Bugun...


İmam-ı Zaman (a.f) ile Aradaki Mesafenin Azaltılması
Tarih: 19-09-2025 17:19:19 Güncelleme: 19-09-2025 17:19:19 + -


Eğer bekleyiş (intizar) hakiki anlamda zuhur ile neticelenecekse, sadece duygusal ve ruhsal bir hâl olmaktan çıkmalı; hayatın farklı boyutlarında fiilî bir gerçeklik kazanmalıdır.

facebook-paylas
Tarih: 19-09-2025 17:19

İmam-ı Zaman (a.f) ile Aradaki Mesafenin Azaltılması

Bismillahirrahmanirrahim

 

Eğer bekleyiş (intizar) hakiki anlamda zuhur ile neticelenecekse, sadece duygusal ve ruhsal bir hâl olmaktan çıkmalı; hayatın farklı boyutlarında fiilî bir gerçeklik kazanmalıdır. Çünkü ancak “amelî bekleyiş”in gölgesinde İmam-ı Zaman (a.f) ile aramızdaki mesafe azalır.

 

Bekleyiş ve Yakınlaşma

Rivayetlerden anlaşıldığı üzere, bütün dinlerin ve mezheplerin beklediği o kurtarıcı ve ıslah edici (a.f), zulmün ve haksızlığın ortadan kaldırılıp adaletin tesis edilmesi için gelecektir. Ancak bu bekleyiş yalnızca dua ve kalbî arzu ile sınırlı değildir. Zira rivayetlerde açıkça ifade edilmiştir ki “Bekleyiş, amellerin en faziletlisidir”.

 

Bu sebeple gerçek bekleyiş, fiilî bir hâl olarak ortaya çıkmalı; müminler, zuhura ve Hz. Mehdî’nin (a.f) hükümetine duydukları özlemi fiilen göstermelidirler. Bu, sadece “Ferec Duası” okumak veya cuma sabahları “Nedbe Duası” okumakla gerçekleşmez.

 

Dolayısıyla bu fiilî bekleyiş, özel bir yaşam tarzı talep eder. Yani bekleyiş, hayatın tüm bireysel, ibadî, toplumsal ve ekonomik boyutlarına yansımalı ve böylece vaat edilen devletin kurulmasına zemin hazırlanmalıdır. Bu nedenle her mümin, elinden geldiği ölçüde İmam-ı Zaman’a (a.f) yakınlaşmaya çalışmalı; çünkü “ıslah ediciyi” bekleyenler, öncelikle kendileri salih kimseler olmalıdır.

 

Zuhurun Getireceği Çözümler

 

1- Zuhur döneminde borçlu kalmayacak

Allâme Meclisî, 51, 52 ve 53. ciltleri bütünüyle İmam-ı Zaman’a (a.f) ait olan Bihârü’l-Envâr’ın 52. cildinde Emirü’l-Müminîn’den (a.s.) nakledilen bir rivayette şöyle aktarıyor:

Zuhur döneminde hiçbir borçlu borcunu ödeyemeden kalmayacaktır; meğer İmam-ı Zaman (a.f) onun borcunu ödeyecektir.”

Yani, müminlerden bir kimse borçlu olur da bu borç israf veya eğlence sebebiyle değilse ve ödeme imkânına sahip değilse, onun borcunu ödemek masum İmamın (a.s) görevlerindendir. Bu da Kur’an-ı Kerîm’de geçen “el-Garimîn” payından karşılanacaktır:

“Sadakalar ancak fakirler, miskinler, (zekât) toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolcular içindir. Bu, Allah tarafından farz kılınmıştır. Allah bilendir, hikmet sahibidir.” [1]

Bu ayette geçen “sadaka”dan maksadın “zekât”tır. Zekâtın bir harcama alanı borçluların borçlarını ödemektir. Eğer bir mümin borçlanmış ve ödeyemiyorsa, bu borcun ödenmesi imamın ve dinî hükümetin sorumluluğudur. Bu sebeple zuhur döneminde hiçbir borçlu kalmayacaktır. Peki biz, zuhur bekleyenler olarak, ne kadarımız malımızın zekâtını ödüyoruz? Kaçımız humus veriyoruz? Üstelik bu, sıradan halk değil, namaz ve oruca bağlı olan müminler için bile eksik kalmaktadır.

 

2- Samimiyet ve Doğruluk

Emirü’l-Müminîn Ali’nin (a.s) zuhur için zikrettiği ikinci kazanım şudur ki, toplumda samimiyetin ve doğruluğun hâkim olmasıdır. Bihârü’l-Envâr’da nakledildiğine göre, bir kimse İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) huzuruna gelerek “Bizim binlerce kılıç kullanan askerimiz var. Neden kıyam etmiyorsunuz? Yeter ki işaret buyurun, hepsi itaat eder” diye arz etti. Hz. İmam (a.s) şu soruyu sorar:

“Acaba aranızda, bir kardeşinizin mali ihtiyacı olduğunda, onun gelip sizin malınızdan ve kasanızdan almasına ve sizin de buna itiraz etmemeniz düzeyinde bir mertebeye ulaştınız mı?”

Adam, “Hayır, biz böyle değiliz” diye cevap verince, İmam (a.s) şöyle buyurur:

“Eğer insan malından vazgeçmiyorsa, kanından da vazgeçmez.”

Emirü’l-Müminîn Ali (a.s) aynı hadisin devamında şöyle buyurmuştur: “İmam-ı Zaman (a.f) zuhur ettiğinde ‘Müzamile Asrı’ olacaktır.” Yani gerçek samimiyet ve çıkarsız dostluk topluma hâkim olacaktır. Bizler bugün “Allah’ım! Senin velin olan Hz. Mehdi’nin (a.f) zuhurunu çabuklaştır” diye dua ediyor ve içten bir doğruluk çağının gelmesini diliyoruz.

 

Rivayetlerde, zuhur döneminde insanların akılları kemale erecek ve daha büyük bir olgunluk seviyesine ulaşacakları bildirilmektedir. Merhum Ayetullah Uzma Behcet de şöyle buyurmuştur: “Zuhurun çabuk olması için dua edeceğinize, zuhura hazır hale gelmeniz için dua edin.”

 

3- Faizsiz Ekonomik İlişkiler

Emirü’l-Müminîn Ali’nin (a.s) belirttiği üçüncü özellik ise şudur: Rivayete göre bir kişi İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) huzuruna gelerek şöyle sordu: “Acaba Hz. Resulullah’ın (s.a.a) ‘Müminin, mümin kardeşinden kâr elde etme hakkı yoktur ve bu haramdır’ buyurduğu doğru mudur?” İmam (a.s) şöyle cevap verdi:

“Evet, doğrudur; ancak bu, İmam-ı Zaman’ın (a.f) zuhuru dönemine aittir.”

Bu, işlerin o dönemde “salavatlı” bir mahiyet kazanacağı anlamına gelmektedir. Rivayetlerde aktarılır ki İmam-ı Zaman (a.f), zuhurdan sonra ashabıyla biat yenileyecek ve bu biatin belirli şartları olacaktır. Emirü’l-Müminîn Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

“İmam-ı Zaman (a.f), ashabından şu hususlarda söz alacaktır: Faizle uğraşmamak, birbirlerini aldatmamak, mümin kardeşlerine hakaret ve lanet etmemek, zahidâne bir hayat sürmek, servet biriktirmemek vb.”

 

İmam-ı Zaman (a.f) ile aramızda ne kadar mesafe olduğunu unutmamamız gerekir. Biz bu biat şartlarına karşılık nasıl davranıyoruz? Mesela siyasi tartışmalarda, rakiplerimizi tekfir etmeden tatmin olmuyoruz. Yine bugün toplumda sınıfsal uçurumlar ve gösterişçilik son derece yaygındır. Öyle ki bazıları bir lokma ekmek için çaresizlik içinde kıvranırken, diğerleri muazzam servetler biriktirmektedirler.

 

Bu nedenle gerçek ve etkili bir bekleyişin, vaat edilmiş inkılapla bağ kurabilmesi için, İmam-ı Zaman (a.f) ile aramızdaki mesafeyi azaltmaya yönelik olması gerekir. Eğer “bekleyiş” zuhurla sonuçlanacaksa, sadece duygusal ve ruhsal bir hâl olmaktan çıkarak, hayatın çeşitli boyutlarında fiilî bir gerçekliğe dönüşmelidir. Ancak bu şekilde “amelî bekleyiş”in gölgesinde İmam-ı Zaman (a.f) ile aramızdaki mesafe azalır.

 

Eğer müminler, ekonomi, siyaset, kültür ve bireysel-toplumsal yaşamda İmam-ı Asr’ın (a.f) insanoğlu için getireceği kazanımları göz önünde bulundurur, sonra da imkân ve güçleri ölçüsünde kendi hayatlarını ona yaklaştırıp benzetirlerse, zuhur artık uzak bir ihtimal olmayacaktır.

Başka bir ifadeyle, bekleyenler bireysel boyutta takva, günahlardan uzak durma, sabır ve sebat gibi faziletlerle; toplumsal boyutta ise güzel ahlâk, doğruluk, başkalarının haklarını gözetme, halka ve muhtaçlara hizmet, helal kazanç, iffet ve tesettür, iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma gibi özelliklerle donanırlarsa, İmam-ı Zaman (a.f) ile aralarındaki mesafe azalacak ve bunun bereketiyle zuhura daha da yaklaşacaklardır.

 

Seyyid Hüseyin Hüseynî Kummî

 

----------

[1]- Tövbe, 60.




Bu haber 914 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MEHDEVİYET Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI