Bugun...



Hz. Peygamber’in (s.a.a) Ahlâkî Özellikleri

Bismillahirrahmanirrahîm

facebook-paylas
Tarih: 11-08-2026 14:15

Hz. Peygamber’in (s.a.a) Ahlâkî Özellikleri

Bazı âlim ve fakihlerin bir araya getirdiği ve bazı rivayetlerden derlediği, Allah Resûlü’nün (s.a.a) ahlâkî özelliklerinden bazıları şöyledir: Gazâlî şöyle der:

Hz. Resûlullah (s.a.a), insanların en yumuşak huylusu ve en sabırlısı [1], en cesuru [2], en adili [3] ve iffet bakımından en temiz olanı idi. Kendi mülkiyeti altında bulunmayan, nikâhı altında olmayan veya kendisine mahrem akrabası sayılmayan hiçbir kadınla temas etmezdi. [4]

 

O, insanların en cömerdi idi. Yanında hiçbir dinar veya dirhem geceyi geçirmezdi. Eğer eline ihtiyaç fazlası bir para geçer ve onu verecek bir kimse bulamaz, gece de ansızın gelip çatarsa, o parayı ihtiyaç sahibine ulaştırıncaya kadar evine dönmezdi. [5] Allah’ın kendisine verdiği nimetlerden yalnızca yıllık geçimini karşılayacak kadarını, elinin altında bulunan en basit yiyeceklerden hurma ve arpadan alır, geri kalanını Allah yolunda harcardı. [6]

 

Kendisinden bir şey isteyen hiç kimseyi, istediğini vermeden geri çevirmezdi. [7] Daha sonra kendi yıllık geçimine ayırdığı miktara yönelir ve ondan da başkalarını kendisine tercih ederdi. Öyle olurdu ki yıl sona ermeden, kendisine yeni bir şey ulaşmadığı takdirde kendisi ihtiyaç sahibi hâle gelirdi. [8]

 

Ayakkabısını kendi eliyle yamardı, elbisesini dikerdi ve ev işlerinde ailesine hizmet ederdi. [9] Eşleriyle birlikte et doğrardı. [10]

O, insanların en hayâlısı idi; hiç kimsenin yüzüne uzun uzun bakmazdı. [11]

Hür bir kimsenin veya kölenin davetini kabul ederdi. [12]

 

Bir yudum süt dahi olsa hediyeyi kabul eder ve karşılığında hediye verirdi. Ancak sadaka olarak verilen maldan yemezdi. [13]

Bir câriyenin veya yoksul bir kimsenin sözüne karşılık vermekte kibirlenmezdi. [14]

Kendi nefsi için değil, Rabbinin emri ve rızası için öfkelenirdi. [15]

Kendi aleyhine veya ashabının aleyhine sonuçlansa bile hakkı yerine getirirdi. [16]

 

Bir defasında, müşriklerden bir grup tarafından başka bir müşrik grubuna karşı kendisine yardım teklif edildi. O sırada Hz. Peygamber’in (s.a.a) yardımcıları azdı; hatta ashabının sayısını artırmak için bir kişiye dahi ihtiyaç duyuyordu. Buna rağmen bu teklifi kabul etmedi ve şöyle buyurdu:

“Ben müşrikten yardım istemem.” [17]

 

Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) ashabının faziletli ve salihlerinden biri, Yahudiler arasında öldürülmüş olarak bulundu. Hz. Peygamber (s.a.a), onlara karşı haksızlıkta bulunmadı; haklarının ötesinde bir talepte de bulunmadı. Bununla birlikte, ashabının kendilerini güçlendirmek için bir deveye dahi ihtiyaç duyduğu bir sırada, yüz deve diyet ödedi. [18]

Açlıktan, mübarek karnına taş bağlardı. [19]

 

Önüne hangi yiyecek konulursa onu yerdi; mevcut olan yiyecek hakkında soru sormaz ve onu reddetmezdi. Helâl olan herhangi bir yiyeceği yemekten kaçınmazdı. Eğer ekmeksiz hurma bulursa yerdi; kebap bulunursa onu yerdi; buğday veya arpa ekmeği mevcutsa onu yerdi; helva veya bal bulunursa onları yerdi; ekmeksiz süt bulursa onunla yetinirdi; taze kavun bulunduğunda ise, onu yerdi. [20]

Yemek yerken yaslanmaz ve sofra üzerine oturmaz, aksine ayaklarının altına bir örtü sererdi. [21]

 

Allah’a kavuşuncaya kadar art arda üç gün buğday ekmeğiyle karnını doyurmadı. Bütün bunları başkalarını kendisine tercih etmek ve onlara yardımcı olmak amacıyla yapardı; yoksa fakirlikten veya cimrilikten dolayı değildi. [22]

Yemeğe davet edildiğinde daveti kabul ederdi. [23]

Hastaları ziyaret eder ve cenazelere katılırdı. [24]

Düşmanlarının arasında tek başına ve korumasız olarak yürürdü. [25]

 

İnsanların en mütevazısı ve en sessizi idi; ancak bu sessizliği kibirden kaynaklanmazdı. [26] Sözü, gereksiz ve fazla söz kullanmaksızın, insanların en açık ve etkili konuşanı idi. [27] İnsanların en güler yüzlüsüydü. [28]

Dünya işlerinden hiçbir şey onu korkuya ve dehşete düşürmezdi. [29]

 

Bulabildiği her türlü elbiseyi giyerdi. Bazen bir kumaşı bedenine sarar, bazen Yemen’e özgü bir bürde, bazen de yün bir cübbe giyerdi. Helâl yoldan eline geçen her türlü giysiyi giyerdi. [30]

Yüzüğü gümüştendi. [31] Onu sağ veya sol elinin küçük parmağına takardı. [32]

Bineğinin arkasına köle veya hür kimseleri bindirirdi. [33]

 

At, deve, katır, şehbâ ve eşek gibi binebildiği her türlü hayvana binerdi. Bazen de yaya olarak, yalın ayak, üzerinde ne bir rida ne bir sarık ne de bir başlık bulunmaksızın yürürdü.

Şehrin en uzak yerlerindeki hastaları dahi ziyaret ederek ibadet ve hizmette bulunurdu. [34]

Güzel kokuyu sever, kötü kokulardan ise rahatsız olurdu. [35]

Yoksullarla birlikte oturur, muhtaçlarla aynı sofrayı paylaşırdı. [36]

 

Fazilet sahiplerine güzel ahlâkları sebebiyle değer verir, şeref sahibi kimselere karşı da iyilik ve güzel davranışla muamele ederdi. [37]

Akrabalarıyla sıla-i rahimde bulunur, ancak başkalarını onlara tercih etmezdi. [38]

Hiç kimseye zulmetmezdi. [39]

Her kim kendisinden özür dilerse, özrünü kabul ederdi. [40]

Şaka yapardı; ancak yalnızca hakikati söylerdi. [41]

Gülerdi, fakat yüksek sesle gülmezdi. [42]

 

Mubah ve caiz olan oyunları görür, onları yasaklamazdı. [43]

Kendisiyle yüksek sesle konuşan kimseye karşı sabırlı ve hoşgörülü davranırdı. [44]

Kendisinin ve aile fertlerinin sütünden faydalandığı bir dişi devesi ve bir koyunu vardı. [45]

Sahip olduğu erkek ve kadın kölelerden yiyecek ve giyecek bakımından kendisini üstün tutmazdı. [46]

Allah’a ait bir iş veya kendi yararı açısından yapılması zorunlu olan bir iş dışında vaktini geçirmezdi. [47]

Ashabının bahçelerine giderdi. [48]

 

Hiçbir yoksulu, fakirliği ve çaresizliği sebebiyle küçümsemez; hiçbir hükümdara da saltanatı sebebiyle değer vermezdi. Her ikisi için de Allah’ın huzurunda aynı şekilde dua ederdi. [49]

Allah, okuma yazma bilmemesine rağmen güzel ahlâkı ve mükemmel yönetim anlayışını onda bir araya getirmişti.

Dağlık bölgelerde ve kurak çöllerde [50] koyun güder, ne babası ne de annesi olduğu hâlde büyümüştü.

 

Bunun üzerine Allah, ona bütün güzel ahlâkı, beğenilen yaşayış ve davranış biçimlerini, geçmiş ve gelecek nesillerin hâllerini; âhirette kurtuluş ve saadete vesile olan, hayırlı işlerde gıpta edilmeyi sağlayan ve dünya hayatında başarıya ulaştıran hususları; ayrıca farzlarla ve gereksiz işlerden uzak durmakla ilgili olan şeyleri öğretti.

Allah, bizleri onun emirlerine itaat etmeye ve davranışlarını takip edip örnek almaya muvaffak eylesin.

 

Âmin, ey âlemlerin Rabbi!

 

---------

[1]- Bu hadisi Ebü’ş-Şeyh, Resûlullâh’ın Ahlâkı adlı eserinde nakletmiştir. (el-Muğnî)

[2]- Bu hadisi Müslim, Enes’ten naklen, c. 2, s. 72’de rivayet etmiştir. Buhârî de buna benzer bir rivayet nakletmiştir.

[3]- Tirmizî, eş-Şemâil adlı eserinde, Hz. Ali b. Ebû Tâlib’in (a.s) oğlu Hasan’dan, Hz. Peygamber’in (s.a.a) nitelikleri hakkında uzun bir hadis içerisinde bu hadisi rivayet etmiştir.

[4]- Müslim ve Buhârî bu hadisi Hz. Ali b. Ebû Tâlib’den (a.s) nakletmişlerdir. Âişe’den nakledilen rivayette ise, şöyle geçmektedir: “Hz. Resûlullah (s.a.a), yalnızca mülkiyeti altında bulunan bir kadınla temas etmiştir.”

[5]- Bu hadisi Taberânî, el-Evsat adlı eserinde rivayet etmiştir.

[6]- Ebû Dâvûd, c. 2, s. 152’de uzun bir hadis içerisinde, Bilâl’den naklen bu hadisi rivayet etmiştir.

[7]- Buhârî, kendi yöntemine göre, Sahîh adlı eserinin en-Nafakât bölümünde, c. 7, s. 181’de Ömer’den naklen bu hadisi rivayet etmiş; Müslim de buna benzer bir rivayet nakletmiştir.

[8]- Tirmizî ve İbn Mâce bu hadisi İbn Abbas’tan nakletmişlerdir.

[9]- Bu hadisi Ahmed, Müsned’inde Âişe’den; Sadûk, el-Hisâl, c. 1, s. 130’da; Buhârî ise, c. 7, s. 85 ve c. 8, s. 121’de rivayet etmiştir.

[10]- Tirmizî, c. 8, s. 31’de; Ahmed ise, Âişe’den naklen bu hadisi rivayet etmiştir.

[11]- Buhârî, c. 6, s. 225’te; Müslim ise, c. 7, s. 77’de bu anlamı içeren bir rivayet nakletmiştir.

[12]- Tirmizî, eş-Şemâil, s. 23’te; İbn Mâce ve Hâkim ise, bu hadisi Enes’ten nakletmişlerdir.

[13]- Bu hadisi Buhârî, Sahîh’inde c. 3, s. 192 ve 195’te nakletmiştir.

[14]- Bu hadisi Hâkim rivayet etmiş olup, daha önce de geçmiştir.

[15]- Tirmizî bu hadisi şu şekilde rivayet etmiştir: “Dünya ve dünya malı onu öfkelendirmezdi; fakat hakka yönelik bir saldırı karşısında öfkesinin önüne hiçbir şey geçemezdi.”

[16]- Müslim, bu hadisi Âişe’den naklen, c. 5, s. 201’de rivayet etmiştir.

[17]- Müslim, bu hadisi Sehl b. Ebû Hasme’nin rivayet ettiği hadis içerisinde, c. 5, s. 98’de nakletmiştir.

[18]- Müslim, bu hadisi Sehl b. Ebû Hasme’nin rivayet ettiği hadis içerisinde, c. 5, s. 98’de nakletmiştir.

[19]- Buhârî, Hendek kazılması hadisesi içerisinde bu rivayeti c. 5, s. 138’de nakletmiştir. Taberânî de, Mecmaʿu’z-Zevâid, c. 6, s. 131’de yer aldığı üzere, uzun bir hadis içerisinde güvenilir bir senetle bu rivayeti nakletmiştir.

[20]- Bütün bu hususlar hakkında el-Mevâhibü’l-Ledünniyye (Kastallânî), c. 1, s. 308’de yer alan “Hz. Peygamber’in (s.a.a) zaruri ihtiyaçlarının gerektirdiği hususlar” (Faslu mâ tedʿû zarûretuhu ileyhi sallallâhu aleyhi ve âlih) bölümüne başvurunuz.

[21]- Bu hadisin senedine rastlamadım. Irâkî şöyle der: “Hz. Peygamber’in uygulamaları arasında böyle bir davranışa rastlamıyorum.” İbn Mâce’nin naklettiği meşhur rivayette Câbir’den şöyle aktarılır: “Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) zamanında çoğu zaman yiyeceğimiz bulunmazdı; yiyeceğimiz olduğunda da yaygı olarak kullanabileceğimiz yalnızca ellerimiz ve kollarımız vardı.”

[22]- Bu hadisin benzeri Emâlî-yi Sadûk, s. 192’de yer almaktadır.

[23]- Bu hadis, “Yemek Yeme Âdâbı” bölümünde, s. 7’de şu ifadeyle daha önce geçmişti: “Bir paça et yemeye davet edilsem bile daveti kabul ederdim.”

[24]- Bu hadisi Tirmizî, c. 4, s. 235’te; İbn Mâce ise 4178 numaralı hadis olarak nakletmiştir.

[25]- el-Mevâhibü’l-Ledünniyye, c. 1, s. 302’ye başvurunuz. Hâkim, c. 3, s. 313’te Âişe’den şöyle nakleder: “Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) bir koruması vardı. Nihayet ‘Allah seni insanlardan koruyacaktır’ âyeti nazil oldu. Bunun üzerine Hz. Resûlullah (s.a.a) kubbenin üstünden başını çıkardı ve şöyle buyurdu: ‘Ey insanlar, gidiniz! Allah benim koruyucumdur.’”

[26]- Bu hususun benzeri Şemâil-i Tirmizî, s. 23’te ve ayrıca Ebü’l-Hasan b. Dahhâk’ın eş-Şemâil adlı eserinde yer almaktadır.

[27]- Sahîh-i Buhârî, c. 4, s. 231 ve Sünen-i Ebû Dâvûd’da şöyle rivayet edilmiştir: “Hz. Resûlullah (s.a.a), sözü, sayıyı ve rakamı değil, âhiret gününü hatırlatmak için söylerdi.” Bu hadisin senedi sahihtir. Hind b. Ebû Hâle’nin rivayetinde ise şöyle geçmektedir: “Hz. Resûlullah (s.a.a), ne eksik ne de fazla olmak üzere, kısa fakat anlam bakımından kapsamlı sözler söylerdi.” (el-Meʿânî, Sadûk, s. 81; eş-Şemâil, Tirmizî, s. 15.)

[28]- Tirmizî, eş-Şemâil, s. 16’da Abdullah b. Cüz’den şu ifadeyle bir hadis nakletmiştir: “Hz. Resûlullah’tan (s.a.a) daha çok tebessüm eden bir kimse görmedim.”

[29]- Ahmed, Müsned-i Âişe’de bu anlamı içeren bir rivayet nakletmiştir.

[30]- eş-Şemâil, Tirmizî, s. 6 ve Sahîh-i Müslim, c. 6, s. 145’e başvurunuz.

[31]- Bu hadisi Müslim, c. 6, s. 151’de nakletmiştir.

[32]- Bu hadisi Tirmizî, eş-Şemâil, s. 7’de; Müslim ise Sahîh’inde c. 6, s. 152’de rivayet etmiştir.

[33]- Buhârî, bu hadisi Sahîh’inde c. 6, s. 49 ve c. 4, s. 67’de nakletmiştir.

[34]- Bu konuda Müslim, c. 3, s. 60’ta Câbir b. Semüre’nin rivayet ettiği hadiste şöyle nakleder: “Hz. Resûlullah (s.a.a), İbn Dahdâh’ın cenazesine katıldıktan dönerken çıplak bir ata binmişti.” Ayrıca Sehl b. Sa‘d’dan şu rivayeti nakletmiştir: “Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) Lahîf adında bir atı vardı.”

İbn Abbas’tan ise şöyle nakletmiştir: “Hz. Resûlullah (s.a.a), Veda Haccı sırasında bir deveye binmiş olduğu hâlde tavaf ediyordu.”

Müslim, c. 5, s. 167’de Berâ’dan şu rivayeti nakletmiştir: “Huneyn günü Hz. Resûlullah’ı (s.a.a) beyaz bir katıra binmiş olarak gördüm.”

Üsâme’nin rivayet ettiği hadiste ise şöyle geçmektedir: “Hz. Resûlullah (s.a.a) bir eşeğe binmişti ve altında palan bulunuyordu.”

İbn Ömer’in rivayetinde de şöyle nakledilmiştir: “Hz. Resûlullah (s.a.a), Kuba Mescidi’ne bazen binekle, bazen de yaya olarak gelirdi.”

Yine Müslim, c. 3, s. 20’de İbn Ömer’den, Sa‘d b. Ubâde’nin hastalığını ziyaret etmesiyle ilgili olarak şu rivayeti nakletmiştir: “Hz. Resûlullah (s.a.a) ayağa kalktı; biz de ondan fazla kişiydik ve onunla birlikte ayağa kalktık. Ayakkabısız, çorapsız, başlıksız ve gömleksiz bir şekilde tuzlu ve çorak bir arazide yürüdük.”

[35]- Hz. Peygamber’in (s.a.a) “Kadınları ve güzel kokuyu sevdiği” şeklindeki rivayet meşhurdur. Nesâî ve Ebû Dâvûd bunu nakletmişlerdir; daha önce de geçmişti. İbn Adî, Âişe’den şu rivayeti nakletmiştir: “Hz. Resûlullah (s.a.a), güzel koku dışında başka bir koku bulunmasını hoş karşılamazdı.” Sarımsak kokusundan hoşlanmadığı da meşhurdur. Müslim ve Buhârî bunu Mescitlerin Hükümleri bölümünde nakletmişlerdir. Buhârî, c. 7, s. 211’de Enes’ten şöyle nakletmektedir: “Bir kimse Hz. Resûlullah’a (s.a.a) güzel koku ikram ettiğinde onu geri çevirmezdi.”

Tayâlisî, Müsned’inde, s. 218, hadis nr. 1559’da kendi senediyle Âişe’den şöyle nakletmiştir: “Hz. Resûlullah (s.a.a) için yünden siyah bir örtü yaptım. Onu giydi ve hoşuna gitti. Terleyince kendisine Yemen işi bir bürde verdim; o da onu etrafına sardı.” Aynı eserin s. 277, hadis nr. 2081’de Enes’ten şu rivayet nakledilmiştir: “Hz. Resûlullah’a (s.a.a) güzel koku ikram edildiğini ve onun bunu geri çevirdiğini hiç görmedim.”

[36]- Hz. Peygamber’in (s.a.a) yoksullarla birlikte yemek yediği hususu, Buhârî’nin c. 8, s. 120’de Ebû Hüreyre’den naklettiği rivayette şöyle geçmektedir: “Suffe Ashabı, İslâm’ın misafirleriydi. Bunların ne eşleri ne çocukları ne de kendilerine ait bir aileleri vardı. Bir sadaka geldiğinde Hz. Resûlullah (s.a.a) onu kendisi için almayıp onlara gönderirdi. Kendisine bir hediye getirildiğinde ise onu onlara gönderir, kendisi de bundan faydalanır ve onlarla paylaşırdı.”

[37]- Bu hadisi Tirmizî, eş-Şemâil’de, Hz. Peygamber’in (s.a.a) niteliklerini anlatan uzun bir hadis içerisinde nakletmiştir.

[38]- Hâkim’in el-Müstedrek adlı eserinin c. 3, s. 324’ünde İbn Abbas’tan şöyle nakledilmiştir: “Hz. Resûlullah (s.a.a), Abbas’a bir çocuğun babasına gösterdiği saygı gibi saygı gösterirdi.”

Sa‘d b. Ebû Vakkâs’tan ise şöyle rivayet edilmiştir: “Hz. Resûlullah (s.a.a), amcası Abbas’ı ve diğerlerini mescitten çıkardı. Abbas, ‘Biz senin akrabaların ve amcan olduğumuz hâlde bizi dışarı çıkarıyor, Ali’yi ise, mescitte bırakıyor musun?’ dedi. Bunun üzerine şöyle buyurdu: ‘Ben sizi dışarı çıkarmıyorum ve onu da burada bırakmıyorum...’”

[39]- Bu hadisin benzerini Ebû Dâvûd, c. 2, s. 550’de Enes ve Âişe’den nakletmiştir.

[40]- Buhârî bu hadisi, Ka‘b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye ve Mürâre b. Rebî‘a’nın -üçünün de savaştan geri kalması hadisesini- anlattığı rivayet içerisinde c. 6, s. 89’da nakletmiştir. ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 3, s. 286’ya başvurunuz.

[41]- Bu hadisi Tirmizî, c. 8, s. 157’de nakletmiştir.

[42]- Buhârî, c. 6, s. 167’de Âişe’den şu rivayeti nakletmiştir: “Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) güldüğünü hiç görmedim; yalnızca sevindiği zaman tebessüm ederdi.”

Tirmizî’nin eş-Şemâil, s. 16’da yer alan Hind b. Ebû Hâle rivayetinde ise, şöyle geçmektedir: “Onun gülüşü tebessüm şeklindeydi.”

[43]- Bu husus, özü itibarıyla doğrudur. Tayâlisî’nin Müsned’inin s. 217’sinde de buna benzer bir rivayet bulunmaktadır. Ancak Irâkî, Habeşlilerin Hz. Peygamber’in (s.a.a) huzurunda oyun oynadıkları olayına ve Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) onlara “Ey hayvan yavruları, yeter artık!” şeklinde hitap ettiği rivayetine işaret etmiştir. Bu olay, Hz. Resûlullah’a (s.a.a) yönelik bir hurafe, iftira ve Allah’a karşı büyük bir saygısızlıktır. Bu rivayet Sahîh-i Müslim, c. 3, s. 22; Sahîh-i Buhârî, c. 2, s. 20 ve Sünen-i Nesâî, c. 3, s. 195’te “Mescitte Oyun Oynama” (Bâbü’l-leʿbi fi’l-mescid) başlığı altında yer almaktadır.

[44]- Bu hadisi Buhârî, c. 6, s. 171’de nakletmiştir. İbn Münzir ve Taberânî de İbn Ebû Müleyke’den şu rivayeti nakletmişlerdir:

“İki güzel davranışları sebebiyle Ebû Bekir ve Ömer’in neredeyse helâk olmalarına yol açılacaktı. Benî Temîm’den bir grup süvari Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) huzuruna geldiğinde, bu iki kişi onun yanında seslerini yükselttiler. Onlardan biri Akra‘ b. Hâbis’i, diğeri ise başka bir adamı işaret etti. Bunun üzerine Ebû Bekir, ‘Senin amacın yalnızca bana karşı çıkmak!’ dedi. Ömer ise, ‘Sana karşı çıkmak gibi bir niyetim yoktu’ dedi. Seslerini bu sebeple yükseltmişlerdi. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ şu âyeti indirdi:

“Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin...”

ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 6, s. 89’a başvurunuz.

[45]- Bu hadisin benzerini Muhammed b. Sa‘d, et-Tabakât adlı eserinde Ümmü Seleme’den nakletmiştir.

[46]- Tirmizî, eş-Şemâil’de Ebû Saîd el-Hudrî’den zayıf bir senetle şu rivayeti nakletmiştir: “Hz. Resûlullah (s.a.a) hizmetçileriyle birlikte yemek yerdi.” et-Tabakât’ta da Selmâ ve diğerlerinden bu hadisin benzeri nakledilmiştir.

[47]- Tirmizî, eş-Şemâil, s. 24’te Hasan b. Ali’den (a.s); Sadûk da el-Meʿânî adlı eserinde bu hadisin benzerini nakletmiştir.

[48]- Tirmizî, es-Sünen’de Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) bazı sahabelerle birlikte Ebü’l-Heysem b. et-Teyyihân ve Ebû Eyyûb’un evlerine gelişini anlatan rivayet içerisinde bu hadisi nakletmiştir. Müslim de bunu rivayet etmiş; Buhârî ise, c. 8, s. 26’da Enes’ten şu şekilde nakletmiştir: “Hz. Resûlullah (s.a.a), Ensar’dan bir ailenin ziyaretine gitti ve onların yanında yemek yedi.”

[49]- Buhârî, c. 7, s. 9’da Sehl b. Sa‘d’dan naklettiği hadiste şöyle der:

“Bir adam Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) yanından geçti. Hz. Resûlullah, ‘Bu kişi hakkında ne dersiniz?’ diye sordu. Onlar, ‘O öyle bir kimsedir ki bir kadınla evlenmek için talip olduğunda onunla evlendirilmesi uygundur; bir kimse hakkında aracılık ettiğinde aracılığı kabul edilir ve bir söz söylediğinde sözü dinlenir’ dediler.

Ardından Hz. Resûlullah (s.a.a) sustu. Daha sonra Müslümanların yoksullarından bir adam geçti. Hz. Resûlullah (s.a.a), ‘Bu kişi hakkında ne dersiniz?’ diye sordu. Onlar, ‘Bir kadınla evlenmek için talip olduğunda onunla evlendirilmemesi; aracılık ettiğinde aracılığının kabul edilmemesi ve bir söz söylediğinde sözünün dinlenmemesi uygundur’ dediler.

Bunun üzerine Hz. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurdu: ‘Yeryüzünün tamamı önceki adamın benzerleriyle dolu olsa bile, bu kişi onların tamamından daha hayırlıdır.’”

Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) korkusuzluğuna gelince: Krallara, yöneticilere ve her türlü zalime, korku ve çekinme göstermeksizin mektuplar yazdığı meşhurdur. Bunun için Sahîh-i Müslim, c. 5, s. 166 ve Cemheretü Resâili’l-Arab, c. 1, s. 32–72’ye başvurunuz.

[50]- İhyâu Ulûmi’d-Dîn’de ve bu eserin bazı nüshalarında “dağlık bölgeler” (bilâd-ı cebel) yerine “cehalet ülkeleri” (bilâ cehl) şeklinde geçmektedir.




Bu haber 301 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
İLAN PANOSU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI