıktır.” [20]

Büyük üstat Allâme Tabatabaî (Allah'ın rahmeti üzerine olsun) bir gün şöyle buyurdu: Necef-i Eşref'te "Şeyh-i Abud" (çok ibadet eden yaşlı) diye çağrılan abit ve zahit bir şeyh yaşıyordu. Allah'ın evliyasından olup seyr-ü sülûk ehliydi. Her zaman zikir ve ibadetle meşguldü. Bazen Vadiu's-Selâm mezarlığına giderek saatlerce bir köşede oturur, düşünceye dalar ve bazen de yürüyüşe çıkardı. Eski ve yıkılmış mezarlara dikkatle bakardı. Bir gün mezarlıktan döndüğünde, birkaç kişi onunla karşılaştı. Hâl hatırdan sonra "Şeyh-i Abud! Vadiu's-Selâm'dan ne haber?" diye sorduklarında, "Yeni bir haber yok" diye cevap verdi. Çok ısrar etmeleri üzerine "Çok şaşırtıcı bir olayla karşılaştım" dedi. "Eski ve yeni mezarlara ne kadar dikkat ettiysem de onlarda yılan, akrep ve onlara azap verecek bir şey bulamadım. Mezarların birine "Rivayetlerde ölünün mezarda yılan, akrep ve diğer zararlı hayvanlar vesilesiyle işkence edildiği haber verilmiştir; ama ben sizde bir tek yılan ve akrep bile görmedim" dedim. Mezar, bana "Evet, bizde yılan ve akrep yoktur; ancak yılan ve akrebi kendinizle birlikte siz dünyadan getirirsiniz ve burada da onlar vasıtasıyla işkence edilirsiniz" diye cevap verdi."

İnsanın bâtıni hayatı gerçekten var olan bir hayattır. İnsan kendi zatının bâtınında gerçek bir yolu kat eder. Ya saadete ve kemale ulaşır ya da şekavete/bedbahtlığa ve helâke sürüklenir. Seyr-u sülûkta insanın inançlarından, ahlâkından ve amellerinden güç ve yardım aldığı bir gerçektir.

Allah-u Teâlâ Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

“Kim izzeti istiyorsa, artık bugün izzet Allah'ındır. Güzel söz O'na yükselir, salih amel de onu yükseltir.” [21]

Evet, inanç, ahlâk, meleke (alışkanlık), haslet ve amellerimiz ile oluşan nefsimizin fiiliyeti, kendi çaba ve gayretimizin ürünüdür ki, onun iyi ve kötü sonucuna ahiret yurdunda kavuşacağız.

 

------------

[1]- Rûm, 7.

[2]- Kaf, 22.

[3]- Muddesir, 38.

[4]- Âl-i İmrân, 161.

[5]- Bakara, 225.

[6]- Bakara, 286.

[7]- Âl-i İmrân, 30.

[8]- Câsiye, 15.

[9]- Zilzâl, 7-8.

[10]- Necm, 39-40.

[11]- Bakara, 110.

[12]- Şuarâ, 88-89.

[13]- Camiu's-Saadat, c.1, s.17.

[14]- Nahl, 97.

[15]- Biharu'l-Envar, c.10, s.253.

[16]- Gureru'l-Hikem, s.764.

[17]- Gureru'l-Hikem, s.479.

[18]- Feyz-i Kaşanî'nin (r.a) eseri Kurretu'l-Uyun, s.466.

[19]- Nisâ, 10.

[20]- İsrâ, 72.

[21]- Fâtır, 10.




Bu haber 912 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MANEVİYAT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI