|
Tweet | Tarih: 15-05-2026 17:32 |
Bismillahirrahmanirrahîm
İmam Mehdi’nin (a.f) gaybeti konusu gündeme geldiğinde, çoğumuz “Bu kadar uzun süren bir gaybet mümkün mü?” diye kendi kendimize ve zihnimizde oluşan daha birçok soruyu sorarız. Ancak ilahi peygamberlerin tarihine dikkatle bakıldığında, her dönemde o dönemin özel şartlarına bağlı olarak peygamberler için, kısa da olsa bazı gaybetlerin gerçekleştiği görülür.
Ayrıca İmam Cafer-i Sadık (a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Peygamberlerin sünnetleri ve onlara gerçekleşen gaybetler, bizim Kaimimiz hakkında da aynen ve eksiksiz şekilde geçerlidir.”
Şeyh Saduk, “Kemâlü’d-Dîn” ve “İlelü’ş-Şerâi” adlı eserlerinde İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Kaimimiz (İmam Mehdi) için uzun sürecek bir gaybet vardır.”
Ben (ravi) sordum: “Ey Resûlullah’ın oğlu! Neden gaybete girer?”
Buyurdu ki: “Yüce Allah, peygamberlerin gaybetlerinde bulunan alametleri onun hakkında da yürütmek istemektedir. Ey Sudeyr! O da peygamberlerin gaybetleri kadar gaybette kalacaktır.”
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Siz de mutlaka önceki ümmetlerin hâllerine adım adım uygun şekilde geçeceksiniz.”
Yine şöyle buyurdu: “Kaim’in mutlaka bir gaybeti olması gerekir.”
Sordular: “Neden?”
Buyurdu ki: “Canı için korkmaktadır.” ve eliyle karnına işaret etti.
Yine buyurdu ki: “Sahibü’l-Emr’in doğumu insanlardan gizlenmiştir ki, kıyam ettiğinde hiç kimsenin onun üzerinde bir hakkı veya minneti olmasın. Allah onun işini bir gecede düzenler.”
Yine sordular: “Onun gaybetindeki hikmet nedir?”
Buyurdu ki: “Onun gaybetinin hikmeti, önceki velilerin gaybetlerinin hikmeti gibidir. Ancak onun hikmeti, zuhurundan sonra bilinecektir; tıpkı Hızır’ın gemiyi delmesi, çocuğu öldürmesi ve duvarı düzeltmesindeki hikmetin, Musa’dan ayrılıncaya kadar anlaşılmaması gibi.” [1] (İlelü’ş-Şerâi‘, s.245, hadis 8)
Hz. İdris’in (a.s) Gaybeti: 20 yıl
Şeyh Saduk, “İkmâlü’d-Dîn” adlı kitabında şöyle yazar: İlk gaybet, İdris peygambere (a.s) aittir.
İmam Muhammed Bakır’dan (a.s) şu hadis nakledilmiştir:
“İdris, kendi zamanının zalim hükümdarından korktuğu için gaybete çekildi ve yirmi yıl boyunca bir mağarada gizli yaşadı. Bu süre boyunca meleklerden biri ona yiyecek ve su getiriyordu.” Daha sonra onun zuhuru ve Nuh’un peygamberliği hakkında konuşmuştur.
Hz. Hud’un (a.s) Gaybeti ve Zuhurunu Bekleyiş
Şeyh Saduk, kendi senediyle İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet etmiştir:
“Hz. Nuh’un (a.s) ölüm vakti geldiğinde, taraftarlarını yanına çağırdı ve onlara şöyle buyurdu: Bilin ki benden sonra bir gaybet dönemi olacaktır. O dönemde azgınlar ve zalimler ortaya çıkacaktır. Ancak Allah-u Teâlâ, benim soyumdan gelecek, hak üzere kıyam edecek ve adı “Hud” olan biri vasıtasıyla sizin sıkıntılarınızı giderecektir.”
Hz. Nuh’un (a.s) taraftarları sürekli Hz. Hud’un (a.s) zuhurunu bekliyorlardı. Uzun zaman geçince onların çoğunun kalpleri katılaştı. Sonunda Allah-u Teâlâ, ümitsizlik ve sıkıntıların en üst seviyeye ulaştığı bir zamanda Hz. Hud’u (a.s) “peygamber” olarak gönderdi ve yıkıcı bir fırtına ile düşmanları helak etti. Hz. Hud’dan (a.s) sonra da başka bir gaybet dönemi yaşandı; sonunda Hz. Salih (a.s) zuhur etti.
Hz. Salih’in (a.s) Gaybeti
Daha sonra Şeyh Saduk, kendi senediyle İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet etmiştir:
“Salih (a.s), bir dönem kavminden gizlendi. Gaybete çekildiği sırada otuz ile elli yaşları arasında idi; iri gövdeli, güzel yapılı ve gür sakallıydı. Ancak geri döndüğünde karnı küçülmüş, yüzü zayıflayıp incelmişti ve etrafında orta boylu birtakım adamlar bulunuyordu.
Salih kavmine döndüğünde onu tanımadılar. Kavmi üç gruba ayrılmıştı: Bir grup inkâr ediyor, bir grup şüphe içinde bulunuyor ve diğer bir grup ise, kesin inanç taşıyordu.”
Daha sonra İmam (a.s) buyurdu ki: “Kaim’in durumu da Salih’in durumu gibidir.”
Hz. İbrahim’in (a.s) Gaybeti
Şeyh Saduk şöyle diyor: İbrahim Halil’in (a.s) gaybeti, bizim Kaimimizin (a.f) gaybetine benzer; hatta ondan daha şaşırtıcıdır. Çünkü Allah-u Teâlâ, İbrahim’in eserini daha annesinin karnındayken gözlerden gizledi; öyle ki İbrahim’in yerini annesinin karnından sırt tarafına değiştirdi ve doğum işini vakti gelinceye kadar gizli tuttu.
Birinci Gaybet:
Şeyh Saduk, kendi senediyle İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet etmiştir:
“İbrahim’in babası, Nemrud bin Ken‘ân’ın müneccimiydi. Bir gün Nemrud’a şöyle dedi: ‘Bizim ülkemizde bir çocuk doğacak ve hepimizin yok oluşu onun eliyle olacaktır.’
Nemrud bu öngörü üzerine kadınlarla erkekleri birbirinden ayırdı. Tam bu sırada İbrahim’in babası eşiyle birlikte oldu ve kadın hamile kaldı.
Nemrud, ebeleri kadınları kontrol etmekle görevlendirdi; hamile bir kadın gördüklerinde ona haber vereceklerdi. Ebeler İbrahim’in annesini de muayene ettiler; ancak Allah, rahimdeki cenini onun sırt tarafına naklettiği için ebeler: ‘Bu kadın hamile değil’ dediler.
İbrahim’in annesi doğum yapınca, babası çocuğu Nemrud’a götürmek istedi. Fakat eşi buna engel oldu ve ona şöyle dedi: ‘Eğer bu çocuğu Nemrud’a götürürsen onu öldürür. Bırak onu bir mağaraya götüreyim ve ömrü sona erinceye kadar orada bırakayım.’
Bunun üzerine çocuğu mağaraya götürdü, orada ona süt verdi, sonra onu mağarada bırakıp mağaranın girişini büyük bir kaya ile kapattı ve geri döndü.”
Allah, İbrahim’i başparmağı aracılığıyla besliyordu; İbrahim parmağını emerek gıdalanıyordu. O, bir günde bir haftalık, bir haftada bir aylık, bir ayda ise bir yıllık çocuk kadar büyüyordu.
Bir süre sonra İbrahim’in annesi, eşinden çocuğunu görmek için izin istedi. Mağaraya girdiğinde birden İbrahim’i gördü; gözleri kandil gibi parlıyordu. Onu bağrına bastı, süt verdi ve geri döndü.
İbrahim’in babası çocuğun durumunu sorduğunda kadın, onu diri diri gömdüğünü söyledi ve sürekli çeşitli bahaneler ileri sürdü. Daha sonra bir ihtiyacını bahane ederek evden çıktı, mağaraya gidip İbrahim’i kucağına aldı, ona süt verdi ve geri döndü.
Annesi geri dönmek istediğinde İbrahim onun eteğini tuttu ve “Beni de yanında götür” dedi. Annesi ise “Bunun için babandan izin almam gerekir” diye cevap verdi.
Böylece İbrahim mağarada kalmaya devam etti ve kendisini insanların gözlerinden gizledi; sonunda Allah’ın emriyle mağaradan çıkmakla görevlendirildi.
İkinci Gaybet:
Daha sonra Hz. İbrahim için ikinci bir gaybet gerçekleşti. Bu, yaşadığı dönemin zalim hükümdarının onu Mısır’dan sürgün ettiği zamandı. Bunun üzerine Hz. İbrahim şöyle dedi: “Ben sizden ve Allah’tan başka taptığınız şeylerden uzaklaşıyorum.”
Üçüncü Gaybet:
Şeyh Saduk, bu rivayetin devamında şöyle der: Hz. İbrahim’in bir başka gaybeti daha oldu. Bu dönemde tek başına çeşitli diyarlara yolculuk etti ki ibret alsın. Daha sonra aynı anlamı içeren başka bir hadis daha nakletmiştir.
Hz. Yusuf’un (a.s) Gaybeti: 20 yıl
Şeyh Saduk şöyle yazıyor: Hz. Yusuf’un (a.s) gaybeti yirmi yıl sürdü. Bu süre boyunca saçına yağ sürmedi, gözüne sürme çekmedi, güzel koku kullanmadı ve kadınlarla birlikte olmadı; ta ki Allah Hz. Yakub’un işini düzene koyup Hz. Yusuf’u kardeşleri, babası ve teyzesiyle yeniden bir araya getirinceye kadar.
Hz. Yusuf bu gaybetin üç gününü kuyuda, birkaç yılını zindanda ve geri kalanını hükümdarlık içinde geçirdi. Kendisi Mısır’da, Hz. Yakub ise Filistin’deydi ve iki yer arasında dokuz günlük yol vardı.
Hz. Yusuf’un ailesinden ve yurdundan ayrı kaldığı bu gaybet süresince çeşitli olaylar başına geldi. Çünkü kardeşleri onu öldürmek için anlaşmışlardı; ancak bunu yapmayıp onu bir kuyuya attılar ve daha sonra onu az bir bedel karşılığında sattılar.
Daha sonra Mısır Azizinin karısıyla ilgili olay yaşandı ve bunun ardından birkaç yıl zindanda kaldı.
Sonrasında Mısır hükümdarı ona yöneldi ve nihayet Allah, Hz. Yusuf’un işlerini düzene koydu ve onun rüyasını tevil etti.
Hz. Musa’nın (a.s) Gaybeti
Şeyh Saduk, kendi senediyle İmam Zeynelabidin’den (a.s), o babası Hz. Seyyidü’ş-Şüheda’dan (a.s), o babası Hz. Ali’den (a.s) ve o da Hz. Peygamber’den (s.a.a) şöyle nakletmiştir:
“Yusuf’un ölüm vakti geldiğinde, taraftarlarını ve ailesini topladı ve onları ileride karşılaşacakları sıkıntılar konusunda bilgilendirdi. Onlara haber verdi ki bu sıkıntı döneminde birçok erkek öldürülecek, hamile kadınların karınları yarılacak ve çocuklar öldürülecektir. Bu durum, Allah’ın Yakub’un oğlu Lavi’nin soyundan gelecek bir Kaim aracılığıyla hakkı ortaya çıkaracağı zamana kadar sürecektir. O, buğday tenli ve uzun boylu bir adam olacaktır.”
Başka bir rivayette ise İmam Muhammed Bakır’dan (a.s) şöyle nakledilmiştir:
“Musa henüz ortaya çıkmadan önce elli yalancı peygamber gelmiş ve her biri, ‘Musa b. İmran benim’ diye iddia etmişti.”
Sonra Firavun’a, İsrailoğullarının onu korkuya düşürdüğü ve o genci aradıkları haberi ulaştı. Kâhinler Firavun’a şöyle dediler: “Senin dininin ve kavminin yok oluşu, bu yıl İsrailoğulları arasında doğacak bir çocuğun eliyle olacaktır.”
Bunun üzerine Firavun, hamile kadınların başına ebeler yerleştirdi ve şöyle dedi: “Bu yıl doğacak her erkek çocuk öldürülecektir.” Hz. Musa’nın annesine de bir ebe görevlendirdi.
Fakat o ebe, Hz. Musa’nın annesine karşı sevgi beslemeye başladı ve bir gün ona şöyle dedi: “Kızım, neden böyle sararıp soluyorsun ve günden güne eriyorsun?”
Hz. Musa’nın annesi cevap verdi: “Beni kınama. Çünkü çocuğumu doğurduğum anda onu elimden alıp öldürecekler.”
Ebe dedi ki: “Korkma, ben bu sırrı gizleyeceğim.”
Hz. Musa’nın annesi doğum yaptığında ebe çocuğu aldı, onu depoya götürüp durumunu düzeltti. Daha sonra kapıda bekleyen görevlilerin yanına giderek: “Geri dönün, kadından sadece bir kan pıhtısı çıktı” dedi. Bunun üzerine görevliler geri döndüler.
Hz. Musa’nın annesi çocuğunu emzirdi. Ancak onun hayatından korkunca Allah ona vahyetti:
“Bir sandık yap, Musa’yı içine koy ve gece vakti onu Nil nehrine bırak.”
Hz. Musa’nın annesi sandığı suya bıraktı; fakat sandık tekrar ona doğru geri döndü. Onu yeniden ileri itti, ama sandık yine geri geldi. Sonunda rüzgâr sandığı sürükledi. Hz. Musa’nın annesi feryat etmek istedi; ancak Allah onun kalbini sağlamlaştırdı.
Bu sırada Firavun’un eşi kocasına şöyle dedi: “İlkbahar günleridir, benim için Nil kıyısında bir çadır kur ki gezip eğleneyim.” Firavun da bunu yaptı.
Hz. Musa’nın içinde bulunduğu sandık, Firavun’un eşinin çadır kurduğu yere ulaştı. Kadın, görevlilere sandığı sudan çıkarmalarını emretti. Sandık açıldığında içinde çok güzel bir erkek çocuk gördüler.
Firavun’un eşi çocuğa gönülden bağlandı ve şöyle dedi: “Bu çocuk benimdir.” Sonra Firavun’a şöyle söyledi: “Çok tatlı ve temiz bir erkek çocuk buldum. Onu evlat edinmek istiyorum; gözümün ve senin gözünün nuru olsun. Onu öldürme.”
O kadar ısrar etti ki sonunda Firavun razı oldu.
İnsanlar, Firavun’un bir erkek çocuğu evlat edindiğini duyunca, sarayın ileri gelenleri çocuk için sütannelik yapacak kadınlar gönderdiler. Ancak Hz. Musa onların hiçbirinin sütünü kabul etmedi.
Bunun üzerine Hz. Musa’nın annesi kızına dedi ki: “Git, araştır bakalım Musa’dan bir haber bulabilir misin?”
Hz. Musa’nın kız kardeşi Firavun’un sarayına geldi ve şöyle dedi: “Bir sütanne aradığınızı duydum. Burada iyi huylu bir kadın var; çocuğunuzu kabul eder ve ona bakar.”
Firavun dedi ki: “Onu buraya getirin.”
Hz. Musa’nın annesi çocuğu kucağına aldı, onu emzirdi ve Hz. Musa bol miktarda süt emdi. Firavun, sütannenin de İsrailoğullarından olduğunu öğrenince, “Hem çocuk hem de sütanne İsrailoğullarından olamaz, buna izin veremem” dedi. Ancak eşi onunla konuşarak şöyle dedi: “Bu çocuktan korkma. O senin oğlundur ve senin yanında büyüyecektir.” Bu sözleri o kadar çok söyledi ki Firavun’un fikrini değiştirdi.
Hz. Musa’nın annesi, kızı ve ebenin Hz. Musa’nın durumunu gizli tutmaları sayesinde durum kimse tarafından bilinmedi. Ancak ebe ve Hz. Musa’nın annesi vefat edince İsrailoğulları Hz. Musa hakkında hiçbir bilgi edinemedi. Onlar bu konuda araştırma yapmış, herkese sormuş fakat bir sonuç elde edememişlerdi. Durum Firavun’a ulaştı ve onların Hz. Musa’yı aradıkları bildirildi. Bunun üzerine Firavun İsrailoğullarına büyük işkenceler yaptı, onları gruplara ayırdı ve Hz. Musa hakkında konuşmalarını ve onun durumunu sormalarını yasakladı.
Birinci gaybet: 400 yıl
Gaybet gerçekleşti ve İsrailoğulları büyük sıkıntılara düştü. Dört yüz yıl boyunca beklenen kurtarıcının kıyamını beklediler. Sonunda Hz. Musa’nın doğumunun müjdesini aldılar ve onun ortaya çıkışına dair işaretleri gördüler. Bunun üzerine büyük bir kargaşa ve huzursuzluk ortaya çıktı. Onlara taş ve sopalarla saldırılar yapılıyordu.
Sonra, sözlerine güvendikleri bir âlimden açıklama istediler. Ancak o bu meseleyi gizledi. Daha sonra İsrailoğulları onunla yazışmaya başladılar. O âlim onlarla birlikte çöllerden birine gitti ve orada oturarak kurtarıcı hakkında, onun özellikleri ve nitelikleri ile ortaya çıkışının yakınlığı hakkında onlara konuştu.
Ay ışığının olduğu bir geceydi; konuşup sohbet ederlerken, gençlik çağındaki Hz. Musa’nın yüzü ortaya çıktı. Hz. Musa o gece Firavun’un evinden gezmek amacıyla çıkmış, yanındakilerden ayrılarak onların bulunduğu yere doğru gitmişti. Bir binek üzerinde idi ve üzerine kürk bir örtü giymişti.
O âlim, kurtarıcıyı tanıdığı işaretleri görünce Hz. Musa’yı hemen tanıdı ve onun ayaklarına kapandı. “Beni ölümümden önce sana kavuşturan Allah’a hamd olsun” dedi. Orada bulunanlar onun kurtarıcı olduğunu anladılar ve şükür secdesi yaptılar.
Hz. Musa onlara sadece şu sözü söyledi: “Allah’ın sizi bu sıkıntı ve zorluklardan yakında kurtarmasını ümit ediyorum.” Sonra oradan ayrıldı, gizlendi ve Medyen’e giderek Şuayb’ın yanında kaldı.
İkinci gaybet: 5 yıl
İkinci gaybet, İsrailoğulları için birincisinden çok daha zor oldu ve beş yılı biraz aştı. Bu süreçte sıkıntı ve meşakkat giderek artıyordu ve o âlim de meseleyi gizli tutmaya devam ediyordu.
Daha sonra İsrailoğulları ona bazı kimseler gönderdiler ve kalpleri biraz rahatladı. Âlim onlara şöyle dedi: “Allah-u Teâlâ bana ilham etti ki kırk yıl sonra sizi sıkıntı ve azaptan kurtaracaktır.”
Bunun üzerine Allah, bu süreyi otuz yıla indirdi. İsrailoğulları şöyle dediler: “Her nimet Allah’tandır.” Bu söz üzerine Allah süreyi yirmi yıla düşürdü.
Onlar yine dediler ki: “Allah’tan hayırdan başka bir şey sadır olmaz.” Bunun üzerine Allah bu süreyi on yıla indirdi.
Yine dediler ki: “Kötülüğü Allah’tan başkası engelleyemez.” Bunun üzerine Allah ona vahyetti ki: “İsrailoğullarına söyle, geri dönmeyin; ben Musa’ya sizi kurtarması için izin verdim.”
Tam bu konuşmalar sürerken Hz. Musa, bir eşeğe binmiş halde aniden ortaya çıktı ve onlara selam verdi.
O âlim ona sordu: “Adın nedir?” Dedi ki: “Musa.” “Baban kim?” “İmran oğlu.” “Soyun nedir?” “Fâhât oğlu, Lâvî oğlu, Yakub’un oğlu.” “Ne için geldin?”
“Yüce ve Celal sahibi Allah tarafından verilen bir görevi yerine getirmek için.”
Bunun üzerine o âlim ayağa kalktı ve Hz. Musa’nın yanına gitti, onun elini öptü. Sonra Hz. Musa onların arasına oturdu, kalplerini sevindirdi, onlara gerekli emirleri verdi ve ardından onları gruplara ayırdı. Bu olay ile İsrailoğullarının Firavun’un boğulmasıyla kurtuluşu arasında kırk yıl vardı.
Hz. Musa’dan sonra Hz. İsa’ya (a.s) kadar olan dönemde vasilerin ve hüccetlerin gaybetinin gerçekleşmesi
Şeyh Saduk, “Kemâlü’d-Din” adlı eserinde kendi senediyle Ehl-i Beyt İmamlarından (a.s) rivayet etmiştir ki:
Hz. Yuşa b. Nun:
“Yuşa b. Nun (a.s), Hz. Musa’dan (a.s) sonra peygamberlik görevini üstlendi ve zorba yöneticilerin zulüm ve baskısına sabretti. Ta ki onun dönemindeki üç zalim yönetici öldü. Bundan sonra Şuayb’ın işi güç kazandı.
Hz. Musa’nın eşi Şuayb’ın kızı Safura’ya karşı, Hz. Musa’nın kavminden yüz bin kişiyle birlikte iki münafık adam karşı çıktı. Hz. Yuşa onlarla savaştı ve onlara üstün geldi. Büyük bir katliam gerçekleşti ve sağ kalanlar savaş alanından kaçtı; Safura da esir alındı.
Hz. Yuşa’dan Hz. Davud’a (a.s) kadar yaklaşık dört yüz yıl boyunca imamlar, on bir kişi olarak gizli kaldılar. Sonunda iş onların sonuncusuna ulaştı; o da gaybet perdesinde gizlendi. Bir süre sonra ortaya çıktı ve onlara Hz. Davud’un (a.s) geleceğini müjdeledi ve şöyle dedi: ‘Davud, yeryüzünü Calut ve ordusunun pisliğinden temizleyecek.’”
Hz. Davud:
Onlar Hz. Davud’un dünyaya geldiğini ve gücünün kemale erdiğini biliyorlardı. Onu görüyorlardı, fakat kendilerine müjdelendiği kişinin bu Davud olduğunu bilmiyorlardı. Talut orduyu sefere çıkarıp onları (nehirle yapılan imtihanla) birbirinden ayırınca, Hz. Davud’un babası ve kardeşleri ordudan ayrıldılar; fakat Hz. Davud onların yanında kalmayı reddetti ve kardeşleri tarafından hakarete uğradı. Ona, “Bu işte bir şey yapamaz” dediler. Bunun üzerine Hz. Davud, babasının koyunlarını gütmekle meşgul oldu.
Savaş şiddetlenmiş, insanlar büyük sıkıntı ve zorluk içine düşmüştü. Hz. Davud’un babası savaş alanından geri döndü ve ona, “Kardeşlerine yiyecek götür ki güçlensinler” dedi. O sırada Hz. Davud kısa boylu ve seyrek saçlı bir gençti.
Yolda giderken bir taşa rastladı; taş ses çıkararak Hz. Davud’a, “Beni al ve benimle Calut’u öldür. Ben Calut’u öldürmek için yaratıldım” dedi. Hz. Davud taşı aldı ve koyunlarına atmak için kullandığı sapan taşlarının bulunduğu torbaya koydu, sonra Talut’un yanına gitti.
Talut ona, “Ey genç! Savaşmak için sende ne güç var?” dedi. Hz. Davud şöyle cevap verdi: “Bir aslan koyunlarımdan birine saldırdı; ben onun başını tuttum ve çenelerini açıp koyunu ağzından kurtardım.”
Öte yandan Allah, Tâlût’a, Câlût’u ancak senin zırhını giyip onu tam olarak doldurabilecek bir kişinin öldüreceğini vahyetmişti. Bunun üzerine Tâlût zırhını istedi; Dâvûd onu giydi. Zırh tamamen ona uygun geldi.
Sonra Davud, “Bana Calut’u gösterin” dedi. Onu görünce taşı aldı ve ona fırlattı. Taş Calut’un iki gözü arasına isabet etti ve başını yardı. Calut attan düşerek yere yuvarlandı.
Calut’un Hz. Davud tarafından öldürülmesiyle insanlar onu kendi hükümdarları yaptılar. Allah ona Zebur’u indirdi, demircilik sanatını öğretti, demiri onun ellerinde yumuşattı. Dağlara ve kuşlara Hz. Davud’la birlikte tesbih etmelerini emretti. Ayrıca ona, benzeri duyulmamış güzel bir ses verdi, ibadet ve itaate büyük bir güç bahşetti ve İsrailoğulları içinde peygamber olarak gönderdi.
Bizim Kâimimiz de (Hz. Mehdi de) böyledir. Onun bir sancağı vardır; zuhur vakti geldiğinde bu sancak ondan dünyaya yayılır. Yüce Allah onu konuşturur ve sancak ona şöyle der: “Ey Allah’ın velisi! Ortaya çık ve Allah’ın düşmanlarını öldür.”
Ayrıca kınında bir kılıcı vardır; zuhur zamanı yaklaştığında bu kılıç kınından çıkarılır. Allah onu da konuşturur ve kılıç imama şöyle der: “Ey Allah’ın velisi! Ortaya çık; Allah düşmanlarıyla savaşmayı terk etmen sana uygun değildir.”
Bunun üzerine o ortaya çıkar, Allah’ın düşmanlarını bulduğu yerde öldürür, Allah’ın sınırlarını ikame eder ve Allah’ın hükümleriyle hükmeder.
Sonra Davud (a.s), Süleyman’ı kendisine halef yaptı. Süleyman (a.s) da Âsaf b. Berhiyâ’ya vasiyette bulundu. Ardından Allah onu gaybet perdesinde gizledi. Gaybeti uzun sürdü; sonra bir kez ortaya çıktı ve ardından Allah’ın emriyle yeniden gaybete çekildi. Bu sırada Buhtunnasr onlara hâkim oldu ve Danyal (Daniel) doksan yıl boyunca onun elinde esir kaldı.
Onu bir kuyuya attı ve takipçileri için sıkıntı ve zorluk daha da arttı. Uzayan gaybet sebebiyle çoğu, dinlerinde şüpheye düştü. Bir süre sonra Buhtunnasr gördüğü bir rüya sebebiyle Danyal’ı kuyudan çıkardı. Danyal, İsrailoğullarından uzak bir yerde ortaya çıktı.
Sonra Danyal vefat etti ve yönetim Âzîz’in eline geçti. İsrailoğulları dinî meselelerini ondan öğreniyorlardı. Daha sonra Allah onu yüz yıl halkın gözünden gizledi ve sonra onu tekrar diriltti. Ondan sonraki halifeler ve hüccetler de gaybete çekildi; İsrailoğulları üzerine sıkıntı ve meşakkat çok arttı, ta ki Yahya b. Zekeriya doğuncaya kadar.
O yedi yaşındayken ortaya çıktı ve takipçilerine, yirmi küsur yıl sonra Hz. Mesih’in (İsa’nın) geleceğini müjdeledi. Hz. Mesih (a.s) dünyaya geldiğinde Allah onun doğumunu insanlardan gizledi ve onu gaybet perdesinde sakladı; çünkü annesi onu uzak bir yere götürmüştü.
Hz. İsa (a.s) ortaya çıktığında sıkıntı ve meşakkat iyice artmış, İsrailoğulları takip altına alınmıştı. Nihayet peygamberlik görevi Hz. Mesih’in (a.s) üzerine yüklendi; Allah’ın bildirdiği şekilde.
Şem’un ve arkadaşları Hz. Mesih’in durumunu gizli tuttular; öyle ki sonunda bir adaya sığınmak ve orada gizlenmek zorunda kaldılar. [2]
-----------
[1]- İlelü’ş-Şerâi, s. 245, hadis: 8.
[2]- Seyyid Muhsin Emîn Âmilî, Sîretü’l-Ma‘sûmîn, s. 317-324, Tahran 1376 hş.