Bugun...



İmam Cevad’dan (a.s) Öğütler - 2

İmam Cevad’dan (a.s) Öğütler - 2

facebook-paylas
Tarih: 24-02-2021 12:11

İmam Cevad’dan (a.s) Öğütler - 2

Ümmet, böyle bir duruma düşmüştür. Onlardan ibadet edenler de bu sapıklık içinde yaşamaktadır. Gurura kapılmış ve aldanmışlardır. İbadetleri kendilerinin ve takipçilerinin fitne ve sapıklık sebebidir. Oysa ilahi elçiler arasında ibadet ehli için ibretler ve öğütler vardır. Peygamberlerden biri (Allah’a) itaat hususunda kemale eriştiğinde[1] Allah-u Tebarek ve Teâlâ’ya bir hususta itaatsizlik etmiş ve o itaatsizlik sebebiyle cennetten dışarı çıkarılmıştır.[2] Balinanın karnına atılmış ve onu hatalarını itiraf etmek ve tövbeye yönelmekten başka hiç bir şey kurtaramamıştır. O halde Yahudi ve Hıristiyan din alimlerini tanı. Onlar kitabı gizlediler, tahrife uzandılar. Ama bu ticaretleri onlara bir fayda vermedi. Onlar hidayete ermiş kimseler değildir. Onların bu ümmet arasındaki misalini tanı. Şüphesiz onlar Allah’ın kitabının kelime ve harflerini alaşağı ettiler[3], hududlarını altüst ettiler. Zira bunlar yöneticilerin[4] dostudur. Heva ve heves önderleri dağılınca onlar da dünyadan daha çok nasiplenen kimseye doğru giderler.[5]

Kalplerine mühür vurulmuş, tamah onlara galip gelmiş, sürekli dillerinden İblis’in sesi işitilmekte ve bir çok batılları ifade etmektedirler. Alimler onların eziyetlerine ve kabalıklarına sabrederler. Bu yüzden de alimler, onları teklife ve hakkı göz önünde bulundurmaya davet etmektedir. Alimleri onları teklife ve hakkı göz önünde bulundurmaya çağırdıkları için de onları kınarlar. Oysa alimleri, eğer irşad ve nasihat etselerdi, bir sapık gördüklerinde onlara hidayette bulunmasalardı, bir ölü gördüklerinde ona hayat vermeselerdi, şüphesiz hain sayılırlardı ve (eğer böyle yapsalardı) ne de kötü yapmış olurlardı! Zira Allah-u Tebarek ve Teâlâ Kur’an’da onlardan iyilikleri ve emredildikleri şeyleri söyleyeceklerine ve nehyedildikleri şeylerden de sakındıracaklarına dair söz almış, itaat ve sakınma yolunda birbiriyle yardımlaşmalarını söylemiş, günah ve tecavüz yolunda birbirine yardım etmemelerini istemiştir. Alimlerin cahil insanların elinden sıkıntıda oluşu da işte bu yüzdendir.

Eğer öğüt verirlerse, cahiller şöyle derler: “Onlar isyankar olmuşlardır.”Eğer terk ettikleri hak ve hakikatle amele derlerse şöyle derler: “Onlar muhalefet etmeye koyulmuşlardır.”Onlardan uzaklaşmak istediklerinde ise şöyle derler: “Müslümanlar cemaatinden ayrıldılar” Eğer “sözlerinize bir delil getirin” diye söyleyecek olurlarsa şöyle derler: “Bunlar münafık oldular.”Eğer onlara uyarlarsa şöyle derler: “Aziz ve celil olan Allah’a isyan etmektedirler” Onlar, helak uçurumuna yuvarlanmışlardır. Onlar ise bilmediklerini bilmemektedirler. Allah’ın kitabında okudukları şeylere oranla da okumamış kimselerdirler. Halka öğrettikleri Kur’an-ı Kerim’i ve lafızlarını  kabul etmekte, ama içeriğini tahrif ederek Kur’an’ın hakikatini yalanlamaktadırlar. Hiç kimse de onlara itiraz etmemektedir. Bunlar ahbar ve ruhban görünümlü kimselerdir. Hevese uyarlar, helak ve yok oluş önderidirler. Var olan diğer bir grubu ise, sapıklık ve hidayet ortasına oturmuş ve şaşkınlık içindedirler. Bu iki grubu (ahbar ve ruhban görünümlü kimseler ile gerçek alimleri) birbirinden ayıramaz ve derler ki: Peygamber (s.a.a) zamanındaki halk böyle bir durumla karşı karşıya olmamış ve dolayısıyla da onu tanımamaktaydılar.”Doğru da söylüyorlar. Zira Resulullah (s.a.a) onları terk edince, kendileri için aydın ve aşikar bir din bıraktı ki gece ve gündüzleri (zahir ve batın veya hak ve batılı) belli idi.

Aralarında ne bir bidat görülüyordu ne de sünnette bir değişiklik. Ne de aralarında uyumsuzluk ve ihtilaf göze çarpıyordu. Ama ümmetlerin hatalarının karanlığı onları kuşatınca, iki gruba ve iki öndere ayrıldılar: Allah-u Teâlâ’nın yoluna davet eden kimse ile ateşe davet eden kimse. İşte böylece şeytan dile geldi, sesini dostlarının ve takipçilerinin dilinden yükseltti. Ordu, süvari ve piyade birlikleri çoğaldı, mallarının ortakları ve kendisini ortak kılan kimselerin çocukları oldular. Böylece bidatler ile amel edildiği gibi kitap ve sünnet bırakıldı. Ama Allah’ın veli kulları hücceti dile getirdiler, Allah’ın kitabına ve hikmete sarıldılar. Bu yüzden de hakkın takipçileri ile batıla uyanlar birbirinden ayrıldı. Hidayet ehli birbirini yalnız bıraktılar, birbirinin yardımına koşmadılar. Ama sapıklık ve delalet ehli kimseler birbiriyle yardımlaştılar. Sonunda cemaatleri falan kimseyi de kapsadı. Bu desiseyi iyi tanı. Soylu olan diğer grubu ise basiret gözüyle tanı, onların takipçisi ol, onlardan ayrılma ki kendi ehline katılasın. Zira ki hakikatte yenilenler, kendisini ve ehlini kıyamet gününde hüsrana uğratanlardır. Şüphesiz ki bu da apaçık bir hüsrandır.”

Şeyh Kuleyni (r.a) şöyle diyor: “Hüseyin’in rivayeti de işte burada sona ermektedir. Ama Muhammed b. Yahya’nın rivayetinde İmam’ın mektubu şöyle devam etmektedir: “Bu hak ehli yolu tanımaktadır. O halde eğer onları sıkıntıda görürsen ona bakma (onların mazlumiyeti hak olduklarının delilidir.) Zira her ne kadar zulüm ve zalimlerin saygısızlığına düçar olmasalar da ve her ne kadar sıkıntılar ve belalar içinde yaşıyor olsalar da, er, geç bütün bunlar bitecek, huzur ve rahatlığa dönüşecektir. Bil ki güvenilir kardeşler birbirileri için stokturlar. Zira eğer şüphelerin tahrifine düşmekten ve seni kaybetmekten korkmasaydım şüphesiz örttüğüm hakikatlerin aynasını senin için aşikar kılardım ve gizlediğim marifetleri sana gösterirdim. Ama ben senin hakkında korkuyorum (ve takiyye ediyorum). Seni korumayı istiyorum. Korkması gereken yerde korkmayan kimse, halim değildir. Halim olmak ise müminin elbisesidir. O halde asla onu soyma. Ve’s-Selam.”[6]

 

 

-----------------

[1]- Burada Yunus’a (a.s) işaret edilmektir. İtaatsizlikten maksadı ise, kavmine gazaplanması ve rabbinin izni olmaksızın onlardan kaçmasıdır. Rivayet edildiği üzere Yunus (a.s) kavmine azap vaad edince, Allah dışarı çıkmasını emretmeden önce kavminden ayrıldı. Söylemek gerekir ki buradaki isyan ve itaatsizlik de mutlak en üstün ve en evla olan bir işi terk etmek anlamındadır. Zira burada henüz Allah’tan bir emir gelmemiştir ve sonuç olarak da Yunus bunu yapmamak suretiyle, isyan etmiş sayılmazdı. Hakeza bir işten sakındırma da yoktu ki netice olarak onu istemekle rabbe muhalefet edilmiş olsun. Dolayısıyla isyan ve itaatsizlik kelimesinin itlakı mecazi ve evla ve en üstünü terk etmek anlamındadır. Bu iş Peygamberlerin kemal derecelerine kıyasen isyan ve itaatsizlik sayılmaktadır. (Kafi’nin dipnotundan naklen)

[2]- Dünya hakkında cennet denilmesi Feyz’in (r.a) buyurduğu gibi belki de balığın karnıyla mukayesedir. (Kaynağın haşiyesinden naklen)

[3]- İmam (a.s) kulları ve dünyanın debdebesine aldanan alimleri, ruhban ve ahbara (yahudi din adamlarına) teşbih etmesinin sebebi de ilim ve hakikati gizlemek, Allah’ın sözlerini tahrif etmek, haksız yere insanların malını yemek, onları Allah yolundan alıkoymak, ahireti dünyaya satmak idi. Nitekim ahbar ve ruhbanlar da böyleydiler. Kur’an bir çok yerde onları böyle anmıştır.

[4]- Yöneticilerden maksat, padişahlar, halkı idare edenler ile onların zalim yardımcılarıdır.

[5]- Necm suresi, 31. ayete işarettir.

[6]- el-Kafi, 8/52-55




Bu haber 249 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİ BEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI