|
Tweet | Tarih: 07-07-2025 14:58 |
…
Ehl-i Sünnet’in Aşura Hadisesine Bakışı
Ehl-i Sünnet’in Aşura hadisesine yönelik tutumunda iki farklı yaklaşım göze çarpar. Bu yaklaşımlardan ilki, Ehl-i Sünnet’in çoğunluğunu oluşturan mutedil (ılımlı) ve Ehl-i Beyt’i (a.s) seven kesimdir. İkinci grup ise, Emevîler'in ve Yezid b. Muaviye'nin izinden giden, Ehl-i Beyt’e (a.s) ve İmam Hüseyin’e (a.s) olumlu bir bakış açısına sahip olmayan, hatta “Ehl-i Beyt’e (a.s) düşmandırlar” denilebilir. Günümüzde bu ikinci grup, İslam dünyasında “Selefîlik ve Vahhabilik” şeklinde tanınmaktadır.
Ancak mutedil Ehl-i Sünnet hakkında şu ifade edilebilir: Bu grup, Aşura vakasından dolayı derin bir üzüntü duymakta ve bu elim olaydan hoşnutsuzluk ifade etmektedir. Olayın faillerini kınamakta, hatta zaman zaman lânetlemektedir. Bu kesimin Aşura’ya dair tutumunu, aşağıda zikredilen bazı rivayetlerden anlamak mümkündür:
Ehl-i Sünnet âlimleri, Hz. Peygamber’den (s.a.a) İmam Hüseyin’in (a.s) şehadeti hakkında çeşitli rivayetler aktarmışlardır. Bu rivayetlerden biri şöyledir: “Bir gün küçük yaşlardaki Hüseyin (a.s), Hz. Peygamber’in (s.a.a) sırtında ve boynunda oynarken, Cebrail geldi ve Hz. Peygamber’e (s.a.a) şöyle dedi: ‘Onu seviyor musun?’ Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdu: ‘Evet’ Cebrail dedi ki: ‘Ümmetin onu öldürecek.’ Ardından Cebrail, Hz. Peygamber’e (s.a.a) İmam Hüseyin’in (a.s) şehit edileceği yeri gösterdi ve oradan bir avuç kırmızı toprak alarak Ümmü Seleme’ye verdi...” [1]
Yine Ehl-i Sünnet kaynaklarında Aşura günü ve sonrasında yaşanan olaylara dair başka rivayetler de aktarılmıştır. Bu rivayetlerden birinde şöyle denilmektedir: “Hüseyin b. Ali (a.s) şehit edildiğinde, gökyüzünün ufukları aylar boyunca kırmızıya bürünmüştü; bu kırmızılık, göklerin onun için ağladığına işaret etmektedir.” [2]
Ehl-i Sünnet’in çoğu müfessiri, “Gök ve yer onların ardından ağlamadı” [3] ayetinin tefsiri bağlamında bu rivayeti aktarmıştır. [4]
İbn Ebî Hâtim’in tefsirinde şu ifadeye yer verilir: Dünya yaratıldığından beri gök hiçbir kimse için ağlamamıştır; yalnızca iki kişi bunun istisnasıdır: Biri Yahyâ b. Zekeriyyâ ve diğeri ise, Hüseyin b. Ali’dir. Zeyd b. Ziyad’dan aktarıldığına göre, İmam Hüseyin (a.s) şehit edildiğinde göklerin ufukları dört ay boyunca kırmızıya bürünmüştü. Atâ’dan da şöyle nakledilmiştir: Göklerin ağlaması, gökyüzünün etrafının kırmızıya dönmesidir. [5]
Taberânî, Muhammed b. Humeyd Cehmî’nin, İmam Hüseyin’in (a.s) şehadetiyle ilgili olarak Ebu Cehm soyundan gelen Zeyneb binti Akil b. Ebî Tâlib’e nispet edilen şu şiiri okuduğunu nakletmektedir:
Söyleyin bakalım, eğer Peygamber (s.a.a) size şöyle derse ne cevap vereceksiniz:
‘Siz ey ümmetlerin sonuncusu! Benim Ehl-i Beytim, dostlarım ve soyum hakkında ne yaptınız?
Bir kısmını esir aldınız, bir kısmını ise kanlara bulayarak şehit ettiniz!
Ben sizi samimiyetle uyarmışken, bana karşılık olarak akrabalarıma bu muameleyi mi reva gördünüz?’” [6]
Ehl-i Sünnet'in rivayet kaynaklarında belirtildiği üzere, İslam ümmeti, Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) Ehl-i Beyti karşısında bir imtihana tabi tutulmuştur. Zira Hâlid b. Arfate’nin nakline göre, Hz. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Yakında sizler, benden sonra Ehl-i Beytim konusunda imtihana tabi tutulacaksınız.” [7]
Bu imtihan ve bela, tarih boyunca devam edecek olup, nasıl ki Aşura günü birçok Müslüman bu sınavla karşı karşıya kalmış ve ancak az sayıda kişi bu imtihandan başarıyla çıkabilmişse, günümüzde de Müslümanlar bu hadise karşısındaki tutumlarıyla hâlâ sınanmaktadır. Bu bağlamda, kim İmam Hüseyin’e (a.s) ve Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) ailesine duyduğu sevgi sebebiyle bu olaydan dolayı üzüntü duyuyor ve bu musibete neden olanları, bu pak ve temiz aileye zulmedenleri reddediyor ve onlardan yüz çeviriyorsa, bu kimseler imtihanı başarıyla geçmiş sayılır. Ancak bu elim hadise karşısında kayıtsız kalanlar veya Yezid ve yandaşlarını destekleyenler, kesinlikle Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) ümmeti için koyduğu bu sınavda başarısız olmuş ve kıyamet gününde Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) huzurunda mahcup ve perişan olacaklardır.
Bu sebepledir ki, Ehl-i Sünnet’in önde gelen kelam âlimlerinden olan Taftazânî şöyle demektedir: “Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) Ehl-i Beyti’ne yapılan zulüm asla gizlenemez. Zira bu zulüm öylesine büyük bir bedbahtlık ve şiddet içermektedir ki, cansız varlıklar ve dilsiz hayvanlar dahi buna tanıklık etmektedir. Neredeyse yer ve gök bu zulüm karşısında ağlayacak, dağlar yerinden kopacak, taşlar parça parça olacaktı. Öyleyse Allah’ın lâneti, bu zulmü gerçekleştirenin, ona rıza gösterenin ya da ona katkı sunanın üzerine olsun. Âhiret azabı ise, daha çetin ve daha kalıcıdır.” [8]
Dolayısıyla denilebilir ki, her ne kadar halkın büyük kısmı Kerbelâ ve Aşura hakkında yeterli bilgiye sahip olmasa da, Ehl-i Sünnet’in bilinçli ve âlim kesimi Aşura hadisesinden dolayı mahzun ve yas içindedir. Bu sebeple Ehl-i Sünnet’in bazı bölgelerinde görülmüştür ki Aşura günü İmam Hüseyin (a.s) için matem meclisleri düzenlenmektedir. Ancak bu tür toplantılar, çeşitli sebeplerden dolayı Ehl-i Sünnet coğrafyasında yaygınlık kazanamamıştır.
Vahhâbî mezhebi ise, Emevî siyasetini -özellikle Yezid b. Muaviye’yi- esas alarak, Aşura gününde yas tutmayı, matem meclisleri düzenlemeyi ve bugünle ilgili konuşmalar yapmayı haram ve bid’at olarak değerlendirmektedir. Hatta bu bakış açısı daha da ileriye giderek, Aşura gününü “mübarek bir gün” olarak telakki eder. Bugünü “kutlama, tatlı yeme, ev eşyası satın alma, gözlere sürme çekme, temizlik yapma” gibi neş’e ve sevinçle geçirilen bir gün olarak görür. Bu anlayış, ilk olarak Emevî halifesi Abdülmelik b. Mervan döneminde, zalim vali Haccâc b. Yusuf es-Sekafî tarafından, Şiîlere eziyet etmek ve onları aşağılamak amacıyla şekillendirilmiş bir kültürdür. [9] 24 Bugün Aşura gününde yas meclislerine karşı çıkan kimi Sünnî çevrelerin de bu kültürden etkilendiği görülmektedir.
Vahhâbîlerin ve çağdaş Selefîlerin Aşura vakasına ilişkin olumsuz tavırları ve görüşleri, Yezid b. Muaviye’ye olan desteklerine ve onu bu büyük cinayetten aklama gayretlerine dayanmaktadır. Bu sebeple, “Kerbelâ vakasının gerçekleri ortaya çıkmasın ve Yezid ile onun etrafındakiler, taraftarları Müslümanlar nezdinde sorgulanmasın” diye, Aşura günü düzenlenen yas meclislerine engel olmaya çalışmaktadırlar.
Vahhâbîler bununla da yetinmeyip, Aşura gününü matem ve yas günü olarak görmenin bid’at olduğunu ileri sürmekle kalmayıp, bugünü “bayram, süslenme ve sevinç günü” olarak kutlamaktadırlar. Hatta bazıları, İmam Hüseyin’in (a.s) -ki o Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) gözünün nuru ve cennet gençlerinin efendisidir- şehit edilmesini bir nimet olarak görüp “şükür” niyetiyle Aşura günü oruç tutmaktadırlar.
Amr b. Ebî Yûsuf, şöyle aktarmıştır: Ben, Muaviye’nin minberde şöyle dediğini işittim: “Aşura günü bayram günüdür. Dileyen oruç tutar, istemeyen tutmaz; bunda bir sakınca yoktur.” [10]
Makrîzî şöyle aktarıyor: Fâtımîler döneminde Mısır’da, Aşura günü İmam Hüseyin’in (a.s) şehadeti sebebiyle matem ve yas törenleri düzenlenirdi. Ancak Eyyubîler iktidara geldiklerinde, bugünü sevinç ve neşe günü haline getirdiler; ziyafet sofraları kurarak yemekler dağıttılar, hamama gidip temizlendiler ve gözlerine sürme çektiler. Bütün bu uygulamaları, Ali b. Ebî Tâlib’in (a.s) Şiîlerine karşı çıkan ve Aşura’yı bir hüzün günü sayan bu topluma muhalefet amacıyla, Abdülmelik b. Mervan döneminde Haccâc b. Yusuf es-Sekafî’nin Şam ehli arasında başlattığı bir geleneği takip ederek gerçekleştirdiler. [11]
Sekkâf şöyle demektedir: “Bu kadar çok sayıda rivayetle Kerbelâ hadisesini unutturmak istediler; ancak Kerbelâ vakası ihtişamıyla ayakta kaldı ve onlar ise, zelil olup başarısızlığa uğradılar.” [12]
--------
[1]- Ahmed b. Hanbel, Müsned-i Ahmed, c. 3, s. 242; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 9, s. 187.
[2]- Süyûtî, Celâleddîn, ed-Dürrü’l-Mensûr; İbn Kesîr, İsmail b. Ömer, Tefsîru İbn Kesîr, c. 4, s. 143; Taberî, Muhammed b. Cerîr, Tefsîru’t-Taberî, c. 25, s. 124.
[3]- Duhân, 29.
[4]- el-Muhrizu’l-Vecîz fî Tefsîri’l-Kitâbi’l-Azîz, c. 5, s. 73; Tefsîru’l-Begavî, c. 4, s. 152; Tefsîru’t-Taberî, c. 25, s. 124; Tefsîru’l-Kurtubî, c. 16, s. 141; Tefsîru’s-Selebî, c. 8, s. 353; Tefsîru İzz b. Abdüsselâm, c. 3, s. 170.
[5]- İbn Ebî Hâtim, Tefsîru İbn Ebî Hâtim, c. 10, s. 3289.
[6]- Süleyman b. Ahmed b. Eyyûb Ebü’l-Kâsım Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, c. 3, s. 124.
[7]- el-Mu‘cemü’l-Kebîr, c. 4, s. 192.
[8]- Taftâzânî, Sa’duddîn Mesud b. Ömer, Şerhu’l-Makâsıd fî İlmi’l-Kelâm, c. 2, s. 307.
[9]- Verdânî, Sâlih, eş-Şîa fi Mısr min el-İmâm Ali, s. 34.
[10]- San‘ânî, Abdurrezzâk, el-Musannef, c. 4, s. 29, h. 7850.
[11]- Tabesî, Necmeddîn, Aşura Gününde Oruç: Nebevî Sünnet ile Emevî Bid’ati Arasında, s. 137; Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ, c. 4, s. 343.
[12]- Necmeddîn Tabesî, Aşura Gününde Oruç: Nebevî Sünnet ile Emevî Bid’ati Arasında, s. 139.