Bugun...


Sahîfe-i Seccâdiyye’de İnsan Tasavvuru – 3
Tarih: 21-09-2026 14:11:55 Güncelleme: 21-09-2026 14:17:55 + -


Bismillahirrahmanirrahîm

facebook-paylas
Tarih: 21-09-2026 14:11

Sahîfe-i Seccâdiyye’de İnsan Tasavvuru – 3

 

Sahîfe’nin İdeal İnsanı

İslam’a göre kâmil insan veya ideal insan, yalnızca zayıflıklardan, eksikliklerden ve ahlâkî ve davranışsal kirlerden uzak olan kimse değil, aynı zamanda bütün insanî erdemlerin onda uyumlu bir şekilde ortaya çıktığı ve geliştiği kişidir. Burada ise, İmam Zeynelâbidîn’in (a.s) diliyle kâmil insanın temel ve esaslı özellikleri tanıtılmaktadır.

 

İdeal İnsanın İmanî Özellikleri

İman (a.s), insanın maneviyatının en temel unsurlarından biridir. İman olmaksızın insan eksik ve dengesiz bir varlık hâline gelir ve ruh sağlığı zarar görür.

 

“Dinî iman, insan için yalnızca onun doğal eğilimlerine rağmen yerine getirmesi gereken birtakım görevler belirlemekle kalmaz; aynı zamanda onun gözünde dünyanın görünümünü de değiştirir. Maddî duyularla algılanan unsurların yanı sıra, dünyanın yapısına başka unsurlar da katar; ruhsuz, kuru, soğuk ve maddî dünyayı canlı ve bilinç sahibi bir dünyaya dönüştürür. Dinî iman, insanın dünyaya ve yaratılışa ilişkin anlayışını değiştirir.” [1]

 

Kur’ân-ı Kerîm de bu hususta şöyle buyurmaktadır:

“Öyleyse yüzünü, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata uygun olarak hakka yönelmiş bir şekilde dine çevir.” [2]

 

a) Tevhide İman

İmam Zeynelâbidîn’in (a.s) bakış açısına göre tek olan Allah’a iman etmek; tevhide samimiyetle inanmak ve her türlü şirk, şüphe ve inkârdan uzak olmak, ideal insan için zorunludur. Bu yolda başarıya ulaşan kimselerin Yüce Allah’a şükretmeleri ve O’nu övgüyle anmaları gerekir.

Esasen dualara hâkim olan atmosfer ve İmam’ın (a.s) Allah’ı övdüğü bütün bölümler, kâmil insanın bu özelliğini vurgulamaktadır. Örneğin:

“Bize kendi marifetini veren ve kendisini bize tanıtan Allah’a hamdolsun... Rabliğine dair ilminin sonsuz kapılarından bazılarını bize açmış, lütfuyla bizi kendi tevhid ve birliğinde ihlâsın yüce makamına yöneltmiş ve bizi O’nun hakkındaki şirk, inkâr, şüphe ve tereddüt şaibesinden uzaklaştırmıştır.” [3]

 

b) Adalete İman

Adalet, İslam’ın temel inanç esaslarından biridir. İmam Zeynelâbidîn (a.s), çeşitli vesilelerle dualarında bu ilkeyi dile getirmiş ve dua diliyle ideal insanın bu konuyu doğru bir şekilde kavrayabilmesi için önünü açmaya çalışmıştır.

 

İmam (a.s), her şeyin Allah’ın elinde ve O’nun iradesine bağlı olduğunu her yerde vurgulamakla birlikte şöyle buyurmaktadır:

“Biliyorum ki hüküm ve buyruğunda hiçbir zulüm yoktur; intikam almanda ve cezalandırmanda da acele etmezsin. Şüphesiz acele eden, vaktin geçip gitmesinden korkandır; zayıf ve güçsüz olan ise zulme ihtiyaç duyar. Sen ise ey Rabbim, zulmetmekten ve acele etmekten çok daha yücesin; bundan çok büyük ve sonsuz bir şekilde münezzehsin.” [4]

 

İmam (a.s), Allah’ın adaletinin gerekçesini de ortaya koymakta ve Allah zayıf olmadığı için zulme ve adaletsizliğe ihtiyaç duymadığını ifade etmektedir.

Ayrıca “Yâ a‘dele’l-âdilîn” [5], yani “Ey adalet sahiplerinin en adili!” ifadesinin kullanılması; yine “Senin cezalandırman adalettir” anlamındaki “ve ‘ukûbetuke adl” [6] ifadesi ve “Yalnızca O’nun adaletinden korkarım” anlamındaki “ve lâ ahşâ illâ ‘adlehu” ifadesinin tamamı, Rabb’in adaletine işaret etmektedir.

 

c) Vahye ve Hz. Muhammed’in (s.a.a) Peygamberliğine İman

İdeal insanın inanması gereken bir diğer husus, Allah’ın peygamberlerine gelen vahye ve özellikle Yaratıcı’nın son elçisi Hz. Muhammed’in (s.a.a) peygamberliğine iman etmektir.

 

İmam Zeynelâbidîn (a.s), bu hususu vurgulamak amacıyla dualarının çoğunda “vahiy meleği, peygamberlerin nübüvveti ve peygamberlerin sonuncusunun risaleti” gibi konulara değinmekte ve bu tür inançları insan hayatının büyük değerleri arasında kabul etmektedir:

“Rabbim! [Şerefli Peygamberine salât ve senadan sonra] büyük Arş’ını taşıyanlara da salât eyle. Onlar, Senin tertemiz Zâtını tesbih ve tenzih etmekten hiçbir zaman geri durmazlar... Yine vahyinin emini olan ve göklerindeki meleklerin önderi bulunan Cebrâil’e de salât eyle...” [7]

 

Ayrıca İmam (a.s), ikinci duada nübüvvetin insan hayatındaki etkisini ve önemini açık ve anlaşılır bir biçimde ortaya koymakta; onu İslam ümmetine özgü bir nimet olarak değerlendirmekte ve Allah’ın kullarına yönelik lütuflarından biri olarak zikretmektedir:

“Allah’a hamdolsun ki Peygamberi Muhammed (s.a.a.) vasıtasıyla bize öyle bir lütufta bulundu ki geçmiş ümmetler ve önceki insanlar bundan mahrum kalmışlardı.” [8]

 

Aynı şekilde bu değerli duanın başka bir bölümünde şöyle buyurmaktadır:

“Rabbim! O hâlde, vahyinin emini, bütün yaratılmışların içinde en şerefli ve en yüce olan Hz. Muhammed’e (s.a.a.) salât ve selâm eyle. O, rahmet ve feyzin imamı ve önderi, âlemin hayırlarının vesilesi ve rehberi, bereketlerin anahtarıdır...” [9]

 

Bu iki dua bölümünde görüldüğü üzere İmam Zeynelâbidîn (a.s), dua diliyle İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.a) risaletinin konumunu ve rolünü güzel ve akıcı bir biçimde ortaya koymakta; bu duaları okuyanları nübüvvete iman etmenin ve dinin temel esaslarından biri olan bu ilkeyi doğru bir şekilde anlayıp benimsemenin önemi konusunda bilinçlendirmektedir.

Duaların çoğunun başında veya sonunda ve ayrıca her duanın içerisinde salavâtın yer alması da peygamberlerin sonuncusuna iman ve inancın yüce konumunun önemini gösteren bir başka delildir. Bu imana sahip olmaksızın kâmil insanın ortaya çıkması anlamsız olacaktır.

 

d) İmamete İman

Allah’ın müminlerden Hz. Peygamber’e (s.a.a) ve ülü’l-emre itaat etmelerini istemesi [10], İslam Peygamberi’nin (s.a.a) takipçilerini Kur’ân’a ve Ehl-i Beyt’e (a.s) sarılmaya çağırması [11] ve bu ilahî kitabın ayrıntılarının açıklanması ve insanların rehberliği için Kur’ân’ın yanında, Hz. Peygamber’in (s.a.a) mektebinde yetişmiş müfessir ve öğreticilerin bulunmasının aklen gerekli olması; bütün bunlar, ideal insanın Ehl-i Beyt İmamlarına (a.s) sağlam ve sarsılmaz bir inanca sahip olması gerektiğini göstermektedir. Aksi hâlde kişi, kâmil insanın iman bakımından sahip olması gereken temel şarttan yoksun kalmış olur.

 

İmam Ali b. Hüseyin (a.s) de imamet görevini gizli bir şekilde, yoğun takiyye şartları altında ve son derece zor bir dönemde üstlenmiş [12]; kendine özgü yöntemiyle, dua ve yakarış kalıbı içerisinde imamet ve ona iman meselesini çeşitli şekillerde ifade etmiş ve ideal insanın en mükemmel örneği olarak imamet ilkesine olan inancını ortaya koymuştur.

“Ey Rabbim! O yüce şahsiyetin [Hz. Fâtıma ve On İki İmam’ın (a.s.)] en temiz ve seçkin yakınlarına salât eyle. Onları kendi emir ve buyruğun için seçtin; ilminin hazinedarları, dininin koruyucuları, yeryüzündeki halifelerin ve kulların üzerindeki hüccetlerin kıldın. Onları kendi iradenle her türlü pislik ve kirden [isyan ve günahlardan] temizledin; onları kendine ulaşmanın vesilesi ve cennetine giden yol kıldın.” [13]

“Allah’ım! Beni tevhid ehli, iman ehli, sana iman eden ve sana inananlardan; tasdik eden ve Peygamberini kabul edip itiraf edenlerden; itaat ve bağlılıklarını farz kıldığın imamların önderliğini kabul edenlerden eyle. Tevhid, iman ve tasdikin onlar vasıtasıyla ve onların elleriyle gerçekleştiği kimselerden kıl beni. Ey yaratılmışların her bir sınıfının Rabbi, duamı kabul et!” [14]

 

e) Âhirete ve Yeniden Dirilişe İman

Dinî antropoloji açısından insanın hayatı dünya ve maddî yaşamla sınırlı değildir. Aksine insan, amaçlı ve sorumluluk temelli hayatının bir bölümünü bu dünyada, diğer bölümünü ise ölümden sonraki dünyada geçirir.

Âhirete, hesaba çekilmeye, sevaba ve cezaya sağlam bir şekilde iman etmek, ideal insanın diğer özelliklerinden biridir. İmam Zeynelâbidîn (a.s), Sahîfe-i Seccâdiyye’nin tamamında bu konuya çeşitli şekillerde değinmiş ve kıyamete yönelik derin ve sürekli inanç ve dikkatin, kâmil insanın kimliğinin oluşumunda önemli bir unsur olduğunu göstermiştir.

 

1. Âhiret, ebedîlik yurdudur: “Allah’ım! Sen, yokluk yurdunda [dünyada], günahlarımı kendi bağışlama, lütuf ve iyiliğinle, benim gibilerin ve benzerlerimin huzurunda örttüğüne [beni rezil etmediğine] göre, huzurunda bulunanların önünde ebedîlik yurdundaki [âhiretteki] rezilliklerden de beni koru...” [15]

2. Kıyamet, insanların birbirleriyle buluşacağı gündür: “[Rabbim! Benimle öyle davran ki] buluşma günü olan kıyamet gününe kadar [ruhların bedenlerle, gök ehlinin yeryüzü ehliyle, zalimin mazlumla veya Allah’ın bildiği başka kimselerin birbirleriyle buluşacağı güne kadar] kabirler huzur ve sükûnet yeri olsun.” [16]

3. Kıyamet günü, sorgulanma, rezil olma, hasret ve pişmanlık günüdür: İmam Zeynelâbidîn’in (a.s) taleplerinden biri, kıyamet günü günahları sebebiyle rezil edilmemektir. O, çeşitli dualarında bu isteğini Allah’ın huzuruna sunmaktadır:

“Bizi kıyamet günü huzurunda bulunan büyük topluluk arasında, bizi helâke sürükleyen günahlarımız sebebiyle rezil etme.” [17]

“Zalimlerin yüzlerinin kararacağı [ve üzüntüye kapılacağı] günde, yüzlerimizi ak ve bizi sevinçli kıl; o üzüntü ve pişmanlık gününde...” [18]

“Allah’ım! Perdelerin [gerçeklerin üzerindeki perdelerin] kaldırılacağı ve her şeyin olduğu gibi açığa çıkacağı günde beni helâk etme.” [19]

 

Ahlâkî ve Davranışsal Özellikler

Kur’ân’ın ve dinî önderlerin öğretilerinde iman ile amelin birlikte bulunması o denli önemlidir ki, bu iki unsur birçok ayet ve hadiste, yapılan çok sayıdaki açık vurgu ve güçlü tekitlerin yanı sıra, birlikte zikredilmiştir. Bu nedenle ideal ve kemale ermiş insan, yalnızca iman bakımından diğerlerinden ileri olmakla kalmaz; aynı zamanda güzel ahlâka sahip olma ve beğenilen davranışlar sergileme bakımından da önde bulunur.

 

Bu bölümde, Sahîfe-i Seccâdiyye’nin bakış açısından ideal insanın ahlâkî ve davranışsal özellikleri analiz edilecektir.

a) Allah’a Kulluk ve İbadet

Saf tevhid iki sonuca götürür. Birincisi, Allah’ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birliğine kalben iman etmektir. İkincisi ise bu imanın sonucu olarak insanın Allah’a olan gerçek bağımlılığını ve ihtiyacını kabul etmesi ve O’na fiilen kulluk etmesidir. Bu hakikate Sahîfe-i Seccâdiyye’nin çeşitli bölümlerinde rastlamak mümkündür. İmam (a.s.), bazı yerlerde bu hususu açıkça ifade etmiştir:

“Ben senin kulunum ve senin kudret elindeyim. İşlerimin dizgini senin elindedir. Senin hükmün varken benim herhangi bir hükmüm yoktur. Hakkımdaki hükmün geçerlidir ve benim için takdir ettiğin şey adalet ve hakkaniyete dayanmaktadır. Senin hükümranlığından çıkmaya gücüm yetmez; kudretinin sınırlarını aşarak dışına çıkamam. Senin sevgini ve dostluğunu kendime yöneltmeye, rızana ulaşmaya da gücüm yetmez. Ancak sana itaat ederek katındaki nimetlere ve rahmetinin artışına ulaşabilirim.” [20]

 

b) Allah’a Kavuşma Arzusu

İnsan fıtraten kemal arayışı içerisinde olduğundan, Allah’a kavuşma, O’nda fânî olma ve O’nun rızasını kazanma dışında gerçek anlamda huzur ve tatmine ulaşamaz. Bu nedenle insan, kendi isteklerine ulaştıktan sonra bile yeniden ihtiyaç ve tatminsizlik hissine kapılır. İmam Zeynelâbidîn (a.s), bu konuyu dualarında çeşitli şekillerde ele almış ve açıklamıştır:

“Senin huzurundan başkasının huzuruna varan kimse eli boş döner; senden başka bir kapıya yönelen kimse ebedî olarak zarara uğrar. Senden başkasının kapısına inenler zayi olup yok olmuş, hayır ve saadetten mahrum ve uzak kalmışlardır. Ancak senin lütuf ve ihsanını arayan kimse bundan müstesnadır.” [21]

“Rızana ulaşmam için yollarımı kolaylaştır ve her durumda amellerimi güzel kıl.” [22]

 

c) Allah’ı Sevmek

Rabb’i sevmek ve O’nun dostları ve velîleri arasında yer almak, insanın bir diğer özelliğidir. Dördüncü İmam (a.s) bu hususa birçok kez işaret etmiştir:

“[Rabbim!] Beni kendi dostlarından eyle. Şüphesiz senin dostlarının (iki dünyada) kalplerinde hiçbir korku, keder ve üzüntü yoktur.” [23]

 

İmam (a.s), kırk dördüncü duasında Allah’ı mübarek Ramazan ayının ve bu ayda ibadet edenlerin hakkı için yemin vererek, kendisini O’nun dostları arasında yer almaya lâyık kılmasını istemekte ve Allah’ın dostlarının yüce bir makama sahip olduklarını, Kerîm olan Rabb’in onlar için özel bir ikram ve değer öngördüğünü göstermektedir.

 

d) Allah İçin Sevme ve Allah İçin Uzak Durma

İmam Zeynelâbidîn (a.s), babası “İmam Hüseyin (a.s)” gibi dinini yüz yüze mücadele ederek savunabileceği bir fırsata sahip olmadığı gibi, değerli torunu İmam Ca‘fer-i Sâdık (a.s) gibi sahih İslam öğretilerini açıkça ve alenen yaymaya elverişli bir ortam da bulamamıştır. O, aynı görevi ve hizmeti dua kisvesi altında yerine getirmiştir. [24]

 

Bu bağlamda siyasî ve toplumsal açıdan son derece yüksek bir hassasiyete sahip olan önemli bir ilkeyi, yani tevellâ ve teberrâyı, dua ve yakarış biçiminde açıklamış ve Allah merkezli sevgi ve düşmanlığın, mümin ve ideal insanın belirleyici özelliklerinden biri olduğunu ortaya koymuştur:

“Allah’ım! Ben, yaratılmadan önce de yaratıldıktan sonra da kendisine nimet verdiğin kulunum... Beni dostlarını sevmeye ve düşmanlarına düşmanlık etmeye yönlendirdin.” [25]

“Bizi o ayda [Ramazan’da], bol iyilik ve bağışta bulunarak akrabalarımıza iyilik etmeye ve bizimle düşmanlık etmiş olan kimseyle barışmaya muvaffak kıl; ancak senin yolunda ve senin için kendisine düşman olduğumuz kimse bunun dışındadır. Çünkü o, dost edinmeyeceğimiz bir düşmandır ve gönülden dostluk kurmayacağımız bir topluluk ve gruptur.” [26]

 

e) Allah’ın Hizbinde Yer Almak

Eğer Yüce Allah’ın yolunda yürüyen, tek bir yöntemle tek bir hedefe, yani ilahî kemale ulaşmaya ve O’nun rızasını kazanmaya doğru ilerleyen insanların oluşturduğu topluluğu “Hizbullah” olarak kabul edersek, bu topluluğun bir üyesi olmak da mutlu bir akıbete sahip olan ideal insanın özelliklerinden biri olacaktır.

 

“İyi bilin ki Allah’ın taraftarları kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” [27]

“Şüphesiz Allah’ın taraftarları üstün gelecek olanların ta kendileridir.” [28]

 

İmam Zeynelâbidîn (a.s), yukarıdaki hususu çeşitli şekillerde ifade etmiş ve erdemli bir insanın mutlaka Allah’ın hizbinde yer alması gerektiğini ortaya koymuştur:

“Allah’ım! Beni kendi ordundan eyle. Şüphesiz senin ordun her zaman yalnızca fetheden ve galip gelen ordudur. Beni kendi hizbinden kıl. Şüphesiz senin hizbin daima yalnızca zafer kazanan ve üstün gelen topluluktur...” [29]

 

f) Dünyanın ve Âhiretin İmarı

Dördüncü İmama (a.s) göre ideal insan, hem dünyasını hem de âhiretini düzenli ve sağlıklı bir biçimde imar eder. Bu nedenle şöyle buyurmaktadır:

“Dünyasını âhireti uğruna veya âhiretini dünyası uğruna terk eden kimse bizden değildir.” [30]

 

İmam (a.s), bu özelliği Sahîfe’deki çeşitli dualarında dua diliyle de ifade etmiştir:

“Dünyada ve âhirette hâlimin düzelmesine vesile olacak şeyleri bana lütfet.” [31]

“Gündüzü ilahî takdirle [parlak güneşin ışığıyla] aydınlattı ki insanlar rızık aramak ve geçimlerini temin etmek üzere Allah’ın lütuf ve kereminden yararlanmak için çaba göstersinler; bu sebeple rızıklarını Allah’tan talep etsinler ve yeryüzünde dolaşsınlar. Dünyanın geçici nimetlerini arasınlar ve âhiretin nimetlerini elde etmeye çalışsınlar. Çünkü Allah, insanların hâllerinin düzelmesini bu dünya ve âhirete yönelik faaliyetlerin her ikisine de tam anlamıyla bağlamıştır [ve kullarından hem dünya hem de âhiret işleriyle ilgilenmelerini istemiştir].” [32]

 

g) İnsanlık Onurunu ve İzzetini Koruma

İnsanın kendisinin farkında olması ve onun yüce ve üstün bir varlık olduğunu bilmesi, kendini sevme duygusu sebebiyle onu kendi onurunu ve izzetini korumaya ve gözetmeye çağırmakta ve yüce değerlere yöneltmektedir. [33]  

 

Kur’ân ve Nehcü’l-Belâğa mektebinde yetişmiş bir öğretici olan İmam Zeynelâbidîn (a.s), dua diliyle ideal insanın, onur ve izzetinin değerli cevherinin herhangi bir şekilde zarar görmemesi için daima dikkatli olduğunu ve onu maddiyat pazarında hiçbir bedel karşılığında satışa çıkarmadığını göstermektedir:

“Öyleyse Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne salât eyle ve kendi kudret ve gücünle beni kullarının [vereceği] zarardan uzak tut; kendi lütfunla beni başkalarına muhtaç olmaktan kurtar.” [34]

“Beni senin katında hor ve zelil, yaratılmışlarının yanında ise aziz ve değerli kıl. Seninle baş başa kaldığımda ve yalnız olduğumda beni tevazu sahibi eyle; kulların arasında ise beni yüce ve itibarlı kıl. Beni, bana ihtiyaç duymayan kimseye muhtaç olmaktan kurtar.” [35]

 

Başka bir yerde de şöyle buyurulmaktadır:

“Rabbim! Sarsılmaz izzetinle bana izzet ve şeref bahşet.” [36]

 

h) Toplumsal Sorumluluk Bilinci

Sahîfe-i Seccâdiyye’nin ideal insanı yalnızca kendisi için yaşamaz; insanlara ve içinde bulunduğu topluma karşı sorumluluk hisseder. Kur’ân-ı Kerîm’in de Peygamber ümmetinin üstünlüğünü, onların arasında iyiliği emretme ve kötülükten sakındırmanın yaygınlaşmasına bağladığı gibi, İmam Zeynelâbidîn (a.s) da çeşitli dualarında bu konunun önemini vurgulamıştır:

“Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne salât eyle. Bize bugünümüzde, bu gecemizde⁹ ve bütün günlerimizde iyilik yapmaya, kötülükten uzak durmaya, nimetlerine şükretmeye, sünnetlere [farz ve müstehaplara] uymaya, bidatlardan [dinden olmadığı hâlde dine sonradan eklenen şeylerden] uzak durmaya, iyiliği emretmeye [güzel ve beğenilen şeylere, yani farz ve müstehaplara yöneltmeye], kötülükten sakındırmaya [çirkin ve kötü şeylerden, yani haram ve mekruhlardan alıkoymaya], İslam’ın [usul ve fürûunu] korumaya, bâtıl ve yanlış olanı kınayıp onu değersiz kılmaya, hakkı destekleyip onu yüceltmeye, sapmış olana yol göstermeye, güçsüze yardım etmeye ve mazlumun yardımına koşmaya muvaffakiyet ver.” [37]

 

İmam (a.s), başkalarına karşı sorumluluğunu yerine getirmek amacıyla Allah’tan kendisini iyilik ve hayra rehberlik edenlerden kılmasını [38] ve kendisine “güzel rehberlik”, yani başkalarına güzel bir şekilde yol gösterme nimetini bahşetmesini istemektedir. [39]

 

ı) Hakkı Esas Almak

Hakkı gözetmek ve onu savunmak, Sahîfe-i Seccâdiyye’nin ideal insanının bir diğer özelliğidir. İmam Ali b. Hüseyin (a.s), irfanî ve aşk dolu dualarında bu hususa önem vermiştir:

“Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne salât eyle ve bize bugünümüzde, bu gecemizde ve bütün günlerimizde iyilik yapmaya, kötülükten uzak durmaya [...] bâtıl ve yanlış olanı kınayıp onu değersiz kılmaya, hakkı destekleyip onu yüceltmeye, sapmış olana yol göstermeye, güçsüze yardım etmeye ve mazlumun yardımına koşmaya muvaffakiyet ver.” [40]

 

İmam (a.s), bu dua bölümünde hakkı savunmanın ve bâtılla mücadele etmenin önemini ifade etmekle kalmaz; aynı zamanda bu özelliğin geçici bir durum olmadığını, süreklilik arz eden ve daima yerine getirilmesi gereken bir görev olduğunu ve İslam kültürünün bir parçasını oluşturduğunu bildirir.

“Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne salât eyle ve beni salihlerin ve iyilerin ziynetiyle süsle; adalet ve hakkaniyeti yaymak ve zor olsa bile hakkı söylemek suretiyle beni takva sahiplerinin süsüyle donat.” [41]

 

j) Zulme Karşı Mücadele

Sahîfe-i Seccâdiyye’nin ideal insanı, zulme karşı mücadele eden ve ne kendisine ne de başkasına zulmedilmesini kabul eden bir kimsedir. Zira Kur’ân-ı Kerîm’in bildirdiğine göre zulmün ve zalime meyletmenin sonucu cehennem ateşi ve âhiret azabıdır. İmam (a.s), birçok defa Allah’tan ne başkalarına zulmetme fırsatı bulmayı ne de başkalarının zulmü altında kalmayı istemektedir:

“Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne salât eyle ve rahmetinin himayesinde beni koru ki bana zulmedilmesin [çünkü] sen bana zulmedilmesini engellemeye kadirsin; ben de [başkasına] zulmetmeyeyim [çünkü] sen beni zulmetmekten alıkoymaya kadirsin.” [42]

 

Başka bir yerde ise, Rabbinden kendisini zalimlerin destekçileri ve yardımcılarından kılmamasını ve Allah’ın kitabını ortadan kaldırmaları hususunda onların destekçisi olmamasını istemektedir:

“Beni zalimlere destekçi kılma; kitabını ortadan kaldırmaları konusunda da onların yardımcısı ve destekçisi eyleme.” [43]

 

Yine Yüce Allah’ın huzurunda özür dilemekte ve tevazu içerisinde ellerini duaya kaldırarak şöyle niyaz etmektedir:

“Rabbim! Huzurumda bir mazluma zulmedildiği hâlde ona yardım etmediğim için senden özür diliyorum.” [44]

 

k) Şükretmek

Sahîfe-i Seccâdiyye’den çıkarılabilecek ideal insanın özelliklerinden biri de şükretmesi ve kadirşinas olmasıdır. Duaların bütününden anlaşıldığı üzere, Allah’ın nimetlerine şükretmek, ideal ve erdemli insanın asla vazgeçmediği ağır bir sorumluluktur.

İmam Zeynelâbidîn (a.s), şükretmenin önemini açıklarken o kadar ileri gider ki nankörleri hayvanlarla aynı seviyede, hatta onlardan daha aşağı bir konumda değerlendirir. Çünkü nimetleri inkâr etmek ve onların değerini bilmemek, akılsızlığın bir göstergesidir.

 

İmam (a.s), kendisine iyilik yapanlara karşı nankörlük etmekten Allah’a sığınmakta ve bunun için O’ndan bağışlanma dilemektedir. Böylece başkalarının yaptığı iyiliklere karşı kadirşinas olmanın son derece değerli olduğunu ortaya koymaktadır:

“Allah’ım! Sana, bize iyilik yapan kimseye karşı hırs ve açgözlülükten ve nankörlükten sığınırım.” [45]

“Rabbim! Bana yapılan iyiliklere karşılık şükrünü yerine getirmediğim için huzurunda özür diliyorum.” [46]

 

l) Tevazu

Sahîfe-i Seccâdiyye’de ideal insanın belirgin özelliklerinden biri de kibirden uzak durması ve Allah’ın kullarına karşı mütevazı olmasıdır. İmam Zeynelâbidîn (a.s) bu özelliği dua diliyle çeşitli şekillerde tasvir etmiştir. Bazen Allah’tan mal ve servetinin kendisini bencilliğe, başkalarına karşı büyüklük taslamaya ve taşkınlığa sürüklemesine izin vermemesini ister; bazen de bu tevazuyu, yoksul ve çaresiz kimselerle birlikte bulunmayı sevmek şeklinde Allah’tan talep eder:

“Allah’ım! Fakir ve yoksullarla birlikte bulunmayı bana sevdir ve onlarla beraberliğe güzel bir sabır ve tahammülle dayanabilmem için bana yardım et.”

 

Başka bir yerde ise tevazunun değerini, komşularına karşı mütevazı davranmayı istemesiyle ortaya koyar:

“[Allah’ım! Beni] komşularıma karşı tevazu ve yumuşaklık göstermeye yönelt.” [47]

 

İmam’ın (a.s) Allah’tan kendisini kibirle imtihan etmemesini, ibadetini kendini beğenmişlik sebebiyle boşa çıkarmamasını ve övünmekten uzak tutmasını istemesi de, İmam Zeynelâbidîn’in (a.s) nazarında ideal insanın kibir ve üstünlük taslamaktan uzak durduğunu ve tevazuyu sevdiğini bir kez daha doğrulamaktadır.

 

Bunun yanı sıra İmam (a.s), tevazuyu ve kibir ile kendini beğenmişlikten uzak durmayı yalnızca başkalarına karşı sergilenmesi gereken uygun bir davranış olarak değil, aynı zamanda insanın iç dünyasına ait bir hâl olarak değerlendirmektedir:

“Beni insanlar arasında, nefsimin gözünde de o ölçüde alçaltmadıkça yüceltme; benim için insanların gözünde açık bir itibar meydana getirme ki nefsimin gözünde de aynı ölçüde gizli bir horluk meydana getiresin.” [48]

 

Sonuç

İmam Zeynelâbidîn (a.s) de diğer masum imamlar (a.s) gibi insanları hidayete ulaştırma, dini açıklama, doğruları ve yanlışları ortaya koyma şeklindeki ağır sorumluluğu üstlenmiş ve bu görevi yerine getirmiştir. Ancak bu önemli görevde İmam’ın (a.s) yöntemini diğer imamlardan (a.s) farklı kılan husus, onun yaşadığı dönemin siyasî ve toplumsal şartlarıdır.

İmam Ali b. Hüseyin’in (a.s) dini öğretmek ve insanları dinî açıdan eğitmek amacıyla en güzel şekilde yararlandığı yöntem, Allah ile dua ve niyaz diliyle iletişim kurmak olmuştur. Bu yöntemle ortaya koyduğu öğretilerden biri de insanın mahiyetine ilişkin yaklaşımıdır. İmam (a.s), Allah karşısında sorumluluk sahibi olan insanın yükseliş ve düşüşlerini, ileri ve geri gidişlerini, kaçış ve kararlılıklarını, güçlü ve zayıf yönlerini son derece güzel bir şekilde ortaya koymaktadır.

İmam’ın (a.s) yaklaşımına göre insanın önünde, kendisini ıslah edip kemale erdirmesi gereken bir ideal vardır. İnsan, ilahî bir varlık olarak maddî ve manevî ihtiyaçlarını makul ve dengeli bir çerçevede karşılamalı; dünyasını ve âhiretini birlikte imar etmelidir. Bu iki hususun gereği ise Allah’a kulluğu kabul etmek, tevazu sahibi olmak ve insanlara hizmet etmek, zulme karşı mücadele etmek ve mazlumları savunmak, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, hakkı esas almak ve Allah’a doğru ilerleyerek ilahî ahlâkla ahlâklanma yolunda hareket etmek gibi özelliklere sahip olmaktır.

 

Ferzane Abdülhamid

 

---------

[1]- Şehid Murtazâ Mutahharî, “Mukaddime-i ber Cihânbînî-yi İslâmî, İnsan ve İman”

[2]- Rûm, 30.

[3]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 1. Dua, s. 30.

[4]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 48. Dua, s. 15.

[5]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 45. Dua, s. 54.

[6]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 12. Dua, s. 295.

[7]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 3. Dua, s. 1-6.

[8]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 2. Dua, s. 1.

[9]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 1. Dua, s. 45.

[10]- Nisâ, 59.

[11]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 2. Dua, s. 190.

[12]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 4. Dua, s. 168.

[13]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 47. Dua, s. 56.

[14]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 48. Dua, s. 12.

[15]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 32. Dua, s. 21-31.

[16]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 42. Dua, s. 13.

[17]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 42. Dua, s. 14.

[18]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 42. Dua, s. 15.

[19]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 47. Dua, s. 129.

[20]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 21. Dua, s. 5-6.

[21]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 46. Dua, s. 13.

[22]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 20. Dua, s. 26.

[23]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 1. Dua, s. 582.

[24]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 10. Dua, s. 113.

[25]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 47. Dua, s. 67.

[26]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 44. Dua, s. 10.

[27]- Mücâdele, 22.

[28]- Mâide, 56.

[29]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 1. Dua, s. 582.

[30]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 3. Dua, s. 49.

[31]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 25. Dua, s. 9.

[32]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 1. Dua, s. 82.

[33]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 6. Dua, s. 181.

[34]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 5. Dua, s. 533.

[35]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 5. Dua, s. 352.

[36]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 47. Dua.

[37]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 60. Dua, s. 18-19.

[38]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 18. Dua, s. 20.

[39]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 18. Dua, s. 20.

[40]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 20. Dua, s. 18.

[41]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 20. Dua, s. 10.

[42]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 20. Dua, s. 14.

[43]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 47. Dua, s. 132.

[44]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 38. Dua, s. 1.

[45]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 38. Dua, s. 3.

[46]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 38. Dua, s. 1.

[47]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 26. Dua, s. 3.

[48]- Sahîfe-i Seccâdiyye, 20. Dua, s. 4.




Bu haber 207 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER NURANİ SÖZLER Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI