Bugun...


Kur’an ve Hadis Açısından Dilin Günahları ve Afetleri
Tarih: 17-09-2026 11:43:18 Güncelleme: 17-09-2026 11:43:18 + -


Dil, beraberinde birçok âfeti de taşıyan ilâhî nimetlerden biridir; eğer insan bu âfetlerden sakınmazsa, helâke ve yok oluşa sürüklenir…

facebook-paylas
Tarih: 17-09-2026 11:43

Kur’an ve Hadis Açısından Dilin Günahları ve Afetleri

Bismillahirrahmanirrahîm

 

Dil, beraberinde birçok âfeti de taşıyan ilâhî nimetlerden biridir; eğer insan bu âfetlerden sakınmazsa, helâke ve yok oluşa sürüklenir. Bu sebeple dilin âfetlerinden ve günahlarından sakınmak, Kur’an-ı Kerim’in âyetlerinde ve Ehl-i Beyt’in (a.s) rivayetlerinde defalarca hatırlatılmıştır. “Gıybet, yalan, münakaşa, iftira ve sövme” dilin en önemli âfetlerindendir; bunları aşağıda kısaca ele alacağız.

 

Dil, Âfetlerin ve Günahların Kaynağıdır

Her ne kadar çok konuşmak kendi başına günah olmasa da akıllıca bir davranış da değildir; çünkü çok konuşmakla “hata yapma ve gıybet, yalan, iftira” gibi günahlara düşme ihtimali artar. Bu sebeple mümin kişinin gerektiği kadar konuşması ve boş konuşmak yerine dilini Allah’ı zikirle meşgul etmesi tavsiye edilmiştir.

 

Mümin kimse, Kur’an’da ve hadiste “dilin âfetleri” olarak bildirilen hususlara dikkat ederek kendisini günah ve ilâhî isyan çukuruna düşme tehlikesinden uzak tutar.

Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Ne mutlu o kimseye ki, dilinin fazlasını tutar ve malının fazlasını infak eder.” [1]

 

Bir başka rivayette Hz. Peygamber (s.a.a), “dilin tehlikeleri” hakkında şöyle buyurur:

“İnsanları, dillerinin biçtikleri dışında, yüzüstü ateşe düşüren başka bir şey mi vardır?” [2]

 

İşte bu tehlikeler sebebiyle Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde dilin âfetlerinden çokça söz edilmiş; Allah-u Teâlâ ve Ehl-i Beyt (a.s) bizi bunlardan sakındırmıştır.

 

Dilin En Yaygın Âfetlerinden Bazıları

 

1. Gıybet

“Gıybet”, hakkında uyarıcı âyet ve rivayetlerin bulunduğu dil âfetlerindendir. Kur’ân-ı Kerîm gıybet hakkında dikkat çekici bir ifade kullanır ve onu ölü kardeşinin etini yemeye benzetir:

“Birbirinizin gıybetini yapmayın; sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi?!” [3]

 

İmam Rızâ (a.s) şöyle buyuruyor:

“Mümin kardeşinin gıybetini yapan kimse lânetlenmiştir, lânetlenmiştir.” [4]

 

“Gıybet”, dilin en karmaşık âfetlerinden biridir. Gıybet, yalnızca gıybet edilen kişinin gizli günahını açığa çıkarmak değildir; aksine onun günah niteliği taşımayan gizli bir kusuru açığa çıkarılırsa da gıybet sayılır. Örneğin bir kimsenin kulaklarından biri sağırsa, siz bunu biliyorsanız ve bu bedensel kusurdan haberi olmayan bir topluluğa bunu anlatırsanız ve o kişi de onların bu kusuru öğrenmesini istemiyorsa, gıybet etmiş olursunuz.

Veya birinin çocuğu uyuşturucuya bağımlı olur ve insanlar bundan haberdar değilse, siz bilgi sahibi olduğunuz hâlde o topluluğa çocuğunun bağımlılığını söylerseniz gıybet sayılır. Çünkü bu yalnızca çocuğun gıybeti değil, aynı zamanda babanın da gıybeti sayılır.

 

Ayrıca gıybet bazen kişinin kendisi veya ona bağlı kişiler hakkında değil, onun malları hakkında olur. Mesela “Falancanın evi çok pistir” demen gibi. Bu söz, bunu bilmeyen kimselerin yanında gıybet sayılır.

 

Gıybetin Kötü Etkileri

Dilin en kötü âfetlerinden sayılan gıybet için Ehl-i Beyt’in (a.s) rivayetlerinde birtakım sonuçlar bildirilmiştir. Bunlardan biri olarak Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor:

“Kim Müslüman kardeşinin gıybetini yaparsa, orucu boşa gider ve abdesti bozulur. Eğer bu hâl üzere ölürse, Allah’ın haram kıldığını helal saymış olarak ölür.” [5]

 

Dolayısıyla Kur’an’da ve hadiste dilin âfetleri olarak bildirilen şeyler, bazen insanın sevaplarının yok olmasına ve azaba uğramasına sebep olur. Nitekim gıybetin yalnızca kendisi büyük bir günah olmakla kalmaz; “oruç ve abdest” gibi iyi amelleri de yok eder. Bu yüzden gıybete, dilin en uğursuz âfetlerinden biri olarak dikkat etmek gerekir.

 

Gıybet Meclisinde Bulunmanın Yasaklığı

Dilin âfetleri konusunda dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan biri, dilin sürçme ihtimalinin daha yüksek olduğu ortamlardan uzak durmaktır. Bu ortamlardan biri de gıybet meclisidir. Hz. Resulullah (s.a.a) bu konuda şöyle buyuruyor:

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, içinde bir Müslümanın gıybetinin yapıldığı mecliste oturmaz.” [6]

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse…” ifadesi birçok rivayette geçmiş ve ardından bir işin yapılması veya terk edilmesi bildirilmiştir. Bu ifade, o rivayette tavsiye edilen işin imanın kesin göstergelerinden olduğunu gösterir. Dolayısıyla imanın göstergelerinden biri, gıybet yapılan bir meclise katılmamaktır. Mümin kimse, dilin âfetlerinden biri olan gıybetten sakınarak kendisini küfürden ve imansızlıktan korur.

 

Gıybet ile Bühtan (İftira) Arasındaki Fark

Kur’an’da ve hadiste dilin âfetlerine baktığımızda, bunların bazı farklarını da öğreniriz. İmam Kâzım (a.s), her ikisi de dilin âfetlerinden ve büyük günahlardan olan “gıybet ile bühtan” arasındaki farkı şöyle açıklar:

“Kim bir kimseyi arkasından, onda bulunan fakat insanların bilmediği bir şeyle anarsa, onun gıybetini yapmıştır. Kim de onu, onda bulunmayan bir şeyle anarsa, ona bühtan etmiştir.” [7]

 

Gıybetin yorumlanmasında bazen hataya düşülür. Örneğin gıybet eden kimse, “kötülükten sakındırma” kabilinden uyarıldığında şöyle der: “Söylediklerim onun vasıflarındandır!” Böyle bir kimse, gıybetin, gıybet edilen kişide mevcut olan ve gizli kalan kusurun dile getirilmesi olduğunu fark etmez; eğer o kusur onda yoksa aslında ona iftira atmış olur.

 

2. Yalan

Dilin En Kötü Âfetlerinden Biri

Dilin diğer âfetlerinden biri de yalan söylemektir. Allah, Kur’an âyetlerinde bu dil günahını küfür ve ilâhî âyetleri inkâr sınırına koyar:

“Yalanı ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlar uydurur; işte onlar, yalancıların ta kendileridir.” [8]

Her ne kadar âyetin konusu Allah’a ve Hz. Peygamber’e (s.a.a) yalan ve iftira ise de yalanın çirkinliği bu âyette özet olarak ortaya konmuştur. [9]

 

Yalan, Bütün Kötülüklerin Anahtarıdır

İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyuruyor:

“Allah Azze ve Celle kötülükler için kilitler koymuş, o kilitlerin anahtarlarını içki yapmıştır; içkiden daha kötüsü ise, yalandır.” [10]

 

Yalan, dilin en kötü âfetlerinden biridir; çünkü hiçbir günah yalan olmadan işlenmez. Örneğin malını satarken hile yapmak isteyen kimse, yalan söylemeden amacına ulaşamaz; çünkü malın sağlam olduğunu iddia ederek sağlam olmayan malı müşteriye satar. Aldatma, hıyanet, insanların malını yeme, temiz insanları kandırma ve yine dilin âfetlerinden olan diğer günahlar, yalan olmadan gerçekleşmez.

 

Dolayısıyla yalan da içki gibi günahların anahtarıdır; hatta ondan daha kötüdür. Çünkü içki içen, içkiyi içtikten sonra aklını kaybeder ve bilinçsizce günah işler; oysa yalancı, aklı başında ve bilinçli olarak bu günahları işler ve kendisini masiyete bulaştırır.

 

Yalan, İmanın Harap Olmasına Sebep Olur

Yalan, dilin en yaygın âfetlerinden biri olarak kişinin imanı üzerinde yıkıcı bir etkiye sahiptir. İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s) nakledilen bir başka rivayette şöyle buyrulur:

“Yalan, imanın harap olmasına sebep olur.” [11]

 

Rivayete göre yalan, imanın harap olmasına yol açar; çünkü yalancının güçlü bir imanı yoktur, Allah’ı “rızık veren” olarak bilmez ve yalana başvurmakla rızkının artacağını zanneder. Böyle biri, kendisini koruyanın Allah olduğunu bilmediği için yalanla kendini korumaya çalışır.

 

İmam Rızâ (a.s) şöyle buyurur:

“Hz. Resulullah’a (s.a.a) şöyle soruldu: ‘Mümin korkak olabilir mi?’ Buyurdu: ‘Evet.’ Yine şöyle soruldu: ‘Mümin cimri olabilir mi?’ Buyurdu: ‘Evet.’ Yine soruldu: ‘Mümin çok yalancı olabilir mi?’ Buyurdu: ‘Hayır, olamaz.’” [12]

Bu değerli rivayetin mesajı şudur: İman, yalanla bağdaşmaz. Sürekli yalan söyleyen ve yalana bulaşan kimse mümin değildir.

 

“Yalan”, dilin âfetlerinden bir âfet olarak “imana aykırı bir şey” diye anılır. Bu içerik, çeşitli rivayetlerde tekrar edilmiştir. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurur:

“Yalandan sakının; çünkü o, imana aykırıdır.” [13]

 

Yine o Hazret’ten nakledilen bir başka rivayette şöyle buyrulur:

“İmanın alâmet ve nişanesi şudur: Senin aleyhine olsa bile doğru sözü, senin lehine olan yalana tercih etmendir.” [14]

 

Bu rivayetlerden doğru şekilde şu sonuca varılabilir: Yalan, dilin âfetlerinden bir âfettir; imanı ortadan kaldırır ve insanı dinsizliğe ve imansızlığa yaklaştırır.

 

3. Merâ (Tartışma ve Çekişme)

Dilin diğer âfetlerinden biri de “merâ” (Tartışma ve Çekişme)dir. Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

“Tartışma ve Çekişmeden ve husumetten sakının; çünkü bunlar, kardeşlere karşı kalpleri hastalandırır ve üzerlerinde nifak bitirir.” [15]

“Merâ”, iki kişinin birbiriyle tartışması ve işlerinin çekişmeye, husumete, taraflarda şüphe ve tereddüt oluşturmaya ve üstünlük kurmaya varmasıdır. Bu iş İslâm’da haramdır ve dilin âfetlerinden sayılır.

 

Hz. Ali (a.s), yukarıda geçen rivayette “merâ” için iki önemli kusur sayar: Birincisi, kalp ve ruh hastalığına yol açması; diğeri ise, nifaka sebep olmasıdır. Çünkü merânın etkilerinden biri, hakkın insana örtülü hâle gelmesidir. Zira “merâ” eden kimse kendi sözünü kabul ettirmekte ısrar eder ve bu durum, batıl sözünü giderek kendisinin de doğru kabul etmesine yol açar; bu tutum da zamanla ruh hastalığına sebep olur.

Ayrıca “merâ”, birçok durumda yanlış ve kaba sözlere, hakarete, cürete, husumete, düşmanlığa ve kindarlığa varır; bunlar da ruhsal ve psikolojik hastalıklara zemin hazırlar.

 

Genel olarak rivayetlerde “merâ”, dilin âfetlerinden sayılmış ve hak insandan yana olsa bile terk edilmesi emredilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyuruyor:

“Kul, haklı olsa bile merâyı (tartışmayı) bırakmadıkça imanın hakikatini tamamlayamaz.” [16]

İmanın alametlerinden biri, kişinin haklı olsa bile cedeli ve tartışmayı terk etmesidir.

 

Tartışma ve konuşma, tarafların hakkı araması şartıyla iyidir; ancak kişiler kendi sözlerini kabul ettirme peşinde olursa, bu yalnızca faydasız olmakla kalmaz, aynı zamanda bedbahtlığa sebep olur ve gerçeklerin ve apaçık şeylerin inkârına yol açar.

Kur’an-ı Kerim’de de Allah, Hz. Peygamber’den (s.a.a), Allah’ın âyetlerini alaya alan ve “merâ” ile boş cedel peşinde olanlarla konuşmamasını ister:

“Âyetlerimiz hakkında ileri geri konuşanları gördüğün zaman onlardan yüz çevir.” [17]

 

Dolayısıyla Kur’an’da ve hadiste terk edilmesi emredilen dilin en kötü âfetlerinden biri, “merâ” ve boş cedeldir. Elbette şuna dikkat etmek gerekir ki cedel, eğer doğru bir yöntemle ve hakkı ispat için olursa, boş tartışma ve çekişmeye varmadığı sürece uygun ve güzeldir.

 

4. İftira ve Söylenti Yayma

Dilin diğer âfetlerinden biri de “iftira atmak ve söylenti yaymak”tır. İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Kim bir mümin hakkında, iki gözünün gördüğünü ve iki kulağının işittiğini başkalarına anlatırsa, Allah Azze ve Celle’nin şu sözünün kapsamına girer: ‘Müminler arasında çirkin sözlerin yayılmasını sevenler için dünyada ve ahirette can yakıcı bir azap vardır.’ [18][19]

 

Rivayette kendisine dayanılan âyet, söylenti yaymakla ilgilidir. Hz. Peygamber (s.a.a) ve Müslümanlarla doğrudan mücadeleden korkan ve askerî savaşla bir yere varamayacaklarını bilen münafıklar, söylenti yaymaya yöneldiler. Uydurdukları ve bütün Medine’ye yaydıkları söylentilerden biri de Hz. Peygamber’in (s.a.a) bazı eşlerine yaptıkları çirkin ve asılsız iffetsizlik isnadıydı. Allah, bu söylentiyle ciddi şekilde mücadele etmek için Nûr Sûresi’nin baş taraflarında yaklaşık yirmi âyeti Peygamber-i Ekrem’e (s.a.a) indirdi; onları şiddetle kınadı ve ceza ile tehdit etti.

 

Bu rivayet, “gördüğünüz ve işittiğiniz her şeyi nakletmeyin; yalnızca size sabit olan ve doğruluğuna kesin olarak inandığınız şeyi nakledin” diye vurgular. Aslında rivayetin anlamı şudur: Yalnızca yalan olduğu bilinen veya doğruluğu şüpheli olan şeyi değil, gözünüzle gördüğünüz ve kulağınızla işittiğiniz şeyleri de nakletmeyin; meğer ki doğruluğuna tam olarak güvenmiş olasınız. Çünkü söylentilerin pek çok bozgunculuğu vardır; bunların bir kısmını biz biliriz, Allah-u Teâlâ ise, hepsini daha iyi bilir.

Ne yazık ki çağımızda dilin en yaygın âfetlerinden biri, “müminlere iftira atmak ve sanal ortamda asılsız söylentiler yaymak”tır. Bu tür işler başkalarına hakarete yol açar; bu da son derece kınanmış ve çirkindir.

 

Ebû Hamza es-Sümâlî der ki: İmam Cafer-i Sâdık’tan (a.s) şöyle buyurduğunu işittim:

“Bir adam mümin kardeşine ‘öf’ derse, onun velayetinden çıkar. ‘Sen benim düşmanımsın’ derse, ikisinden biri kâfir olur. Allah, mümin kardeşine karşı içinde kötülük besleyen hiçbir müminden amel kabul etmez.” [20]

 

Müslüman bir kimse, Müslüman kardeşine “öf” dediğinde (en küçük bir hakarette bulunduğunda) onun velayetinden çıkar. Eğer “Sen benim düşmanımsın” derse, o ikisinden biri kâfir olur. Allah, başka bir mümine karşı kalbinde kötü niyet ve kötü düşünce taşıyan hiçbir müminden amel kabul etmez.

 

Bu rivayette üç husus vurgulanmıştır:

1. Müslüman kardeşe en küçük hakaret ve rahatsızlık göstermek, eğer şer‘î bir izin ve gerekçe olmadan yapılırsa, aralarındaki velayetin ortadan kalkmasına sebep olur. Bu velayet, Allah-u Teâlâ’nın Müslümanlar ve müminler arasında kıldığı velayettir.

2. Müslümanlardan biri bir başka Müslümana “Sen benim düşmanımsın” derse, yani “inanç ve din konularında benim düşmanımsın” derse, aslında ona “küfür ve dinden dönme” isnat etmiş olur. Bu da onlardan birinin kâfir olduğunu gösterir; çünkü söyleyenin sözü doğruysa, karşıdaki kâfirdir; eğer yanlışsa, kendisi kâfirdir; zira başkasına küfür isnat etmiştir.

3. Sadece başkalarına hakaret etmek ve onlara asılsız isnatlarda bulunmak caiz değil, aynı şekilde diğer müminler hakkında kötü niyet beslemek ve kötü düşünce taşımak da caiz değildir ve insanın iyi amellerinin kabul edilmesine engel olur.

 

5. Kötü Konuşma ve Sövme

Dilin diğer âfetlerinden biri de kötü konuşma ve sövmedir. İslam Peygamberi (s.a.a), çirkin sözlüleri kınar ve şöyle buyurur:

“Allah kullarının en kötüsü, kötü sözü yüzünden kendisiyle oturmaktan hoşlanılmayan kimsedir.” [21]

İnsanın dilinin, insanların onunla dostluk ve arkadaşlık etmekten hoşlanmayacakları, düşmanlarının ise onun karşısında onurlarından ve itibarlarından endişe edecekleri ölçüde incitici ve kötü sözlü olması ne çirkindir. İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Kötü söz, cefadandır; cefa ise, ateştedir.” [22]

Kötü konuşmak cefadır; cefa eden de ateştedir.

 

Allah, Kur’an-ı Kerim’de Müslümanları putlara sövmekten de sakındırır ve şöyle buyurur:

“Allah’tan başka yalvardıkları şeylere sövmeyin.” [23]

 

Dolayısıyla düşmanlara sövmek, dilin afetlerinden biri olduğu için, yalnızca mümin ve Müslümanlara karşı caiz olmamakla kalmaz; Allah-u Teâlâ, bu hoş olmayan davranışın kâfirlere ve onların Allah’tan başka edindikleri ilahlara karşı yapılmasını dahi caiz görmemektedir.

 

Özet

Dilin âfetleri, Kur’an âyetlerinde ve Ehl-i Beyt’in (a.s) rivayetlerinde şiddetle yasaklanmıştır. Gerçek mümin, dilini her zaman korumalı ve onu Allah’ı anmakla ve güzel sözlerle meşgul etmelidir ki âfetlerinin şerrinden güvende kalsın. Dilin âfetleri, “gıybet, yalan, merâ (tartışma), iftira ve sövme” gibi birçok konuyu kapsar. Bunların her biri Kur’an ve rivayetler açısından kısaca incelenmiştir.

 

 

 

---------------

[1]- Verrâm, Tenbîhü’l-Havâtır ve Nüzhetü’n-Nevâzır, c. 1, s. 108.

[2]- Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 1, s. 150.

[3]- Hucurât / 12.

[4]- Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 71, s. 236.

[5]- Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 73, s. 363.

[6]- Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 72, s. 246.

[7]- Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 72, s. 245.

[8]- Nahl / 105.

[9]- Mekârim Şîrâzî, Tefsîr-i Nümûne, c. 11, s. 411.

[10]- Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 76, s. 139.

[11]- Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 69, s. 247.

[12]- Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 69, s. 262.

[13]- Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 75, s. 9.

[14]- Meclisî, Bihâru’l-envâr, c. 64, s. 314.

[15]- Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 2, s. 139.

[16]- Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 2, s. 138.

[17]- En‘âm / 68.

[18]- Nûr / 19.

[19]- Bihâru’l-Envâr, c. 72, s. 240.

[20]- Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 72, s. 166.

[21]- Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 1, s. 150.

[22]- Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c. 75, s. 309.

[23]- En‘âm / 108.




Bu haber 240 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MANEVİYAT Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI