Bugun...


Seyyid Sinan Boztepe

facebook-paylas
Aleviler Ramazan Orucu Tutmaz mı?
Tarih: 07-04-2021 18:13:00 Güncelleme: 07-04-2021 18:19:00


Yüce ALLAH, Kur’an-ı Kerim’inde şöyle buyurmaktadır; 

“Ramazân ayı ki; İnsanlara yol gösterici, hidayete götürücü, doğruyu-yanlışı birbirinden ayırt edip açıklayan Kur’an, O Ay’da indirilmiştir. Sizden her kim, O Ay’a erişirse oruç tutsun. Kim de hasta olur, yahut seferde bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç(unu) tutsun (kaza etsin). Allah sizin için kolaylık diler, güçlük dilemez...” (Bakara suresi, ayet 185)

Yukarıda mealini verdiğimiz ayet-i kerimede bir kaç husus vardır ki bunlar ilk bakışta dikkat çekmektedir:

1- Kur’an’ın nâzil olduğu ay Ramazân Ay’ıdır.

2- O Ay’a ulaşan oruç tutmalıdır.

3- O Ay’da çeşitli sebeplerden ötürü orucunu tutamayan sonra mutlaka onu tutmalıdır.

4- Allah insanları zora koşan değil, onlara kolaylık dileyendir.

Şimdi insaflıca bir düşünelim;

Bizler, Kur’an’ın nâzil olduğu zaman diliminden yüzlerce yıl, onlarca asır sonra yeryüzüne gelmiş ve İslâm dinini kabul etmekle şereflenmişiz. Aslen çoklarımız, Kur’an Arapça’sına vâkıf olamamış durumdayız. Bizce net anlaşılamayan konuları ancak Kur’an’ın “zikir ehli” tabir ettiği ehil kimselere danışmakla kavrayabileceğimiz apaçık bir gerçek iken, dört maddede özetlediğimiz ayetin meâlini Allah’ın muradına tamı tamına uygun bir şekilde kendi başımıza nasıl anlayacağız?

Hâşâ, Cebrâil’in (a.s) eğittiği, Kur’an’ın kalbine nâzil olduğu Hz Muhammed Mustafa (s.a.a) biz miyiz?

Hz Muhammed’in (s.a.a) yetiştirdiği ve hakkında; “Ben ilmin şehriyim Ali de onun kapısıdır. Şehre girmek isteyen kapıdan gelsin...” buyurduğu İmam Ali (a.s) bizden birisi mi?

Kitâbullâh’ı yüzünden dâhi okumaktan âciz nicelerimiz, Kur’an’ı anlama noktasında kendilerini Ehl-i Beyt İmamlarından (a.s) daha mı yetkin sanıyorlar?

Ya da; Peygamberin (a.s) ve O’nun hak vârislerinin Allah’ın Kitabına ilişkin açıklamaları, devrini doldurmuş açıklamalar mıdır? Bunlar çağımız insanını bağlayıcı deliller değil midir? Yoksa biz kendi kendimizi veya bazı büyüklerimizi (!) nefsimize hoş gelen açıklamalar yaptıkları, yeni oluşan her görüş ve ideoloji ile uyumlu oldukları için, onüçüncü, ondördüncü, onbeşinci, bilmem kaçıncı İmamlar (!) olarak mı kabul ediyoruz?

Sorularımızı doğru bir şekilde anlayıp, kavrayıp, yine de “...Ben bildiğimden şaşmam. Atalarımın yolu ne ise onu uyarım. Gerekirse Oniki İmam’ları (a.s) da çiğner geçerim. Benim için ölçü, içinde bulunduğumuz toplumun değer yargılarıdır, gelenekleridir, görenekleridir, adetleridir, vs...” diyenlere bir sözümüz yoktur. Onlara sadece şunu deriz: “Sizin dininiz/yolunuz size, bizim dinimiz/yolumuz bizedir.”, “...Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz ise sizedir...” (Bakara suresi, ayet 139), “...Allah size selâmet versin, biz cahillerle (sohbet etmeyi) bir olmayı istemeyiz.” (Kasas suresi, ayet 55)

Hani, Peygamberimizin (s.a.a); “Benden sonra Oniki emir (halife) geldiği müddetçe İslâm aziz olacaktır” buyruğuna istinaden Oniki İmam’ı (a.s) Peygamberin halifesi zatlar ve Kur’an’ın gerçek açıklayıcıları olarak kabul ediyorduk?

İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurmuşlardır; “...Hadislerimize kulak veriniz ve bizi yalanlamayınız. Kim her hangi bir konuda bizi yalanlarsa bilsin ki Peygamberi (a.s) de yalanlamış olur. Peygamberi yalanlayan da Allah’ı yalanlamış olur. Allah’ı yalanlayana da Allah şüphesiz ki azâb edecektir...” (Furû-u Kâfî: c: 4 sh: 187)

İmam Cafer Sadık (a.s) buyurdular; “Kim Ramazan Ay’ından bir günün orucunu özürsüz olarak tutmaz ise, imanın ruhu (hakîkati) ondan ayrılır.” (Men lâ yahduruhul fakîh: c: 2 sh: 78, Bıhârul Envâr: c: 96: sh: 372, Vesâilüş Şîa: c: 7 sh: 181)

Yeter artık düşsün maskeler, açılsın çehreler, belirlensin saflar...!

Çıksın artık ortaya; Kim Kur’an’a taraf, kim de yalana? Kim Muhammed’e (a.s) tâbî, kim Ebû Leheb’e? Kim Ali’ye (a.s) bağlı, kim Muaviye’ye? Kim Hüseyin’e (a.s) yoldaş, kim Yezid’e gardaş? Kim Oniki İmam’a (a.s) uyar, kim şeytânla ayar???

İmam Cafer Sadık (a.s) buyurdular; “Allah’ın kitabına göre gökler ve yer yaratıldığından beri Allah katında ayların sayısı onikidir. Oniki ayın efendisi de Allah’ın Ay’ıdır (Şehrullâhtır). O ay da Ramazan Ay’ıdır. Ramazan Ay’ının kalbi de Kadîr gecesidir. Kur’an, Ramazan Ay’ının ilk gecesinde nâzil oldu. Öyle ise, siz de bu ayı Kur’an okumakla (anlamakla-Kur’an’a uygun yaşamakla) karşılayınız.” (Furû-u Kâfî: c: 4 sh: 65-66, Men lâ yahduruhul fakîh: c: 2 sh: 61)

Ey Ehl-i Beyt yolu yolcusu canlar!

Kaynakları ile verdiğimiz bu güvenilir nakillere göre Ramazan Ay’ı orucunun farz olduğu gün kadar aşikâr iken, kalbinde zerre miktarı Kur’ân ve Ehl-i Beyt sevgisi bulunan bir kimsenin, hâlâ; “Ramazan orucu diye bir oruç yoktur. Ramazan orucu bilmem kimlere Allah’ın bir cezasıdır. Bizim orucumuz Muharrem ayında tutulur...” gibi delilsiz, mesnetsiz, isbatsız ve Ehl-i Beyt İmamlarına (a.s) apaçık iftira olan sözleri söylemeleri mümkün müdür?

Kur’an’daki hakikatlerin Peygamberimizin (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamlarının (a.s) tefsir ve açıklamalarıyla nasıl idraklere sunulduğunu gören, okuyan, duyan ve öğrenen insanlarımıza artık hüccet tamam olmuştur. İnat ederek yanlış görüşleri savunmanın bir manası olmadığı gibi insanı büyük bir sorumluluk altına da sokmaktadır.

Bundan böyle; “Ehl-i Beyt’e gönülden bağlı bir Aleviyim” diyen kimse için iki ihtimal söz konusudur:

Kendisine gerçekler ulaştığında;

1- Ya yanlışlarına elveda diyerek doğruyu tasdîk edecek ve çevresini bu doğrultuda aydınlatmaya çalışacak ki bu takdirde gerçekten; “Alevi, Ehl-i Beyt bağlısı, Oniki İmam bendesi bir Müslüman” adını kullanmayı hak etmiş olur.

2- Veya “dediğim dedik, bildiğim bildik” tavrından vazgeçmeyerek yanlışları üzerinde yol almaya devam edecek, hem kendisi sapmış, hem de insanları saptırmış konumda olacak ki, o takdirde de bu kimselerin “Alevi, Ehl-i Beyt Muhibbi, Oniki İmam bağlısı” gibi tertemiz manalar yüklü kavramları kendileri için kullanmaları doğru değildir. Onların, İslam’ın diğer mezheplerine bağlı kardeşlerimize bu yolun bağlılarını yanlış tanıtmaya ve bu güzel kavramları lekelemeye hakları yoktur. Onlar; ya anlayışları, kavrayışları olmayan, kalb gözleri kör, basiretleri kapanmış, kulakları hakka karşı sağır kimselerdir. Veya bu yolun iç düşmanları olan menfaatperest, çıkarcı, Allah, Kur’an ve Ehl-i Beyt gerçeklerinden habersiz, zerre kadar âhiret gününün hesabını düşünmeyen, münafık tabiatlı, alçak kimselerdir.

Alevi âşıklarından “Malatyalı Sadık Baba” (1771–1837) bir şirinde “otuz gün Ramazan orucunun ve namazın” hakk olduğunu şöyle vurguluyor;

“Otuz oruç ile beş vakit namaz

Bunu bilen kişi haramı yemez

Hak âdemde derler bilen söylemez

Âdem için akıl kemâl veç indi.”

(İsmail Özmen: Alevî-Bektaşî Şiirleri Antolojisi; s. 375)



Bu yazı 234 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI