Bugun...


Ferman Kızmaz

facebook-paylas
İslâm Tarihi - 3
Tarih: 05-06-2026 17:13:00 Güncelleme: 05-06-2026 17:13:00


Dinî Durumda Karmaşa

İslâm’ın zuhurundan önce putperestler, Hz. İbrahim’in (a.s) dinini tahrif ederek hanifliği tamamen bozmuşlardı. Bu nedenle toplumda dinsel kargaşa, düzensizlik ve anarşi hâkimdi. Putperestlik ve İbrahimî ibadetler iç içe geçerek hurafelerle karışmıştı; insanlar hem puta tapıyor hem de hac, umre ve kurban gibi ibadetleri eksik ve bozuk uyguluyorlardı. Kâbe’ye saygı duymalarına rağmen başka mabetler de yaptırıp onları da tavaf ediyor, kurban kesiyor ve hediyeler sunuyorlardı. Kâbe yanında yerine getirdikleri “sözde ibadetleri” ise ıslık ve alkıştan ibaretti.

Kureyşliler hac sırasında Allah’ın adıyla birlikte putlarının adını da söyleyip “lebbeyk” diyordu. Evs ile Hazrec kabileleri, Mina’da saçlarını kesmek yerine Menat putu önünde traş oluyordu. Müşrikler bazen çırılçıplak tavaf yaparak utanç verici bir manzara oluşturuyordu. Kureyş, putlarını kokulandırıp secde ediyor, çevresinde dönüp lebbeyk diyordu. Haramlara saygı gösterir görünseler de istediği zaman savaş başlatıp kan dökebilmek için haram ayların zamanını değiştirebiliyorlardı.

 

İslâm’ın Zuhuru ile Gerçekleşen Değişim

İslâm’ın yayılmasıyla Hicaz halkının hayatında köklü bir inkılap yaşandı. Hz. Peygamber (s.a.a) putperestliği kökünden kazıyıp yerine tek tanrı inancı kurdu. Kabilecilik, kavmiyetçilik ve yanlış gelenekler ortadan kaldırıldı; adalet, barış ve kardeşlik esas alındı. İntikam ve kan davaları sona erdi; kabileler arası düşmanlıklar barışa dönüştürüldü. Kadınlar insanî ve sosyal haklara kavuştu; cahil bir toplumdan, bilinçli bir ümmet yetiştirildi.

Kabile düzeni yerine ümmet ve imamet düzeni kuruldu; Araplar dar kabile sınırından çıkarılıp cihanşümul bir devlete yöneltildi. Böylece Araplar, İran ve Roma karşısında yaşadıkları aşağılık duygusundan kurtarıldı ve büyük bir güç kazandı.

Bu dönüşüm, bazı gayrimüslim bilim adamları tarafından da büyük bir başarı olarak değerlendirilir:

Dr. Gustav Lebon: Hz. Muhammed’in (s.a.a) Arapları bir araya getirip tek ümmet kurmasını ve tarihte benzeri olmayan başarılarını vurgular.

Thomas Carlyle: Arapların İslâm sayesinde “karanlıklardan aydınlığa” çıkarıldığını, kısa sürede geniş bir coğrafyaya yayıldığını belirtir.

Will Durant: Bir asır içinde Roma ve İran topraklarının önemli kısmının fethedilmesini ve İslâm’ın hızlı yayılmasını “Ortaçağın en inanılmaz sosyal vakası” olarak değerlendirir.

Mekke Şehrinin Merkeziliği ve Genişlemesi

Cahiliye döneminde Arapların çoğu göçebe yaşadığı için şehirleşme azdı. Mekke ise Hicaz’da en önemli merkezdi ve İslâm’dan 30–40 yıl önce genişlemeye başladı.

Mekke’nin genişlemesinin iki temel nedeni vardı:

1) Ticari konumu

Mekke, kurak bir bölgedeydi; tarım yapamıyordu, bu yüzden tek geçim kaynağı ticaretti. Haşim ve kardeşleri, Şam ve Yemen rotasında güvenli ticaret yolları sağlayan antlaşmalar yaptı. Böylece Mekke, ticaret merkezi oldu. Kureyşliler, çeşitli panayır ve fuarlara katılıp; Yemen, Şam, Gazze, Cidde limanı üzerinden ticaret yapıyordu.

Kur’ân bu ticaretin Mekke halkının refahını artırdığını hatırlatır:

“Kureyşliler hiç değilse (yaptıkları antlaşmalarla) kendilerini bir araya getirip anlaştırdığı, aralarında dostluk oluşturup onları bir-birine yakınlaştırdığı, yaz ve kış yolculuğunda onları güvenliğe kavuşturup birbirleri ve başkalarıyla yakınlık ve ülfetlerini sağladığı için şu evin (Kâbe'nin) Rabbine şükredip kullukta bulunsunlar ki O, kendilerini açlıktan kurtarıp doyuran ve onları korkudan güvenliğe kavuşturandır.”

2) Kâbe’nin varlığı

Kâbe’ye yılda iki kez hac için gelen Araplar Mekke’ye akın ederdi. Kureyşliler hac hizmetleriyle uğraşarak hem ziyaret hem ticaret yapıyor, şehrin ekonomik gelişimini sağlıyordu. Ayrıca Harem topraklarının kutsallığı güvenliği artırıyordu. Yüce Allah bunu şöyle bildirir:

“Biz onları kendi katımızdan bir rızk olarak her şeyin ürününün aktarılıp toplandığı güvenli bir haremde yerleşik kılmadık mı? Fakat onların çoğu bilmiyorlar.”

Hz. İbrahim’in duası da Mekke’nin güvenli ve rızkı bol bir yer oluşunu ifade eder:

“Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında çorak bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz, dosdoğru namaz kılsınlar diye öyle yaptım, böylelikle sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara yaklaştır ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler.”

“Rabbim! Bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır…”

 

Kureyş’in Ticareti ve Kâbe Anahtarlarını Taşıması

Mekke’nin gelişmesinde ticaret ve Kâbe iki önemli etkendi. Bu sayede Kureyş, hem ekonominin hem de Kâbe’nin dinî işlerinin kontrolünü ele geçirerek Mekke’de güç kazandı.

1) Kureyş’in zenginliği

Kureyşliler kısa sürede büyük servetler biriktirdiler. Bazı ticari kervan payları 30 bin dinara kadar ulaşıyordu. Zenginleri Taif’in serin yaylalarından bağlar satın alıyor, Mekke’nin içecek ve şarap ihtiyacını karşılayan bağlar kuruyordu.

Abbas b. Abdulmuttalib gibi kişiler büyük servete sahipti; ölümünde üzeri altın değerinde kumaşlarla örtüldü, kızı Hind bir günde 40 köleyi azad etti. Velid b. Muğiyre ve Abdullah b. Cud’an gibi zenginler halk arasında çok meşhurdu. Hz. Resulullah (s.a.a) Mekke’nin fethinden sonra Huneyn’e giderken Safvan b. Ümeyye’den 100 zırh kiralamıştı; bu da Kureyş’in zenginliğinin ve askeri gücünün bir göstergesidir.

2) Kâbe’nin anahtarları ve dinî görevler

Kusayy döneminden itibaren Kâbe’nin anahtarlarını Huzaa kabilesinden alıp Kureyş’e intikal ettiren Kureyşliler, hacla ilgili işleri kendi aralarında paylaştırarak dinî itibar kazandılar:

Sakkalık (su temini)

Rifade (ağırlama, yiyecek temini)

Sedâne (kapı bekçiliği, perdedarlık)

İmare (Kâbe hizmetleri, muhafızlık)

Bunların dışında şehrin sosyal işleri de (sancaktarlık, diyet ödeme, ihtilaf çözme, sefaret vb.) Kureyş’in kontrolündeydi. Böylece Mekke yönetimi neredeyse tamamen onların eline geçmişti.

 

Kureyş’in Kudreti ve Nüfuzu

Kureyş, başlangıçta küçük ve itibarsız bir kabile iken ekonomik güç ve dinî itibar sayesinde bölgenin en güçlü kabilesi oldu. Çağdaş tarihçiler, Kureyş’i Levililer gibi ayrıcalıklı bir konuma benzetirler.

Fil Ordusu olayı ve Ebrehe’nin yenilgisi sonrası Kâbe anahtarlarını taşıyan Kureyş’in itibarı daha da arttı. Kureyşliler bu başarının etkisiyle kendilerini:

“Âlullah”

“Ciyranullah”

“Sukkan-ı Haremillah”… gibi unvanlarla tanıtmaya başladılar. Bu durum, gurur, fesat ve tekelciliğe yol açtı.

 

Kureyş’in diğer kabilelere baskısı

Kureyş, kendisini üstün görerek yeni kurallar koyup, diğer kabilelere zorla kabul ettirdi:

Diğer kabilelerden kayıtsız şartsız kız alıyor, ama kız verirken Kureyş’in hac ve tavaf kurallarına uyma şartı koyuyordu.

Mekke’ye giren yabancılardan vergi alıyor, buna “Kureyş hakkı” diyordu.

Hac merasimini tekeline almış, hacıların bazı hareketleri için Kureyş’ten izin istemelerini şart koşuyordu.

Mekke dışından gelen hacılar, tavaf elbiselerini Mekke’den almak zorundaydı; aksi halde çıplak tavaf veya elbiseyi atma zorunluluğu vardı. Bu da Kureyş’in ticari kazancını artırıyordu.

Hacılar, yanlarında getirdikleri yiyecekleri kullanamıyor, Mekke’den satın almak zorunda kalıyordu.

Hz. Resulullah (s.a.a) hicretin 9. yılında Hz. Ali’yi (a.s) Mekke’ye gönderdiğinde, bildirinin maddelerinden biri “çıplak halde tavafın yasaklanması”ydı. Bu, Kureyş’in uyguladığı baskıların bir kısmını kaldırmayı hedefliyordu.

 

Neden Bu Kadar Detaylı Anlatıldı?

Kureyş’in Mekke’deki gücü, Hz. Peygamber’in (s.a.a) ne kadar büyük bir güçle mücadele ettiğini anlamak içindir. İlk yıllarda Müslümanların sayısı az ve güçsüzken, Kureyş’in merkezinde yer alıp onlara karşı amansız bir mücadeleye girmesi, çok zor ve takdire şayan bir durumdur.

 

Devam Edecek…



Bu yazı 1202 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI