|
Tweet | Tarih: 01-06-2023 12:25 |
Bismillahirrahmanirrahim
İslâm, bu âlemde ölümle insan hayatının son bulmadığına, onun ölümden sonra ahiret âlemine geçeceğine inanmaktadır. İslâm, bu âlemi geçici, fani ve yol üstündeki bir konaklama yeri olarak görüyor; ahiret âleminin de ebedî mekân olduğuna inanıyor.
İnsan bu dünyaya, bir süre yaşayıp daha sonra ölerek yok olup gitmek için gelmedi. İnsan ilim ve amelle nefsini eğitip mükemmelleştirmek ve ahiret yurdunda güzel ve ebedî bir hayat sürmek için gelmiştir. Bundan dolayı dünya, ahiretin tarlası ve azık hazırlama yeridir. Tabii ki insan bu dünyada hayatını sürdürmek ve yaşayabilmek için Allah'ın kendisi için yarattığı nimetlerden yararlanmak zorundadır; fakat nimetlerden yararlanmak hedef değil, bir vesiledir. İnsan ve dünyanın yaratılışındaki hedef, bu âlemde iyi, rahat yaşamak ve zevk verici çeşitli nimetlerden olabildiğine faydalanmak değildir. Bundan daha büyük bir hedef vardır; o da insaniyetin üstün cevherini yetiştirmek ve Allah'a doğru ilerlemektir.
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: Dünya, size ebedî yurt olmak için yaratılmamıştır. Dünya, salih amel vasıtasıyla ebedî kalacağınız yurt için azık hazırlamanız için bir geçittir. Öyleyse dünyadan göçmek için acele edin ve ayrılmak için bineklerinizi hazırlayın. [1]
Yine şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! Dünya geçilecek bir menzil ve ahiret ise sürekli kalınacak bir yurttur. Öyleyse sürekli kalınacak yurt olan ahiret için geçiş evinde azık toplayın... İnsan öldüğü zaman halk, "Geriye ne bıraktı?!" der ve melekler ise, "Kendisi için (ahirete) ne göndermiş?!" derler.
Müminlerin Emiri İmam Ali (a.s) başka bir yerde de şöyle buyurmaktadır: Bilin ki, elde etmeyi dilediğiniz şu dünya, bazen sizi öfkelendirir ve bazen hoşnut eder. Fakat ne sizin evinizdir ve ne de konaklama yeriniz. Siz onun için orada kalmak için yaratılmadığınız gibi, oraya davet de edilmediniz. Bilin ki o, size baki değildir ve siz de orada baki olamazsınız. O sizi aldatır ama çekindirir de. Çekindirmesine bakın da aldanmayın ona; korkutmasına bakın da tamah etmeyin ona. Orada, davet edildiğiniz yere hazırlanmaya bakın ve gönüllerinizden dünya sevgisini atın. [2]
Görüldüğü gibi bu hadislerde dünya fâni ve geçici olarak tanıtılmış, “yol üstündeki bir konaklama yeri” olarak nitelendirilmiştir. Orası aldatıcı ve yanıltıcı bir mekândır. İnsanlar bu dünya için yaratılmamış, ahiret yurdu için yaratılmışlardır. İnsan bu dünyaya, ilim ve amelle insanlığını eğitmek ve ahiret âlemine azık hazırlamak için gelmiştir.
Ahiret Ehli
İslâm, insanlardan dünyayı olduğu gibi tanımalarını; amel ve hareketlerini bu görüşle uyumlu bir hâle getirmelerini istiyor. Dünyayı böyle tanıyan kimseler ona tutulmaz ve gönül vermezler. Onun güzelliğine ve süsüne aldanmazlar. Bu dünyada yaşayıp nimetlerinden ve meşru zevklerinden yararlanırlar; fakat onun tutsağı ve kölesi olmazlar. Allah'ı ve ahiret âlemini hiçbir zaman unutmaz ve daima salih amelle ahiret âlemi için azık hazırlamaya gayret gösterirler. Bu dünyada yaşarlar; ancak kalp gözleriyle daha yüksek ve daha üstün bir ufka bakarlar. Her an, her hal ve her amelde Allah'ı ve ahiret âlemini nazara alırlar. Dünyayı bir tarla olarak görür ve ahiret için bir azık hazırlamaya çalışırlar. Bu dünyanın her şeyinden ahiret âlemi için yararlanırlar; hatta çalışmak, yemek, içmek, evlenmek ve dünyanın diğer işlerinden de ahiret için yararlanırlar. İşte böyle kimseler dünya ehli değil, ahiret ehlidirler.
İbn-i Ebî Ya'fur şöyle diyor: İmam Cafer-i Sadık'a (a.s), "Biz dünyayı seviyoruz" diye arz ettiğimde, İmam (a.s), "Dünyanın mallarıyla ne yapıyorsun?" buyurdu. Ben de "Dünya malıyla evleniyor, hacca gidiyor, onu aileme harcıyor, kardeşlerime yardım ediyor ve Allah yolunda sadaka veriyorum" dedim. Bunun üzerine İmam (a.s), "Bu, dünya değil, bilakis ahirettir" diye buyurdu. [3]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: Ey Allah'ın kulları! Bilin ki, sakınanlar hem gelip geçiveren dünyanın faydalarını elde ettiler ve hem de bir zaman sonra gelecek ahiretin faydalarını elde edecekler. Onlar, dünya ehlinin dünyalarına ortak oldular ama dünya ehli onların ahiretine ortak olamadı. Onlar dünyada en güzel bir konaklayışla konakladılar; en güzel bir yiyişle dünya nimetlerini yediler. Dünyada dünya nimetlerine erenler gibi nasiplerini aldılar... Sonra da ahiret azığıyla varacakları yere vardılar ve en kârlı kazancı elde ettiler. Dünyalarından şüpheli şeylerden çekinmenin tadını aldılar ve gerçekten de ahirette Allah'ın komşuları olacaklarını bildiler. Duaları reddedilmez ve nasipleri azalmaz onların. [4]
Bundan dolayı herhangi bir işle, sanatla, ticaretle, çiftçilikle uğraşmak, yine sosyal makam, mevki ve sorumlulukları kabul etmek, zahitlikle ve ahiret ehli olmakla çelişmemektedir. Bilakis bunlar, ahiret ve Allah'ın rızasını kazanmak yolunda kullanılabilirler.
İmam Ali (a.s) çalışıp rızık kazanmadaki onca ciddiyetiyle birlikte insanların en zahidi ve en takvalısıydı. Hükümeti döneminde geceleri ibadette ağlayarak şöyle buyuruyordu: Ey dünya, ey dünya! Uzaklaş benden! Beni aldatmaya mı gelmektesin? Yoksa beni dilemekte, özlemekte misin? Benim gönlüme girmene ve benim de seni sevmeme imkân yok. Heyhat, sen benden başkasını aldat. Benim sana ihtiyacım yok. Ben seni üç kere boşadım; artık sana dönmeme ve seni almama imkân yok. Ömrün azdır; değerin aşağıdır; dilediğin hordur bence senin. Ah, azığın azlığından, yolun uzunluğundan, yolculuğun uzak ve varılacak yerin pek yüce oluşundan! [5]
Başka bir yerde de şöyle buyuruyor: Semerini sırtına ve yuların boynuna atmışım, ey dünya! Artık benden uzaklaş. Senin pençenden kurtuldum; tuzaklarından çıktım ve yollarından çekildim ben. [6]
İmam Ali (a.s) kalabalık ordusuyla savaşa hazırlandıkları sırada, eski ve değersiz ayakkabısını İbn-i Abbas'a göstererek şöyle buyurdu: Bu ayakkabı, size emir/yönetici olmaktan daha da sevgilidir bana. Ancak gerçeği yaşatmak ve batılı gidermek için bu emirliği kabul ediyorum. [7]
Allah'ın has kulları bu dünyada yaşar, ancak daha yüksek bir ufka bakarlar; onlar ahiret ehlidirler. Diğer insanlar gibi ciddi bir şekilde çalışır; gayret gösterir ve hatta devlet, iktidar, yöneticilik işlerinde de bulunur ve toplumu idare etmekle meşgul olurlar. Fakat bütün bunları Allah'ın rızasını kazanmak ve vazifelerini yerine getirmek için yaparlar. Allah'ın meşru nimetlerinden yararlanırlar ama aynı zamanda dünyayı üç kere boşamış ve dünya sevgisini kalplerinden dışarı atmışlardır. Savaşırlar; ancak emir ve hükümdar olmak için değil, hakkı savunmak ve adaleti uygulamak için.
Dünya Ehli
Ancak dünyayı olduğu gibi tanımayan kimse, dünyaya ve dünya hayatına sanki yaratılışın asıl hedefi buymuş “hesap, kitap ve ahiret yurdu” diye bir şey yokmuş gibi sarılıverir; mal, mülk, kadın, evlat, makam ve mevkiin esiri olur ve onlara gönül verir. Dünya hayatını sıkıca tutup, gönül kaptırır ona. Ahiret hayatını ve Allah'ı unutur; manevî değerlere gözünü kapatır; hayvanî istekleri temin etmeyi ve dünyevî lezzetlerden alabildiğine yararlanmayı gaye edinir. Böyle bir kimse dünya ehlidir. Fakir olması veya zengin ve mevki sahibi olmaması bir şeyi değiştirmez.
Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:
Onlar dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise, gafildirler. [8]
Başka bir surede de şöyle buyuruyor:
İşte bunlar, ahirete karşı dünya hayatını satın alanlardır. [9]
Diğer bir surede ise, şöyle buyuruyor:
Ahiretten vazgeçip de dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama ahirettekine göre bu dünya hayatının yararı pek azdır. [10]
Yine şöyle buyuruyor:
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve bizim ayetlerimizden habersiz olanlar, işte bunların kazanmakta olduklarından dolayı barınma yerleri ateştir. [11]
İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: İnsanın Allah'tan en uzak olduğu hâli, midesinin ve şehvetinin isteklerini temin etmekten başka bir hedefi olmadığı vakittir. [12]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: Dünyaya gönül veren kalbe takvanın girmesi haramdır. [13]
Dünya yerilmişse, aldatıcı, yanıltıcı ve meşgul edici olduğu içindir. Kendini güzel ve tatlı gösterip insanı meşgul ettiği, Allah'ı anmasına ve ahiret için azık toplamasına engel olduğu içindir. Dünya, insanların uyanık olması, onun hilelerine aldanmamaları, kendilerini ona esir, köle etmemeleri ve ona gönül vermemeleri için kötülenmiş ve ifşa edilmiştir.
Kötülenmiş olan şey Allah'ın nimetleri değil, dünyaya gönül vermek; yaratılışın hedefini unutmak ve ebedî ahiret hayatından gaflet etmektir.
Dünya Ehli ve Ahiret Ehli
Bundan dolayı dünyada, ahiret için çalışan kimse ahiret ehlidir ve dünya için çalışan kimse de dünya ehlidir.
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: İnsanlar dünyada ikiye ayrılırlar: Birincisi, dünyada dünya için çalışan kimsedir. Dünya onu meşgul etmiş ve ahiretten alıkoymuştur. Evlatlarının kendisinden sonra fakir olmalarından korkar; ancak önündeki (ahiretteki) fakirlikten korkmaz. Ömrünü başkalarına fayda vermek için harcar. İkincisi, dünyada dünyadan sonrası için çalışan kimsedir. Rızkı da ona zahmetsiz ulaşır. Yani dünya ve ahiretten nasibini alır ve her iki dünyaya sahip olur. O, Allah'ın yanında haysiyetli ve saygılıdır. Onun Allah'tan istediği her şey kabul olur. [14]
Yine şöyle buyurmaktadır: Dünya karar kılınacak yurda geçittir ve insanlar ise, orada iki bölüktür: Bir bölüğü kendilerini satar ve helak olur. Bir bölüğü canlarını satın alır ve azat eder. [15]
Dünya ehliyle ahiret ehlinin farkı, zenginlik ve fakirlikte, dünya işleriyle meşgul olup olmamasında, sosyal sorumlulukları kabul edip etmemesinde, toplumda yaşamasında veya inzivaya çekilmesinde, alış-verişle uğraşmasında veya ilim tahsil etmesinde, kitap yazıp tedris etmesinde, vaaz ve hitabette bulunmasında, dünya nimetlerinden yararlanıp yararlanmamasında, dünyevî bir makam ve mevkie sahip olup olmamasında değildir.
Temel fark, dünyaya mı, yoksa ahirete mi eğilimli olmasında; dünya hayatına mı, yoksa ahiret hayatına mı gönül vermesinde; dünyaya mı, yoksa Allah'a mı yönelmesinde; yaşamaktan hedefinin hayvanî heves ve istekleri temin etmek mi, yoksa insanî fazilet ve değerleri elde etmek mi olduğundadır. Hatta dinî ilimleri tahsil etmek, ders vermek, kitap yazmak, imamlık, vaaz vermek ve hitabette bulunmak bile, eğer insanı kendisiyle meşgul eder ve Allah'ı anmaktan ve ahiret saadetini temin etmekten alıkoyarsa, dünya sayılır. Hatta inzivaya çekilmek ve dünyada zahit olup ibadetle meşgul olmak bile, eğer Allah'tan başkası için olursa, dünya sayılır.
Ahiret ehli olanların hepsi aynı seviyede olmadığı gibi, dünya ehlinin de hepsi aynı seviyede değildir. Dünya ehlinin bazıları tamamen dünyaya eğilimlidirler ve bütünüyle Allah'tan ve ahiret yurdundan gafildirler. Böyle kimseler, dünyanın kölesi olmuşlardır. Bunlar “Dünyaperest” diye tanınırlar. Bunun karşısında bazıları da Allah'ın muhlis kullarıdır ki, bütün teveccühleri Allah'a ve ahiret âleminedir. Allah'ın rızasını kazanmak dışında onların hiçbir hedefi yoktur.
Birbirinin karşısında olan bu iki grubun arasında birçok derece farklıkları vardır. İnsan dünyaya olan eğilimine göre dünya ehli olup Allah'tan uzaklaşır. Allah'ı ve ahiret âlemini ne kadar anarsa, dünyayı o kadar terk etmiş olur. Başka bir deyişle dünya ehli ve ahiret ehli olmak izafî ve nispî şeylerdir.
Ayetullah İbrahim EMİNÎ
-----------
[1]- Nehcü'l-Belâğa, Hutbe: 132.
[2]- Nehcü'l-Belâğa, Hutbe: 173.
[3]- Biharu'l-Envar, c.73, s.63.
[4]- Nehcü'l-Belâğa, Mektup: 27.
[5]- Nehcü'l-Belâğa, Hikmetli Sözler: 77.
[6]- Nehcü'l-Belâğa, Mektup: 45.
[7]- Nehcü'l-Belâğa, Hutbe: 33.
[8]- Rûm, 7.
[9]- Bakara, 86.
[10]- Tevbe, 38.
[11]- Yûnus, 7-8.
[12]- Biharu'l-Envar, c.73, s.18.
[13]- Gureru'l-Hikem, s.383.
[14]- Nehcü'l-Belâğa, Hikmetli Sözler: 269.
[15]- Nehcü'l-Belâğa, Hikmetli Sözler: 133.