….
3) Hz. Muhammed’in (s.a.a) Gençliği
Hilfu’l-Fudul (Erdemliler Paktı)
Mekke’de bir Zübeydoğulları mensubu, getirdiği malın ücretini Sehmoğulları’ndan Âs İbn Vâil’e verememiştir.
Kabile taassubu yüzünden kimse ona yardım etmez; o da Kâbe çevresinde Zübeyr b. Abdulmuttalib ve diğer liderlerin dikkatini çekmek için şiir okuyarak adalet ister. Bunun üzerine Mekke’nin saygın boylarından Haşimoğulları, Abdulmuttaliboğulları, Zühreoğulları, Temimoğulları, Hârisoğulları bir araya gelerek Hilfu’l-Fudul antlaşmasını yaparlar.
Antlaşma: Mekke’de kim olursa olsun haksızlığa uğrayanı savunmak, mazluma yardım etmek.
Antlaşma sırasında Hz. Muhammed (s.a.a) 20 yaşındadır ve bu gruba katılması onun gençlikteki adalet ve insanî değerlerini gösterir. Hz. Muhammed (s.a.a) peygamber olduktan sonra da bu antlaşmanın değerini vurgulayarak:
“Bana kızıl tüylü develer verilse bile bu antlaşmaya katılmak kadar beni mutlu etmezdi” der.
Şam’a İkinci Yolculuk
Hz. Muhammed (s.a.a) 25 yaşında iken amcası Hz. Ebu Talib, onun ticaretle uğraşmasını ister. Mekke’nin zengin ve itibarlı tüccarı Hz. Hatice, Hz. Muhammed’in dürüstlüğünü duymuş ve ona ticaret sorumluluğu teklif etmiştir.
Hz. Muhammed (s.a.a), Hz. Hatice’nin yanına gidip teklifi kabul eder; “Meysere” adlı kölesiyle birlikte Şam kervanına katılır.
Bu yolculukta: Meysere, Hz. Muhammed’in kerametlerini görür. Rahip Nostur, Hz. Muhammed’in gelecekte peygamber olacağını müjdeler. Hz. Muhammed (s.a.a) Lat ve Uzza’ya yemin etmediğini söyleyerek şirkten uzak durduğunu gösterir.
Hz. Hatice ile Evliliği
Hz. Hatice, Mekke’nin en itibarlı ve zengin kadınlarından biridir; önceki evliliklerinde eşleri ölünce dul kalmıştır. Çok sayıda kişi ona evlenme teklif etmiş, ancak o reddetmiştir. Hz. Hatice, Hz. Muhammed’in (s.a.a) soyu ve kişiliğini beğenmiş, onunla evlenmek istemiştir. Hz. Muhammed (s.a.a) teklifi kabul eder ve sade bir törenle evlenir. Bu evlilikte: Hz. Hatice yaklaşık 40 yaşında, Hz. Muhammed (s.a.a) 25 yaşındadır. Hz. Muhammed’in (s.a.a) ilk eşi Hatice’dir.
Hacerü’l-Esved’in Yerine Konması
Hz. Muhammed (s.a.a) “Emin” (güvenilir) lakabıyla Mekke’de büyük saygı görür. Kâbe’nin duvarları sel yüzünden yıkılır; Kureyş boyları arasında yeniden inşa sırasında Hacerü’l-Esved’in yerine konması konusunda kavga çıkar. Her kabile bu onuru istemekte, hatta savaş yeminleri bile etmektedir. Çözüm için en yaşlılar, ilk giren kişinin hakem olmasını önerir.
Hz. Muhammed (s.a.a) tam o sırada içeri girer ve Kureyşliler ona güvenerek çözümü ona bırakır. Hz. Muhammed (s.a.a): Büyük bir kumaş serer, Hacerü’l-Esved’i kumaşın üzerine koydurur, Kabile reislerinin kumaşı tutmasını sağlar, Sonra kendisi taşıyıp taşınan taşı yerine yerleştirir. Böylece büyük bir ihtilaf, barışçıl ve akıllıca bir yöntemle çözülür.
Hz. Ali’yi (a.s) Yetiştiriyor
Mekke’de büyük bir kıtlık olunca, Hz. Muhammed (s.a.a) amcası Ebu Talib’in zor durumda olduğunu görür. Hz. Muhammed (s.a.a), amcası Abbas’a gider ve Ebu Talib’in çocuklarından birini yanına alıp yetiştirmeyi teklif eder. Abbas teklifi kabul eder; Abbas Cafer’i, Hz. Muhammed ise Ali’yi (a.s) yanına alır. Hz. Ali (a.s) 6 yaşındayken Hz. Muhammed’in evinde büyümeye başlar.
Hz. Ali’nin (a.s) Eğitimi ve Yakınlığı
Hz. Muhammed (s.a.a), Hz. Ali’yi kendi çocuğu gibi sever ve büyük bir özenle yetiştirir. Hz. Ali, peygamberlik görevi başladığında erkeklerden ilk iman eden olacaktır. Hz. Muhammed (s.a.a), vahiy nazil olduğunda onu hemen öğreten ve eğitimine özel önem veren bir tutum sergiler. Hz. Ali, sahabelere “Hz. Muhammed’den daha fazla hadis öğrenmesinin sebebi nedir” diye sorulduğunda şunu söylemiştir:
“Ben bir şey soracak olsam cevap verirdi; susacak olsam kendisi bana bir şeyler anlatırdı.”
Hz. Ali’nin (a.s) Anlatımıyla, Yetişmesi
Hz. Ali (a.s), çocukken Hz. Muhammed’in yanında büyüdüğünü, onun kokusunu duyduğunu, ağzına lokma verdiğini ve her gün bir erdem öğrettiğini anlatır. Hz. Muhammed (s.a.a), Hira’da ibadete çekildiğinde Hz. Ali de yanında olur; vahiy geldiğinde şeytanın feryadını birlikte duyarlar. Hz. Muhammed (s.a.a) ona:
“Sen peygamber değilsin, benim vasimsin (yardımcım, en hayırlı kişisin)” der.
1- Bi’set ve Davet
Peygamberliğin Arefesinde
Hz. Muhammed (s.a.a), temiz soylu ve tevhit inancına sahip bir aileden geliyordu. Çocukluğundan itibaren putperestliğin kötülüğünden uzak kaldı, ahlâkî yönden korunarak yetişti. Hz. Ali (a.s) onun bu eğitim dönemini şöyle anlatır:
“Sütten kesildikten sonra Allah onu en güzel huyları edinmesi için en büyük meleği hizmetine verdi…”
İmam Muhammed Bakır (a.s) da Hz. Muhammed’in (s.a.a) çocukluk döneminde, ona sürekli “Es-Selâmu aleyke ya Muhammed Resulullah” diyen bir meleğin eşlik ettiğini belirtir.
30 yaşından sonra Hz. Muhammed (s.a.a), bozulmuş toplumdan uzaklaşıp yalnızlığa yöneldi. Hira Dağı’nda ibadete çekildi. Bu dönemde kendisine bazen bir nur göründü, bazen sesler duydu, gaipten işaretler aldı. Bir gün birisi ona “Resulullah” diye hitap etti; Hz. Muhammed (s.a.a) “Sen kimsin?” deyince “Ben Cebrail’im” cevabını aldı. Bu olayı Hz. Hatice’ye anlattı, Hatice sevinçle “inşallah öyle olur!” dedi.
Peygamberlik Başlıyor
Hz. Muhammed (s.a.a) 40 yaşında Hira Dağı’nda ibadetteyken, vahiy meleği Cebrail (a.s) geldi ve Kur’ân’ın ilk ayetlerini okudu: “Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Yaratan Rabbinin adıyla oku!
O, insanı kan pıhtısından yarattı, Oku, Rabbin Yüceler Yücesidir…”
Kur’ân’da Allah, Hz. Muhammed ile Cebrail’in buluşmasını iki yerde şöyle anlatır:
“Sahibiniz olan ne şaşmış, ne de sapmıştır… O kendi istek ve fikrine göre konuşmaz…”
“O, Cebrail’i apaçık ufukta görmüştür… Bu Kur’ân taşlanmış şeytanın sözü değildir…”
Vahyin İnişiyle İlgili Yanlış Rivayet
Bazı kaynaklarda Hz. Muhammed’in (s.a.a) ilk vahyi rüyada gördüğü, Cebrail’in onu sıkıp “Oku!” dediği gibi rivayetler yer alır. Bu rivayet, tarihî ve sahih hadislerle çelişmektedir. Buna göre, Hz. Hatice onu teselli edip Varaka b. Nevfel’e götürür; Varaka da gördüğünün Musa’ya inen melek olduğunu ve kavminin kendisini reddedeceğini söyler.
Önemli Bir Eleştiri
Bazı tarih ve hadis kaynaklarında Hz. Muhammed’in (s.a.a) ilk vahiy anını anlatan bir rivayet yer alır. Bu rivayete göre Cebrail (a.s) Hz. Resulullah’ı (s.a.a) sıkıp “Oku!” demiş, o da “Okuma bilmem” demiştir. Bu rivayet, metin ve senet açısından geçersiz ve çelişkilidir. Çünkü:
Rivayeti yalnızca Aişe nakletmiştir, o da bi’setten 4–5 yıl sonra doğmuştur; olayın şahitlerinden değildir. Bu nedenle rivayet mürsel sayılır ve güvenilir değildir.
Hz. Muhammed (s.a.a) okuma yazma bilmeyen bir ümmîdir; Allah ve Cebrail bunu bilir. O halde ona “okuma” emrinin tekrar tekrar verilmesi mantıksızdır. Ayrıca, Hz. Muhammed (s.a.a) aklî olgunluğa erişmiş bir kişiydi; söylenenleri tekrar etmek onun için zor değildi.
“Sıkma” yöntemiyle öğrenme mümkün değildir. Eğer sıkmaktan maksat, Hz. Muhammed’e okuma yazma öğretmekse, Allah’ın bunu istemesi için böyle bir eziyete gerek yoktur.
Vahyin farklı şekillerle geldiği Kur’an’da açıkça belirtilmiştir:
Peygamberin kendi isteğiyle konuşmadığı,
Cebrail’in vahyi öğrettiği,
Kur’an’ın şeytan sözü olmadığı gibi ayetler. Ayrıca, Hz. Muhammed (s.a.a) Cebrail ile buluştuğunda baskı hissetmez; baskı sadece aracısız vahiy anlarında olur.
Hz. Muhammed (s.a.a) daha önce gaybî mesajlar almıştı; Cebrail’i iki kez görmüştü. O halde korku ve dehşet” iddiası mantıksızdır. Ayrıca Allah, peygamberlik gibi büyük bir görevi ansızın ve hazırlıksız birine vermez.
Hz. Hatice’nin, Peygamber’den daha bilgili olduğu ve onu teselli ettiği iddiası da kabul edilemez.
En önemlisi: Hz. Muhammed (s.a.a), kendisine vahyeden elçiyi tanıyamayıp, Varaka gibi bir Hıristiyan’ın onayıyla peygamberliğinden emin oluyormuş gibi gösterilmesi mantıksızdır.
Oysa Kur’an’da:
“Muhammed’in kalbi, gördüğünü yalanlamadı.” buyurulmaktadır.
Hiçbir peygamberin peygamberliği için bu tür aşağılayıcı ve masalımsı bir anlatım bulunmaz. Bu rivayet, Hz. Musa (a.s) gibi peygamberler için bile geçerli değildir.
Bu rivayetin asılsızlığını, Şia âlimi Tebersi ve İmam Cafer Sadık (a.s) gibi kaynaklar da vurgular.
Hz. Resulullah’a (s.a.a) vahyin kesin delillerle ve gönül huzuru içinde verildiği belirtilir.
Sonuç olarak, bu rivayetler uydurmadır ve özellikle bazı Hıristiyan kaynaklarında yer alarak Hz. Muhammed (s.a.a) aleyhine propaganda aracı olmuştur. Bu eleştiri, Müslümanları hadis ve rivayetlerin sahih olup olmadığı konusunda dikkatli olmaya çağırmaktadır.
Gizli Davet ve İlk Müslümanlar
Hz. Muhammed (s.a.a), peygamberliğinin ilk üç yılı boyunca Mekke’de İslâm’ı açıkça tebliğ etmedi. Çünkü ortam uygun değildi; halk putperestliğe sapmış ve baskıcıydı. Bu süre içinde sadece inanmaya hazır gördüğü kişilerle gizli görüşmeler yaptı. Onları, tek Allah’a iman etmeye, O’na ibadet etmeye ve kendisinin peygamberliğine inanmaya davet etti. Bu dönemde Kureyşliler onun peygamberlik iddiasından haberdardı, fakat daveti gizli olduğu ve “ne dediğini” bilmedikleri için tepki göstermediler.
Bu gizli davet döneminde bazı insanlar Müslüman oldu. İlk Müslümanlardan biri olan Erkam, Safa Tepesi eteklerindeki evini Hz. Muhammed’in (s.a.a) hizmetine verdi. Bu ev, İslâm açıkça tebliğ edilene kadar gizli tebliğ ve eğitim merkezi oldu; ilk Müslümanlar burada toplanıp namaz kıldılar.
İlk Müslüman Kadın ve Erkek
İslâm tarihçileri ittifakla ilk Müslüman kadının Hz. Hatice, ilk Müslüman erkeğin ise Hz. Ali olduğunu belirtir. Peygamberlik görevinin başlangıcında Hz. Muhammed (s.a.a) doğal olarak ilk önce eşi Hatice’ye ve evinde yetişmiş, özel olarak eğitilmiş olan Hz. Ali’ye bildirdi. Çünkü onlar onun dürüstlüğünü, sadakatini ve peygamberlik alametlerini en iyi bilen ve ona en çok bağlı olan kişilerdi. Bu yüzden hemen iman ettiler.
Hz. Ali’nin ilk Müslüman olduğuna dair çok sayıda hadis ve rivayet vardır. Örneğin Hz. Muhammed (s.a.a) şöyle buyurur:
“Kıyamet günü aranızdan benimle Kevser Havuzu’nda ilk buluşacak olanınız, İslâm’a ilk gireniniz olan Ali b. Ebu Talib’dir.”
Hz. Ali de kendisinin peygamberlik çağrısına ilk olumlu cevap veren olduğunu söylemiştir. Başka rivayetlerde de Hz. Ali’nin, Hz. Muhammed (s.a.a) ve Hatice’den sonra İslâm’ın evine giren üçüncü kişi olduğu vurgulanır.
Ayrıca, Erkam’ın anlattığı bir olayda Mekke’de Mescid-i Haram’da Hz. Muhammed (s.a.a), Hz. Ali ve Hz. Hatice’nin birlikte namaz kıldıkları görülür. Bu, davete ilk uyanların yalnızca bu üç kişi olduğunu gösteren bir belgedir.
Önceliğin Değeri
Kur’an’da, İslâm’ı ilk kabul edenlerin Allah katında yüksek bir değere sahip olduğu belirtilir:
“(Müslümanlığı kabul etmede öncü olanlar) Allah katında yüce bir değere sahiptirler ve onların önce gelenleri Allah’a yakınlaştırılmışlardır.”
Ayrıca Mekke’nin fethinden önce iman edip Allah yolunda mal ve can verenlerin, fethin ardından iman edenlerden üstün olduğu da vurgulanır:
“…İçinizden, Mekke'nin fethinden önce infak eden ve savaşanlar, başkasıyla bir olmaz. İşte onlar derece olarak, Mekke fethinden sonra Müslüman olup infak eden ve savaşanlardan daha üstündürler…”
Bunun nedeni, Mekke’nin o dönemde güçlü bir putperest merkez olması ve Müslümanların, canlarını ve mallarını büyük tehlikeye atarak iman etmeleridir. Bu nedenle ilk dönemde iman edenlerin üstünlüğü daha anlamlıdır.
Devam Edecek…
