|
Tweet |
Bismillahirrahmanirrahim
İmam Seccâd (Zeynelâbidîn) (a.s), babasının şehadetinden sonra, esaret günlerinde ve şiddetli baskı şartları altında “imamet” görevini üstlenmiştir. Bu ağır şartlar, onun imametinin sonuna kadar devam etmiştir. Mes‘ûdî şöyle yazmaktadır: “İmam Seccâd (a.s), imameti gizli bir şekilde, yoğun bir takiyye altında ve son derece zor bir dönemde üstlenmiştir.”
Böyle bir zaman diliminde, acaba İmam (a.s) siyasî mücadelelere girebilir ve geniş çaplı kültürel ve toplumsal faaliyetlerde bulunabilir miydi? Görünüşe göre bu sorunun cevabı olumsuzdur; bunun iki sebebi vardır:
1- İmam Hüseyin’in (a.s) şehadetinden sonra yönetimlerin oluşturduğu ağır baskı ve sıkı denetim ortamı, siyasî veya silahlı mücadelelerin güçlerin boşa harcanmasından başka bir sonuç doğurmamasına yol açmıştır. Nitekim o dönemde gerçekleşen mücadelelerin tamamı başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu vahim durumu kavrayabilmek için aşağıdaki iki rivayete dikkat etmek faydalıdır:
a) Mısır’ın ileri gelenlerinden biri olan Sehl b. Şuayb şöyle demektedir: Bir gün Ali b. Hüseyin’in (a.s) huzuruna vardım ve “Hâliniz nasıldır?” diye sordum. İmam (a.s) şöyle buyurdu:
“Mısır’dan sizin gibi büyük bir şahsiyetin, bizim hâlimizin nasıl olduğunu bilmediğini düşünmezdim. Eğer yine de bilmiyorsan, sana açıklayayım: Bizim, kendi toplumumuz içindeki durumumuz, Firavunların hâkimiyeti altındaki Benî İsrail’in durumuna benzemektedir; erkek çocuklarını öldürüyor ve kızlarını ise, sağ bırakıyorlardı. Bugün bizim durumumuz öylesine ağırdır ki, insanlar minberler üzerinde büyüğümüze ve önderimize hakaret ederek düşmanlarımıza yakınlık kazanmaya çalışmaktadırlar.”
b) Zürare b. Ovfa şöyle demektedir: Ali b. Hüseyin’in (a.s) huzuruna çıktım. Bana şöyle buyurdu:
“Ey Zürare! Bizim zamanımızda insanlar altı sınıfa ayrılmıştır: Aslan, kurt, tilki, köpek, domuz ve koyun. Aslanlara gelince; onlar dünya hükümdarlarıdır; her biri galip gelmek ister, fakat mağlup olmak istemez. Kurtlar ise, tüccarlarınızdır; satın alırken kötüleyip, satarken överler. Tilkiler, dinleri sayesinde geçinen, fakat kalplerinde dilleriyle ifade ettiklerinin bulunmadığı kimselerdir. Köpekler, insanlara diliyle saldıran ve insanlar da onun dilinin şerrinden korunmak için kendisine ikramda bulunan kimselerdir. Domuzlar ise, hayâsızlar ve benzerleridir; herhangi bir kötülüğe davet edildiklerinde mutlaka icabet ederler. Koyunlar ise, aslan, kurt, tilki, köpek ve domuz arasında kalmış olanlardır.”
Hazret, bu rivayette yöneticileri yırtıcı aslanlara ve Müslümanları ise, bu yırtıcıların pençesinde esir kalmış koyunlara benzetmiştir.
2- O dönemin sağlıksız kültürel şartları sebebiyle, dönemin yönetimlerinin olumsuz faaliyetleri ve mevcut çeşitli saiklerin etkisiyle halk başıboşluğa sevk edilmişti. Böyle bir toplumla köklü ve temel çalışmalar yapmak asla mümkün değildi; ancak onlarda manevî bir dönüşüm meydana getirilmesi gerekiyordu. Bu şartlar altında İmam Seccâd’ın (a.s) bütün gayreti, maneviyat meşalesini canlı tutmak olmuştur. Bu ise ancak dualar, niyazlar ve dönemsel hatırlatmalar yoluyla mümkün olabilirdi ki, Hazret bu hususta görevini en güzel şekilde yerine getirmiştir.
O dönemde yanlış kültür olan başıboşluk ve fuhşun yaygınlığı hakkında araştırmacılardan biri şöyle yazmaktadır: “Medine’de mûsiki ve dans meclisleri kuruluyor, çoğu zaman kadınlar ve erkekler bir arada bulunuyor ve aralarında hiçbir perde de bulunmuyordu.
… Talha’nın kızı Âişe, kadın ve erkeklerin birlikte katıldığı toplantılar düzenliyor ve bu meclislerde övünerek şarkı söylüyordu. [1]
… Medine, şarkıcı kadınlarla dolup taşmıştı; bunlar, kız ve erkek çocuklara şarkı öğretmede, şarkıcılığın yayılmasında ve başıboşluk ile fesadın yaygınlaşmasında etkin rol oynamaktaydılar…” [2]
Târîhu’l-Edebi’l-Arabî adlı eserde ise şöyle denilmektedir: “Sanki Hicaz’ın bu iki büyük şehri (Mekke ve Medine) mûsikişinaslar için inşa edilmişti; öyle ki, yalnızca sıradan insanlar değil, fakihler ve zâhidler bile onların meclislerine koşuyorlardı.” [3]
İşte böyle bir ortamda, İmam Seccâd (a.s), İslâmî maarifi açıklamak, İslâm ağacını ayakta tutmak ve maneviyat meşalesini canlı tutmak için dua silahını kullanmış; uygun zamanda meyve vermesi için maneviyat tohumları ekmiştir.
Çağdaş yazarlardan biri, İmam’ın (a.s) dualarını içeren Sahîfe-i Seccâdiyye hakkında şöyle yazmaktadır: “… Sahîfe-i Seccâdiyye, devrimci düşüncenin temelini oluşturmuş ve İslâm ümmeti de tam ve devrimci bir dayanak noktasına ihtiyaç duymuştur.
O dönemde ümmetin ihtiyacı, kin uyandıran sözler yahut geçici ve anlık duygular değildi; bilakis kapsamlı ve devrimci bir nazariyeye ihtiyaç vardı. İmam Zeynelâbidîn (a.s), bu nazariyeyi yalnızca, kendi terbiyevî ilkelerinin özeti olan Sahîfe-i Seccâdiyye’de açıklamakla kalmamış, aynı zamanda kendisi de adeta “Zebur-u Natık” (konuşan bir Zebur) olmuştur.”
Aynı yazar, Sahîfe-i Seccâdiyye’nin inkılapçıların hidayeti ve İslâmî hareketler üzerindeki etkisi hakkında ise, şöyle demektedir: “Ben, Kur’ân’dan sonra Sahîfe-i Seccâdiyye gibi, mazlumların kalplerini bu denli teselli eden, mustazafların damarlarında inkılap kanını coşturan, mücahitlerin kalplerini kendi ışıklarıyla parlatan ve mücadele yolunda inkılapçılara rehberlik eden başka bir kitabın bulunduğunu zannetmiyorum…”
“Sahîfe” başlığı “dua ve niyaz” olmakla birlikte, mücadele ve siyasetle ilgili konulardan yoksun değildir. Aşağıdaki hususlar bu tespitin doğruluğuna delalet etmektedir:
1- Sahîfe-i Seccâdiyye’nin kırk sekizinci duası:
Hazret bu duada, siyasî yönü bulunan şu meselelere açıkça temas etmektedir:
a) Hilâfet makamı, halifelere ve ilâhî vasîlere (seçkin kullara) mahsustur.
b) Hilâfet makamı saldırıya uğramış ve gasbedilmiştir.
c) Allah’ın hükümleri değiştirilmiş ve Allah’ın kitabı ihmal edilmiştir.
d) İlâhî farzlar tahrif edilmiştir.
e) Hz. Peygamber’in (s.a.a) sünneti terk edilmiştir.
Duanın metni şöyledir:
«…اللهم ان هذا المقام لخلفائک و اصفیائک و مواضع امنائک فی الدرجه الرفیعه التی خصصتهم بها قد ابتزوها و انت المقدر لذلک لایغالب امرک و لا یجاوز المحتوم من تدبیرک کیف شئت و انی شئت و لما انت اعلم به غیر متهم علی خلقک و لا لارادتک حتی عاد صفوتک و خلفاوک مغلوبین مقهورین مبتزین یرون حکمک مبدلا وکتابک منبوذا و فرائضک محرفه عن جهات اشراعک و سنن نبیک متروکه اللهم العن اعدأهم من الاولین و الاخرین و من رضی بفعالهم واشیاعهم و اتباعهم اللهم صل علی محمد و آل محمد انک حمید مجیدکصلواتک و برکاتک و تحیاتک علی اصفیائک ابراهیم و آل ابراهیم وعجل الفرج و الروح و النصره و التمکین و التاییدلهم…»
“... Allah’ım! Şüphesiz bu makam, Senin halifelerine, seçkin kullarına ve kendileri için tahsis ettiğin yüce derecedeki eminlerinin yerleridir; fakat bu makamı gasbettiler. Oysa Sen, takdir edensin; Senin emrine galip gelinecek kimse yoktur ve Senin hükmünden hiçbir şey aşılmaz. Dilediğin gibi ve dilediğin vakitte, Senin daha iyi bildiğin şekilde hükmedersin; yaratışında ve iradende itham olunmazsın. Nihayet, seçkin kulların ve halifelerin mağlup edilmiş, baskı altına alınmış ve hakları gasbedilmiş hâle gelmişlerdir; onlar Senin hükmünün değiştirildiğini, kitabının terk edildiğini, farzlarının belirlediğin yollardan saptırıldığını ve Peygamber’inin sünnetinin terk edildiğini görmektedirler. Allah’ım! Onların ilklerinden sonlarına kadar bütün düşmanlarına, onların yaptıklarına razı olanlara, taraftarlarına ve izleyicilerine lânet et. Allah’ım! Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eyle; şüphesiz Sen Hamîd ve Mecîd’sin. Salâtın, bereketlerin ve tahiyyelerin, seçkin kulların olan İbrahim’e ve Âl-i İbrahim’e olduğu gibi onların üzerine de olsun. Onlar için kurtuluşu, ferahlığı, yardımı, iktidarı ve teyidi çabuklaştır…”
2- Kırk yedinci dua:
Ehl-i Beyt’in (a.s) baskı altında bulunduğu ve Emîrü’l-Müminin Ali (a.s) minberlerde lanetlendiği bir dönemde, Hazret kırk yedinci duada (Arefe duası) şu önemli hususlara işaret etmektedir:
a) Emirlik ve önderlik makamı Ehl-i Beyt’e (a.s) aittir.
b) İmamlar (a.s), her türlü kir ve pislikten arındırılmış olup, Hâlık (Yaratan) ile mahlûk arasında aracılık etmeye lâyıktırlar.
c) Din, Allah tarafından tayin edilen imam vasıtasıyla güç kazanır.
d) Allah, imamlara itaati farz kılmıştır.
Hazret’in Arefe duasından bir bölüm şöyledir:
»رب صل علی أطائب اهل بیته الذین اخترتهم لامرک و جعلتهم خزنه علمک و حفظه دینک و خلفائک فی ارضک و حججک علی عبادک و طهرتهم من الرجس و الدنس تطهیرا بارادتک و جعلتهم الوسیله الیک و المسلک الی خبتک«…
… »اللهم انک ایدت دینک فی کل اوان بامام اقمته علمالعبادک و منارا فی بلادک بعد ان وصلت حبله بحبلک و جعلته الذریعه الی رضوانک و افترضت طاعته و حذرت معصیته و امرت بامتثال اوامره… و اته من لدنک سلطانا نصیراً و افتح له فتحاً یسیرا« …
“Rabbim! Emrin için seçtiğin, onları ilminin hazineleri, dininin koruyucuları, yeryüzündeki halifelerin ve kulların üzerindeki hüccetlerin kıldığın Ehl-i Beyt’in tertemizlerine salât eyle. Onları, iradenle her türlü pislik ve kirden tamamen arındırdın ve onları Sana ulaştıran vesile ve rızana götüren yol kıldın…”
“Allah’ım! Sen, her dönemde dinini, kulların için bir rehber ve beldelerinde bir nur kıldığın bir imam ile destekledin; onun bağını kendi bağınla birleştirdin, onu rızana ulaştıran vesile yaptın, ona itaati farz kıldın, ona isyan etmekten sakındırdın ve onun emirlerine uymayı emrettin… Ona katından yardım edici bir kudret ver ve ona kolay bir fetih nasip eyle…”
3- On dördüncü dua:
Bu dua, bütünüyle zalimlerden şikâyet mahiyetindedir ki, Hazret’in nazarında bunun somut karşılığı, dönemin yöneticilerinden başkası değildir.
4- Yirminci dua (Mekârimü’l-Ahlâk duası):
Hazret bu duada Allah’tan, kendisini zalimlerin egemenliğinden kurtarmasını ve ona zafer ihsan etmesini istemektedir:
«اللهم صل علی محمد و آل محمد و اجعلنی یدا علی من ظلمنی ولسانا علی من خاصمنی و ظفرا بمن عاندنی وهب لی مکرا علی من کایدنی و قدره علی من اضطهدنی…»
“Allah’ım! Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eyle; bana zulmedene karşı bir el, benimle çekişene karşı bir dil ve bana düşmanlık edene karşı bir zafer nasip et. Bana tuzak kurana karşı tedbir, bana baskı uygulayana karşı güç ver…”
5- Kırk dokuzuncu dua:
Hazret bu duada, düşmanlarının çokluğundan ve onların İmam’a (a.s) eziyet etmek, hatta onu öldürmek için kurdukları planlı düzenlerden Allah’a şikâyette bulunmaktadır:
«فکم من عدو انتضی علی سیف عداوته و شحذلی ظبه مدیته وارهف لی شباحده و داف لی قواتل سمومه و سدد نحوی صوائب سهامه ولم تنم عنی عین حراسته و اضمر ان یسومنی المکروه و یجر عنی زعاق مرارته فنظرت یا الهی….»
“Nice düşman vardır ki bana karşı düşmanlık kılıcını çekmiş, hançerinin ağzını benim için bilemiş, silahının keskinliğini bana yöneltmiş, öldürücü zehirlerini bana hazırlamış, oklarının isabetli atışlarını bana doğrultmuş, gözetleme gözünü benden ayırmamış ve bana kötülük tattırmayı, kin ve acının en yakıcısını bana içirmeyi tasarlamıştır. Bunun üzerine, ey benim Allah’ım! Sen gördün ki…”
-----------
[1]- Eş-Şi‘r ve’l-Ğinâ fî’l-Medîne ve Mekke, s. 250.
[2]- El-Ğinâ, c. 10, s. 57.
[3]- Târîhu’l-Edebü’l-Arabî, c. 2, s. 347.
tesettürlü escort ,fatih escort ,türbanlı escort ,travesti escort ,taksim escort ,beylikdüzü escort ,çapa escort
halkalı escort ,avrupa yakası escort ,şişli escort ,avcılar escort ,esenyurt escort ,beylikdüzü escort ,mecidiyeköy escort ,istanbul escort ,şirinevler escort ,avcılar escort
