Bugun...


Masum İmamların (a.s) Nûrani Yaratılışı - 1
Tarih: 22-07-2025 17:26:08 Güncelleme: 22-07-2025 17:26:08 + -


Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Tarih: 22-07-2025 17:26

Masum İmamların (a.s) Nûrani Yaratılışı - 1

İncelenen hadislerde "Nûrani Yaratılış" konusuna dair şu şekilde rivayet edilmiştir: Allah-u Teâlâ bir nur yarattı ve onu ikiye böldü. Yarattığı bu nurun yarısı Hz. Muhammed (s.a.a) ve diğer yarısı Hz. Ali (a.s) oldu. Daha sonra bu iki nurdan, Hz. Hüseyin’in (a.s) soyundan gelen masum imamlar (a.s) yaratıldı.

 

1. Masum İmamların (a.s) Yaratılışının Zaman Bakımından Önceliği

Nûrani yaratılışla ilgili hadislerde dikkat çekilen konulardan biri, Hz. Resûl-i Ekrem Muhammed Mustafa (s.a.a) ile Hz. Emîrü’l-Mü’minîn Ali b. Ebî Tâlib’in (a.s) nurlarının yaratıldığı zamandır. Tüm hadislerde bu yaratılışın, Hz. Âdem’in (a.s) yaratılışından önceye ve bazı rivayetlere göre ise, meleklerin, göklerin, yerin, arşın ve levhîn (ilahî yazgı levhasının) yaratılışından da daha önce gerçekleştiği ifade edilmiştir.

 

Hz. Resûlullah (s.a.a) ve Hz. Emîrü’l-Mü’minîn’in (a.s) nûrani yaratılışının Hz. Âdem’den (a.s) kırk bin yıl ve on dört bin yıl öncesine ait olduğu rivayet edilmiştir. Yine Ehlibeyt’in (a.s) nûrani yaratılışının da dünyanın yaratılışından yedi bin yıl ve Hz. Âdem’in (a.s) yaratılışından iki bin yıl önce gerçekleştiği kaydedilmiştir. Şimdi bu hadislerden birine yer veriyoruz:

a) Hz. Resûlullah (s.a.a) ve Hz. Emîrü’l-Mü’minîn’in (a.s) Nûrani Yaratılışı Hz. Âdem’den Kırk Bin Yıl Önce

Kenzu Câmiu’l-Fevâid ve Tevîlu’l-Âyâti’ẓ-Ẓâhire adlı eserde, Muhammed b. Abbâs’tan, oradan da Muhammed b. Ziyâd’a isnatla şu şekilde rivayet edilmiştir:

Muhammed b. Ziyâd şöyle dedi: İbn-i Mehrân, Abdullah b. Abbas’a Yüce Allah’ın şu ayetinin tefsiri hakkında soru sordu:

"Biz hep saf saf dizilmiş olanlarız ve biz daima tesbih edenleriz." [1]

İbn-i Abbas dedi ki: Biz Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) huzurundaydık. O sırada Hz. Ali b. Ebî Tâlib (a.s) içeri girdi. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) onu görünce tebessüm etti ve şöyle buyurdu:

“Hoş geldin! Allah’ın Âdem’den kırk bin yıl önce yarattığı kimseye selâm olsun!”

Ben sordum: “Ey Allah’ın Resûlü! Oğul, babadan önce mi yaratıldı?” Buyurdu ki:

“Evet. Şüphesiz ki Allah-u Teâlâ beni ve Ali’yi, Âdem’den kırk bin yıl önce yarattı. Bir nur yarattı ve o nuru ikiye böldü. Beni o nurun yarısından, Ali’yi ise diğer yarısından yarattı. Ve bu, tüm varlıklardan önceydi. Daha sonra varlıkları yarattı; ancak onlar karanlık içerisindeydi. İşte onların aydınlığı bizim nurumuzdandır. Sonra bizi arşın sağ tarafına yerleştirdi. Daha sonra melekleri yarattı. Biz Allah’ı tesbih ettik, melekler de bizimle birlikte tesbih etti. Biz ‘Lâ ilâhe illallâh’ dedik, melekler de ‘Lâ ilâhe illallâh’ dediler. Biz ‘Allâhu Ekber’ dedik, melekler de ‘Allâhu Ekber’ dediler. Tüm bunları ben ve Ali onlara öğrettik.”

Devamla buyurdu:

“Bu, Allah’ın ezelî ilminde yer alan bir hakikatti. Allah, beni ve Ali’yi seven hiç kimsenin Cehenneme girmeyeceğini, bizden nefret eden bir kimsenin de Cennete giremeyeceğini ezelden takdir etmiştir. Dikkat edin! Azîz ve Celîl olan Allah, melekleri gümüşten testilerle yaratmıştır. Bu testiler cennet menbaından hayat suyuyla doludur. Ali’nin (a.s) hiçbir Şiîsi yoktur ki anne ve babası temiz, takvâ sahibi ve imanlı olmasın. Bu Şiîlerden birinin babası eşine yaklaşmak istediğinde, elinde cennetten su dolu testiler bulunan meleklerden biri gelir ve o sudan, içecek kabına döker. Baba o sudan içer ve bu, kalbinde imanı filizlendirir; tıpkı toprağa atılan tohumun bitip yeşermesi gibi. Böylece bu insanlar, Rablerinden, Peygamberlerinden, vasîleri Ali’den (a.s), kızım Fâtıma’dan (a.s), sonra Hasan’dan, Hüseyin’den ve Hüseyin’in soyundan gelen imamların tamamından gelen açık bir delil üzeredirler.”

Ben dedim ki: “Ey Allah’ın Resûlü! Bu imamlar kimlerdir?” Buyurdu:

“On bir kişi bendedir. Babaları da Ali b. Ebî Tâlib’tir (a.s).”

Sonra Hz. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

“Hamd, o Allah’a mahsustur ki Ali’yi sevmenin ve ona iman etmenin, hakiki imanın iki temel esası olmasını takdir etti.” [2]

 

b) Hz. Resûlullah (s.a.a) ve Hz. Emirü’l-Mü’minîn’in (a.s) Nurunun, Âdem’in Yaratılışından On Dört Bin Yıl Önce Var Edilişi

Menkıbeler adlı eserin müellifi, Selmân’dan şu rivayeti nakletmiştir: Selmân dedi ki, Sevgili Peygamberim Mustafa’nın (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim:

“Ben ve Ali, Allah Azze ve Celle’nin huzurunda iç içe geçmiş bir nurduk. O nur Allah’ı tesbih ve takdis ederdi. Bu hâl, Allah’ın Âdem’i yaratmasından on dört bin yıl öncesine dayanırdı. Nihayet Allah-u Teâlâ, Âdem’i yarattığında, o nuru onun sulbüne yerleştirdi. Biz de o andan itibaren hep birlikteydik. Ta ki Abdülmuttalib’in sulbünde birbirimizden ayrıldık. Bu nurun bir kısmı bana ve bir kısmı ise. Ali’ye ait oldu.” [3]

 

c) Âl-i Abadaki Beş Kişinin (Hz. Peygamber, Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in -a.s- Nurunun Yaratılışının, Dünyanın Yaratılışından Yedi Bin Yıl Önce Gerçekleşmesi

İbrahim b. Hârûn el-Hâşimî, Muhammed b. Ahmed b. Ebî’s-Selec’den, o da İsâ b. Mehrân’dan, o da Munzir eş-Şerrâk’tan, o da İsmail b. Uleyye’den, o da Eslem b. Meysere el-İclî’den, o da Enes b. Mâlik’ten, o da Muâz b. Cebel’den [4] şöyle rivayet etmiştir: Hz. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

“Allah Azze ve Celle, dünyayı yaratmasından yedi bin yıl önce beni, Ali’yi, Fâtıma’yı, Hasan’ı ve Hüseyin’i yarattı.”

Muâz diyor ki: “Ey Allah’ın Resûlü! Peki siz dünyanın yaratılışından önce neredeydiniz?” Buyurdu ki:

“Arşın önünde bulunuyor, Allah-u Teâlâ’yı tesbih, hamd, takdis ve tazim ediyorduk.”

Ben sordum: “Nasıl bir surette bulunuyordunuz?” Hazret buyurdu:

“Nurdan silüetler şeklindeydik. Nihayet Allah Azze ve Celle suretlerimizi yaratmayı murat etti. Bunun üzerine bizi nurdan bir sütun kıldı ve Âdem’in sulbüne yerleştirdi. Sonra bizi babaların sulplerine ve annelerin rahimlerine aktardı. Ne şirkin pisliği ne de küfrün iffetsizliği bize isabet etmedi. Bazı topluluklar bizim vesilemizle saadete ererken, bazıları da bizim yüzümüzden bedbaht oldular.

Nihayet Allah Azze ve Celle bizi Abdülmuttalib’in sulbüne ulaştırdığında, o nuru çıkardı ve ikiye ayırdı. Yarısını Abdullah’ın sulbüne, diğer yarısını da Ebu Talib’in sulbüne yerleştirdi. Sonra bana ait olan yarıyı Âmine’ye, Ali’ye ait olanı da Fâtıma bint-i Esed’e aktardı. Böylece Âmine beni, Fâtıma da Ali’yi dünyaya getirdi.

Daha sonra Allah Azze ve Celle o nur sütununu bana iade etti; ondan Fâtıma dünyaya geldi. Ardından o nur sütununu Ali’ye aktardı; ondan da Hasan ve Hüseyin doğdu. Yani bu ikisi, Ali ve benden gelen nurun birleşmesinden meydana geldi. Ali’nin nurundan olan, Hasan’ın evlatlarında; benim nurumdan olan ise Hüseyin’in evlatlarında devam etti. Ve bu nur, Hüseyin’in neslinden gelen İmâmlar arasında kıyamete dek intikal etmeye devam edecektir.” [5]

   

d) Masumların (a.s) Nurlarının, Âdem’in Yaratılışından İki Bin Yıl Önce Yaratılması

İmam Cafer-i Sâdık (a.s), ataları aracılığıyla şöyle nakletmiştir:

Emîru’l-Mü’minîn (Ali b. Ebî Tâlib) bir gün Rahbe Meydanı’nda oturuyordu ve etrafında çok sayıda insan toplanmıştı. Bu esnada içlerinden biri kalkıp şöyle dedi:

“Ey Emîru’l-Mü’minîn! Allah seni bu makama yerleştirdi; ama baban cehennemde azap görüyor!” Bunun üzerine Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu:

“Sus! Allah senin ağzını sustursun! Muhammed’i hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, eğer babam yeryüzündeki tüm günahkârlar için şefaat etseydi, Allah onun şefaatini mutlaka kabul ederdi. Babam cehennemde azap mı görüyor? Oysa oğlu cennet ile cehennemi ayırandır! Muhammed’i hak peygamber olarak gönderen Allah’a andolsun ki, kıyamet günü babamın nurunun parıltısı, Muhammed (s.a.a), benim, Hasan’ın, Hüseyin’in ve Hüseyin’in soyundan dokuz kişinin nuru dışındaki tüm mahlukatın nurlarını söndürür. Zira babamın nuru bizim nurumuzdandır ve Yüce Allah, bu nuru Âdem’i yaratmadan iki bin yıl önce yaratmıştır.” [6]

 

2. Emîru’l-Mü’minîn Ali’nin (a.s) Nurunun, Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) Nurundan Yaratılması

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) ve Emîru’l-Mü’minîn’in (a.s) nurlarının yaratılışına dair gelen bazı hadislerde bu iki zatın nurlarının birleşik olduğu ifade edilmiştir. Bu konuda üç hadise yer vermekle yetiniyoruz.

Bu rivayetlerden biri, dört mezhebin imamlarının sadık âlimlerinden gelen ve İsra hadisesine dair olan rivayettir. Bunu, “Hâtip Harezmî” olarak bilinen “Mukaffâ b. Ahmed el-Mekkî”, kendi senediyle nakletmiştir:

Abdullah b. Ömer şöyle anlatır: Hz. Resûlullah’a (s.a.a) şöyle sordular: “Ey Allah’ın Resûlü! Mirac gecesinde Rabbin seninle hangi dille konuştu?” Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:
“Benimle Ali b. Ebî Tâlib’in diliyle konuştu. Ben de (içimden) sordum: Ey Rabbim! Benimle Sen mi konuşuyorsun, yoksa Ali b. Ebî Tâlib mi? Allah-u Teâlâ buyurdu: “Ey Ahmed! Ben, eşyaya benzemeyen bir varlığım; insanlarla kıyaslanmam, benzerliklerle tanımlanmam. Seni kendi nurumdan, Ali’yi de senin nurundan yarattım. Senin kalbinin derinliklerine baktım; orada Ali b. Ebî Tâlib’den daha sevimli birini bulamadım. Bu yüzden seninle onun diliyle konuştum ki kalbin huzur bulsun.” [7]

 

Câbir’in, Hz. Resûl-i Ekrem’den (s.a.a) naklettiği bir hadiste, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a), kendi mübarek varlığının ve Hz. Emirü’l-Müminîn’in (a.s) nurunun; arş, levh, güneş, gündüzün aydınlığı, görme nuru, akıl ve marifetten önce yaratıldığını haber vermektedir.

 

Câbir’den rivayet edildiğine göre, Hz. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın yarattığı ilk şey benim nurumdur. Ondan Ali’nin nurunu ayırdı. Sonra arş, levh, güneş, gündüzün aydınlığı, görme nuru, akıl ve marifet yaratıldı.” [8]

 

Câbir b. Abdullah el-Ensârî, Hz. Ali b. Ebî Tâlib’in (a.s) doğumu hakkında Hz. Resûlullah’tan (s.a.a) şu hadisi nakleder:

“Keşfü’l-Yakîn” adlı eserde Ebü’l-Alâ el-Hemdânî’nin kitabından, sahih senedle Câbir b. Abdullah el-Ensârî’den şöyle nakledilir:

Câbir şöyle diyor ki Hz. Resûlullah’a (s.a.a) Hz. Ali’nin (a.s) doğumu hakkında soru sordum. Hz. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

“Ah! Ah! Ey Câbir, sen Mesih’e benzeyen en hayırlı doğum hakkında soru sordun. Şüphesiz Allah-u Teâlâ, Ali’yi benim nurumdan yarattı; beni de kendi nurundan. Böylece ikimiz de tek bir nurdan yaratıldık.”

Daha sonra Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Ali’nin (a.s) doğumunun başlangıcını açıklayarak şöyle devam etti:

“O dönemde ‘Mubrem’ ismiyle bilinen bir zat vardı. Bu kişi Allah’a iki yüz yetmiş yıl ibadet etmişti. Allah-u Teâlâ onun kalbine hikmeti yerleştirmiş, ona Rabbine güzel bir şekilde itaat etmesi hususunda ilham vermişti. Bu zat, Ebû Tâlib’e şu şekilde müjde verdi: ‘Ey falanca! Şüphesiz Yüce ve Âl-i olan Allah, sana müjde vermem için bana ilhamda bulundu’.

Ebû Tâlib sordu: ‘Bu müjde nedir?’

Mubrem şöyle cevap verdi: ‘Senin soyundan bir çocuk doğacaktır ki, o Allah’ın velîsi, müttakîlerin imamı ve âlemlerin Rabb’inin peygamberinin vasisidir. Eğer sen o çocuğa kavuşursan, ona benden selam söyle ve de ki: Mubrem sana selam eder ve şehadet eder ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed, Allah’ın resulüdür. Nübüvvet Muhammed’le tamamlanmıştır ve vasîlik de Ali ile sona erecektir.’” [9]

 

Devam Edecek…

 

-----------

[1]- Sâffât, 165-166.

[2]- Biharu’l Envar, c.35, s.29-30.

[3]- Keşfu’l Yakin fi Fezaili Emirü’l Müminin (a.s), s.11.

[4]- Muâz b. Cebel: Hz. Resulullah’ın (s.a.a) ashabından biri.

[5]- İlelü’ş-Şerayi, c. 1, s. 677.

[6]- Tabrisi, el-İhticac, c.1, s.229-230.

[7]- el- Teraif fi Marifeti Mezahibi’l Tevaif, c.1, s.155.

[8]- Biharu’l Envar, c.54, s.170.

[9]- Biharu’l Envar, c.38, s.125.




Bu haber 1204 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİBEYT Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI