…
Habeşistan’a Hicret (İlk Göç ve Sonuçları)
Hz. Peygamber (s.a.a), Müslümanların yaşadığı zulmü görünce, onlara geçici bir çözüm olarak Habeşistan’a hicret etmelerini tavsiye etti: “Oranın kralı âdildir ve orası doğruluk ülkesidir.”
Habeşistan’ın seçilmesinin nedenleri:
Mekke’nin komşu ülkeleri (İran, Roma, Şam, Yemen vb.) Kureyş’in baskısı veya politikaları nedeniyle Müslümanları kabul etmeyebilirdi.
Habeşistan, Mekkeliler tarafından sık sık ziyaret edilen bir yerdi; bu nedenle Müslümanlar için tanıdıktı. Habeşliler Hıristiyan olup teslise inanmaz ve tevhit inancına daha yakındı. Bu da Müslümanların orada daha rahat yaşamasını sağladı.
Bu nedenle bi’setin 5. yılında 15 kişilik bir grup gizlice Mekke’den çıkıp Habeşistan’a gitti. Orada 2–3 ay kaldıktan sonra “Mekke’de Müslümanlara artık kötü davranılmadığı” söylentisi üzerine geri döndüler.
Zulüm devam edince ikinci bir göç daha gerçekleşti: Bu kez 101 kişi (kadınlı erkekli) Habeşistan’a gitti. Cafer b. Ebu Talib bu grubun başkanıydı.
Kureyşliler, Müslümanların Habeşistan’da güvenle yaşamasını kendileri için bir tehdit gördü. Bu yüzden Kral Necâşi’ye bir temsilci gönderdiler ve Müslümanların geri verilmesini istediler.
Bu haber Ebu Talib’e ulaşınca, o da Necâşi’ye mektup yazarak Müslümanları himaye etmesini istedi. Cafer b. Ebu Talib de çok etkileyici bir konuşma yaparak Kureyş’ın talebini reddettirdi. Böylece Necâşi, Müslümanları iade etmeyeceğini ilan etti. Bu olay, Kureyş’in “Habeşistan’daki Müslüman varlığından” ne kadar korktuğunu gösterir.
Habeşistan’da İslam’ın Yayılması ve Kureyş’in Endişesi
Müslümanların Habeşistan’daki varlığı, sadece “göç” değil, aynı zamanda İslam için bir üs kurma ve düşmanlara karşı güvenli bir sığınak oluşturma anlamına geliyordu. Müslümanlar burada tebliğ yaptılar ve Kral Necâşi’nin Müslüman olduğu rivayet edilir. Hz. Resulullah (s.a.a) ile Necâşi arasında mektuplaşmalar olduğu da aktarılır.
Kureyşlilerin Habeşistan’a temsilci göndermesi, bu durumdan duydukları rahatsızlığın en önemli göstergesidir.
Hz. Resulullah (s.a.a) da muhacirlerin durumunu yakından izliyordu. Örneğin, muhacirlerden Ubeydullah b. Cahş’ın dinden döndüğü ve öldüğü haberini alması buna örnektir.
Hicretin Uzun Süresi ve Dönüşler
Habeşistan’a hicret eden Müslümanlar uzun süre orada kaldılar: 11 kişi Habeşistan’da öldü. 39 kişi Hz. Resulullah’ın hicretinden önce Mekke’ye döndü. 26 kişi ise hicretten sonra ve Bedir Savaşı’ndan sonra Medine’ye geçti.
Son grup, Cafer b. Ebu Talib başkanlığında hicri 7. yılda döndü ve Hayber Savaşı’ndan sonra Hz. Resulullah’ın huzuruna çıktı.
Hz. Fatıma’nın (a.s) Doğumu
Şia tarihçileri arasında yaygın görüşe göre Hz. Fatıma (a.s), bi’setin 5. yılında Mekke’de doğmuştur. Hz. Fatıma, Hz. Hatice’nin (a.s) en küçük evladıdır ve hicretten sonra Medine’de Hz. Ali (a.s) ile evlenmiştir. Çocuk yaşta babasının çektiği zorluklara şahit olan Hz. Fatıma, bu dönemin anılarını asla unutmayacaktır.
İsra ve Miraç (Ayete Dayalı Açıklama)
Hz. Resulullah’ın (s.a.a) Mekke’den Beytü’l-Mukaddes’e gece yolculuğu İsra, oradan göklere yükselişi ise Miraç olarak bilinir. Bu iki mucize Mekke’de gerçekleşmiştir ve Kur’an’da yer alır.
İsra Ayeti:
“Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için kulunu bir gecede Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren O Allah yücedir; gerçekten O, işitendir, görendir.”
Miraç Ayeti:
“…O (Peygamber) Rabbinin büyük ayetleri ve işaretlerinin bir kısmını bizzat görmüş oldu…”
Miraç Rivayetleri Üzerine İnceleme
Miraç hakkında çok sayıda rivayet bulunmaktadır. Tebersi bunları dört gruba ayırır: Mütevatir ve kesin sahih rivayetler (Miracın gerçekliğini doğrulayanlar). Aklî ve imanî olarak çelişmeyen rivayetler (göklerde gezme, peygamberleri görme, cennet/cehennem sahneleri).
Zahiri çelişen ama tevil edilebilen rivayetler (ör. Cennetlikleri cennette görmesi) Bu rivayetlerin “temsilî” veya “benzetmeli” açıklaması yapılabilir.
Açıkça batıl ve asılsız rivayetler (ör. Allah’ı gözle görmek, O’nun yanına oturmak vb.) Ehlibeyt ekolüne göre Miraç fizikî ve cismanîdir; hem ruh hem bedenle gerçekleşmiştir.
Namazın Farz Kılınması
Sahih rivayetlere göre günlük 5 vakit namaz, Miraç sırasında farz kılınmıştır. Hz. Resulullah (s.a.a) ile Hz. Ali (a.s) ve Hz. Hatice’nin (a.s) Miraç’tan önce kıldıkları namazların, farz namaz olmadığı veya daha farklı bir nitelikte olduğu belirtilir.
Hz. Peygamber’in (s.a.a) Eşleri
1) Hz. Hatice’nin Hayatı Boyunca Tek Eşi Olması
Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Hatice hayatta olduğu sürece başka bir kadınla evlenmemiştir. Bu, o dönemde çok eşliliğin yaygın olduğu bir toplumda bile Hz. Muhammed’in (s.a.a) sadece bir eşle yetindiğini gösterir. Hz. Hatice vefat ettikten sonra evlendiği kadınların çoğu dul kadınlardı. Bu evliliklerin hepsi rastgele ve şehvet amaçlı gerçekleşmemiştir; aksine sosyal, siyasi ve insani ihtiyaçlar doğrultusunda olmuştur.
Bazı oryantalist şarkiyatçılar (Batılı doğu araştırmacıları) bu evlilikleri çirkin ve cinsel bir yönelimle açıklamaya çalışmışlardır. Ancak insaflı bir değerlendirme, Hz. Peygamber’in (s.a.a) evliliklerinin toplumsal ihtiyaçlar ve İslam’ın maslahatları için olduğunu gösterir. Çünkü bu evliliklerin bir kısmı: Kimsesiz dul kadınları himaye etmek, Güçlü kabile ve ailelerle bağ kurmak, Cahiliye geleneklerini yıkmak… gibi amaçlarla yapılmıştır.
2) Evliliklerin İslam’ın Maslahatına Uygunluğu (Deliller ve Karine)
Metinde verilen deliller şunlardır:
Hz. Resulullah (s.a.a) ilk evliliğini 25 yaşında yapmıştır. Gençlik yıllarında evlenip Hz. Hatice ile 25 yıl birlikte yaşamıştır. Bu süre, onun gençlik dönemini “cinsel haz” gibi bir amaçla harcamadığını gösterir.
O dönemde toplumda birden fazla evlilik yaygındı; buna rağmen Hz. Hatice hayattayken başka biriyle evlenmemiştir. Bu da onun sadakat ve bağlılık anlayışını gösterir.
Çoğu evlilik hicretten sonra, yani Hz. Peygamber’in (s.a.a) 50 yaşından sonra olmuştur.
Bu dönem, onun hayatının en zorlu ve meşgul olduğu dönemdir. Siyasî, sosyal ve askeri sorunlarla uğraşan bir insanın “zevk için” çok eşlilik araması mantıksızdır.
Eşlerin bazıları kıskanç ve huysuz yapıda olup Peygamber’in huzurunu bozan kişilerdi.
Böyle kadınlarla birlikte yaşamak “zevk ve sefahat” değil, daha çok sabır ve fedakârlık gerektirir.
Eşlerin farklı kabilelerden olması, aralarında akrabalık bağının bulunmaması tesadüf değildir.
Bu, Hz. Peygamber’in (s.a.a) toplumsal ve siyasal bir denge kurma amacıyla evlilikler yaptığını gösterir.
Medine’ye hicretten sonra İslam hızla yayılmaya başladı; Hz. Peygamber’in (s.a.a) sosyal ve siyasi gücü arttı.
Kabile reisleri kızlarını ona vermek isterken, o genellikle yaşlı, dul ve kimsesiz kadınlarla evlenmiştir.
Bu da onun şöhret ve güç arayışında olmadığını gösterir.
3) Hz. Resulullah’ın (s.a.a) Eşlerinden Örnekler
a) Ümmü Habibe
Ebu Süfyan’ın kızıdır (İslam’ın güçlü düşmanlarından birinin kızı). Hz. Peygamber’in (s.a.a) halasının oğlu Ubeydullah b. Cahş ile evliydi. Ubeydullah Habeşistan’da İslam’dan çıkarak Hıristiyan oldu, içkiye düşkünlüğü yüzünden öldü. Ümmü Habibe kimsesiz kaldı ve Müslüman olarak gurbette yalnız kaldı.
Hz. Resulullah (s.a.a) bu olayı öğrenince hicretin 6. yılında [1] Amr b. Ümeyye Zamiri'yi Habeşistan'a göndererek Necaşi'den Ümmü Habibe'-yi kendisine nikâhlamasını istedi ve Necaşi onunla Hz. Peygamber'in (s.a.a) nikâhını kıydı. Ümmü Habibe bir yıl daha Habeşistan'da kaldıktan sonra hicretin 7. yılında son muhacir grupla birlikte Medine'ye döndü, [2] bu sırada 30-40 yaşlarındaydı. [3]
Bu evliliğin amacı, Ümmü Habibe’yi himaye etmek, gönlünü almak ve ona güvenli bir yuva sağlamaktır. Zira o, sadece Müslüman olduğu için ailesinin baskısı ve düşmanlığı yüzünden her şeyini kaybetmişti.
b) Ümmü Seleme
Asıl adı Hind’dir. Ebu Ümeyye Mahzumi’nin kızıdır. İlk kocası Ebu Seleme (Abdullah) idi; Hz. Peygamber’in (s.a.a) halasının oğluydu. Dört çocukları vardı. Ebu Seleme, Uhud Savaşı’nda yaralanıp hicretin 3. yılında şehit oldu. Ümmü Seleme, kimsesiz ve yalnız kaldı; “gurbet içinde gurbet” diye ağladı.
Hz. Peygamber (s.a.a) hicretin 4. yılında Ümmü Seleme’yi nikâhladı. Bu evlilik, yetim çocukların bakımını üstlenmek ve dul kadını himaye etmek amacıyla yapılmıştır. Ayrıca Ümmü Seleme, Hz. Hatice’den sonra takva ve dindarlık bakımından en önde gelen eşlerden biri olarak kabul edilir. Ehlibeyt’in sırlarına vakıf olma ve velayet ilminde yetkin biri olarak görülür.
c) Zeyneb bint-i Cahş
Hz. Peygamber’in (s.a.a) halasının kızıdır. Önce Hz. Resulullah’ın evlatlığı Zeyd b. Harise ile evlenmişti. Zeyd, Hz. Hatice’nin kölesiydi; Hz. Muhammed (s.a.a) onu azat edip evlatlık edinmişti.
Kur’an, evlatlıkların gerçek oğul sayılmayacağını açıklar:
“Yüce Allah evlatlıklarınızı sizin gerçek oğullarınız saymamıştır; bu söz sadece sizin ağzınızdan çıkan bir sözdür...” “Evlatlıklarınızı kendi babalarının adıyla çağırın...”
Bu ayetlerle evlatlık töresi düzeltilmiştir.
Bunun üzerine Hz. Resulullah (s.a.a), Zeyd’i “Harise’nin oğlu” diye anmasını istemiştir. Hz. Peygamber (s.a.a) Zeyneb’i Zeyd’e istemiş, Zeyneb başlangıçta istememiştir. Çünkü o, Kureyş’in seçkin bir kadınıydı; Zeyd ise Kureyş’ten değildi ve azat edilmiş bir köleydi. Ancak Hz. Peygamber (s.a.a) ısrar edince kabul etti. Bu evlilik, ırk ve sınıf ayrımını kaldırma amacı taşımıştır. Yani İslam’ın “sınıf, kabile, soyluluk” ayrımını reddettiğini göstermek içindir.
Zeyd ile Zeyneb’in evliliği huzursuzlukla sonuçlanmış, Zeyd boşamaya karar vermiştir. Hz. Peygamber (s.a.a) “eşinden ayrılma” demişse de, boşanma gerçekleşmiştir. Boşanmanın ardından Allah, bu evliliğin evlatlıkların eşleriyle evlenilmesinin caiz olduğunu göstermek için Hz. Peygamber’e Zeyneb ile evlenmesini emretmiştir:
“...Artık Zeyd ondan ilişkisini kesince biz onu seninle evlendirmiş olduk ki... Evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri zaman, onlarla evlenme konusunda müminler üzerine bir güçlük olmasın...”
Bu olay, cahiliyenin yanlış geleneklerini yıkmak içindir. Münafıklar bu evliliği çarpıtarak “Muhammed, oğlunun boşadığı eşle evlendi” diye iftira attılar. Allah bu iftiraya karşı da şöyle buyurdu:
“Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak o, Allah’ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur...”
Bu ayet, Hz. Peygamber’in evliliğinin kişisel arzu değil, ilahi emir ve toplumun ıslahı için olduğunu vurgular.
Devam Edecek…
----------
[1]- İbn Esir, Usdu'l-Gabe, c.5, s.458. Mesudî, Murucu'z-Zeheb, Beyrut, Daru'l-En-dülüs, c.2, s.289. Hamdullah Mustevfî, Tarih-i Gozide, Abdulhüseyin Nevaî'nin katkılarıyla, Tahran, Emir Kebir Yay. H.Ş. 1362, s.161.
[2]- İbn Kesir, el-Bidaye, c.4, s.144. Mustevfî, Tarih-i Gozide, s.161.
[3]- İbn Sa'd, et-Tabakatu'l-Kubra, c.7, s.99. Şeyh Abbas Kummî, Sefinetu'l-Bihar, c.1, s.204.
