Bugun...


Resül Nur

facebook-paylas
Ğulatın Hadis Uydurma Çabaları
Tarih: 13-09-2019 13:06:00 Güncelleme: 13-09-2019 13:06:00


Günümüzde maalesef doğruların ve yanlışların birbirine karıştığı milyonu aşan hadis ile karşı karşıya kalmış durumdayız. Dini anlama hususunda seçici olmaktan başka bir çare yoktur. Yani doğru hadisleri uydurma hadislerden ayırt etmek gerekmektedir. Bu hususta da en iyi ölçü, ehlibeytin de buyurduğu gibi Kuran-ı Kerim’dir. Kuran ile çelişen hadisler mutlaka uydurmadır ve kabul edilemez.

 Ğulat, bu konuda kendini güvenceye almış ve Kuran tahrif olmuştur deyip onu saf dışı bırakmıştır ve ardından hadis uydurma yönünde yoğun çaba sarfetmiştir. Onların sohbetlerinde sürekli hadis ve rivayet nakledilmektedir. Hepsini de ehlibeytten naklederler. Hatta naklettikleri bazı rivayetler muteber bildiğimiz kaynaklarda geçen hadislerdir. Ancak Kuran’a ve ehlibeytin diğer öğretilerine ters düşen rivayetlerdir. Tarih boyu imamların adına uydurma rivayetler nakletmiş ve bunu kaynaklara yerleştirmişlerdir.

Onların uyguladıkları taktiklerden biri şöyleydi. Mesela İmam Sadık’ın (a.s) öğrencilerinden birine gelerek: “imamdan duyduklarını yazdığın eseri bir günlüğüne emaneten verebilir misin? Ben de faydalanmak istiyorum” deyip o şahsın notlarını alıyorlardı ve götürüp içine kendi istedikleri birkaç sözü ilave ediyorlardı. Defter sahibine geri verdiklerinde zavallı bunun farkına varmadığı için yazdığı her şeyi imama isnat ediyordu ve o defter çoğaldıkça içindeki uydurma sözler de hadismiş gibi yayılıyordu.

İmam Cafer Sadık (a.s), Muğeyre b. Said adında ğulattan olan bir şahıs hakkında şöyle buyurmuştur: “Muğeyre b. Said, babamın ashabının kitaplarına el uzatmış ve babamın söylemediği hadisleri kitabın içerisine yerleştirmiştir. Öyleyse, ilahi takva üzere olun ve Allah’ın sözlerine (Kuran’a) muhalif olan her ne ise reddedin.”[1]

Yunus b. Abdurrahman şöyle der: Irak’ta İmam Bâgır (a.s) ve İmam Cafer Sadık’ın (a.s) ashabı olmuş kimselerle görüştüm. Onlarda olan hadis kitaplarını aldım ve İmam Rıza’ya (a.s) sundum. İmam Rıza (a.s), kitaplarda bulunan mevcut birçok hadisi inkâr etti ve şöyle buyurdu: “Ebu’l Hattab’a lanet olsun, İmam Cafer Sadık’a (a.s) yalan isnat etmiştir. O zamandan bugüne onun takipçileri bu tür uydurma hadisleri İmam Cafer Sadık’ın (a.s) ashabının kitaplarına yerleştirmişlerdir. Öyleyse, Kuran’a ters düşen, çelişen hadisleri kabul etmeyin. Çünkü bizim hadislerimiz Kuran ve sünnete muvafık ve mutabıktır!”[2]

Beşşar b. Şueyri, ğulattandı ve ehlibeyti (a.s) tanıtmada aşırıya gidenlerdendi. İmam Cafer Sadık (a.s) onu kınamış ve şöyle buyurmuştur: “Andolsun Allah’a ki hiç kimse bu fasık gibi Allah’ı küçültememiştir! Kuşkusuz o şeytandır, şeytanın oğludur! O, bizim ashabımızı ve Şialarımızı saptırmak için buralardadır. Öyleyse ona karşı müteyakkız olun. Burada olanlar, olmayanları bu durumdan haberdar etsinler. Şüphesiz ben, Allah’ın kulu ve Allah’ın kulunun oğlu ve O’na kulluk yapmış kadının oğluyum. Dedelerimin sülbünden ve annelerimin rahminden gelmeyim. Muhakkak ki (bir gün) öleceğim ve mecbur edileceğim... Allah’a andolsun ki bu yalancının benimle ilgili söylediği ve bana isnat ettiği yalanlar hakkında bana sorular sorulur. Eyvahlar olsun ona! Neler de söylüyor! Allah onu korkutup, sindirsin! Şu an yatağında nasıl rahatsa, beni de o kadar huzursuz etmiş, uykusuzluğuma neden olmuştur. Bunu neden dediğimi biliyor musunuz? Bu sözü kabrimde rahat ve huzurlu olayım diye size anlatıyorum.”[3]

Hişam b. Hakem, İmam Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Muğeyre b. Said, bile bile babama yalanlar isnat ediyordu. Onun öğrencileri babamın öğrencilerinin kitaplarını emanet olarak alıp ona getiriyorlardı ve o da kitaba, küfre götüren sözler ekleyip o sözleri babama nisbet veriyordu. Sonra da o kitapları geri veriyor ve halk arasında mutlaka yayılması gerektiğini öğütlüyordu. O yüzden babamın öğrencilerinin kitaplarına geçen her türlü ğuluv içerikli söz, Muğeyre b. Said’in uydurmalarıdır.”[4]

Büyük âlim Seyit Murtaza (r.a), Emali kitabında ğulatın ehlibeyt imamları (a.s) adına nasıl hadis uydurduklarından bahseder. Bu kitapta nakledildiği üzere ğulattan olan İbni Ebi’l Evca tutuklandığında imamlar (a.s) adına dört bin hadis uydurduğunu itiraf etmiştir!

Ğulat, sadece ehlibeytin (a.s) faziletleriyle ilgili hadisler uydurmamıştır. Değişik konularda da imamların dilinden hadis uydurmuşlardır. Onların, imamların (a.s) dilinden en fazla uydurdukları hadisler şu alanlardadır:

a) İmamların (a.s) fazileti: İnsanlar ehlibeytin adı geldiğinde itiraz edemediği için, bunu kullanmışlar ve imamların ilmi, yaratılıştaki görevleri ve tarihi gerçekliği olmayan bazı kerametlerin onlara isnat edilmesi gibi bir takım konular hakkında hadisler uydurmuşlardır.

b) Kuran’ın tahrifi: Kuran’ın ayetlerini alakasız anlamlara çekmişler ve hatta Kuran’ın tahrif edildiğini ifade eden hadisler uydurmuşlardır. Ancak Ehlibeytten (a.s) gelen sayısız rivayet, Kuran’ın tahrif olmadığını ve hatta hadislerin doğruluğunun ölçüsü olduğunu bildirmektedir.

c) Tıbbi konular: Hastalıkları tanıma, yiyeceklerin özellikleri, ilaçlar ve sağlıkla ilgili birçok hadisi imamlar (a.s) adına uydurmuşlardır.

d) Ahlak ve ibadetle ilgili konular: Ahlaki konular ve bazı ibadetler hakkında abartılı sevaplar uydurmuşlardır. Çok basit bir iş için şaşılacak şekilde faziletler ve sevaplar belirtmişler ve bunları da imamların (a.s) dilice yazmışlardır.

e) Kelam ve felsefe konuları: Teşbih, hulul, tenasüh… gibi konularda ehlibeyt (a.s) adına hadis uydurmuş ve din ile alakası olmayan yorumlar yapmışlardır.

 

 

HUTBETU’L BEYAN

Ğulatın müfevvize zihniyetli olanları, genellikle Hutbetu’l Beyanı öne sürer ve o hutbeyi sözlerinin delili olarak gösterirler. Hutbetu’l Beyanın İmam Ali (a.s) tarafından irad edildiğini söylerler. İmam Ali’ye (a.s) nisbet verilen bu hutbenin bir bölümünde imam, kendi faziletlerini anlatmış ve bir bölümünde de İmam Mehdi (a.f) ve zuhur döneminden bahsetmiştir.

Bu hutbenin içeriğine bakıldığında mesela şuna benzer ifadeler geçmektedir: “Gökleri ve yeri yaratan benim…” “Rızıkları veren benim…” “Eşi ve benzeri olmayan benim…”

Kısacası ğulatın müfevvize kolunun bütün inançları, bu hutbede var!

Şimdi bu hutbenin gerçekten İmam Ali (a.s) tarafından söylenip söylenmediğine bir bakalım. Hutbenin senedini inceleyip, âlimlerin bu hutbe hakkında ne dediklerine bakıp, ğulatın oyunlarından birinin de böyle bir hutbe olduğunu hep birlikte görelim.

Öncelikle belirtmek gerekiyor ki bu rivayet, açık bir şekilde Kuran ile çelişmektedir. Dolayısıyla kabul edilemez. Ancak yine de bu hutbenin uydurma olduğunu ispatlamak istiyorum.

Rivayetlerin doğruluğunu anlamak için onu nakledenlerin kim olduğuna bakmak gerekiyor. Eğer dürüst ve güvenilir kimseler olurlarsa ve diğer şartlar da mevcut ise naklettikleri hadise inanılabilir. Aksi halde o rivayete güvenilmez. Öncelikli olarak bu rivayetin senedine bir bakalım. Hutbetu’l Beyan rivayetinin üç nüshası vardır ve her birinin başlı başına büyük sıkıntıları var. En inandırıcı görünen nüshayı ele alacağız ki, bunun sahteliği ispatlandığında diğerlerinin durumu malumdur zaten.

Hutbetu’l Beyan rivayetinin başında şu sened geçer: “…Tug b. Malik’ten, babasından, dedesinden, o da Abdullah b. Mesut’tan ve o da merfu[5] olarak Ali b. Ebi Talib’den (a.s) nakletmiştir.”

Bilinmelidir ki, senette belirtilen “dedesinden” ifadesindeki şahısın kim olduğu bilinmemektedir. Bilinmeyen şahısın da sözü muteber olamaz.

Tug b. Malik de, Harun Reşid’in ordu komutanlarından biriydi ve muhaddis değildi. Ancak burada asıl problem, Abdullah b. Mesut’tur. Onun rivayetleri kabul edilmeyen rivayetlerdendir. O, peygamber efendimizden (s.a.a) sonra saptı ve İmam Ali’nin (a.s) karşısında yer aldı.

Ayetullah Hoi (r.a) onun hakkında şöyle demiştir: “İbni Mesud’un bazı fetvalarından ve onun hakkındaki bazı rivayetlerden anlaşılan şu ki, Emirül Müminin’e (a.s) tâbi olmadı ve onun yanında yer almadı…”[6] Merhum Tusteri şöyle demiştir: “İbni Mesud’un, İmam Ali’ye (a.s) inanmadığına ve fetvalarının imamlarımızın fetvalarına muhalif olduğuna dair muteber rivayetler mevcuttur.”[7] Keşşi, Fazl b. Şazan’dan şöyle nakletmiştir: “İbni Mesud, iktidarın yanındaydı ve onların destekçisiydi…”[8]

Belki Abdullah b. Mesud’un kendisi bu hutbeyi imamdan (a.s) işitmiştir derseniz, bu da mümkün değil. Çünkü bu hutbenin Basra’da h.36 yılında okunduğunu iddia ediyorlar ve İbni Mesud ise h.32 yılında vefat etmiştir![9]

Hutbetu’l Beyan rivayeti merfue ve mürsel olduğu için de zayıftır ve muteber değildir. Ayrıca bu hutbe ehlibeyt (a.s) mektebinin hiçbir muteber ve aslî kaynağında geçmemiştir. Yani Seyit Razi bunu Nehcü’l Belaga’ya koymamıştır. İbni Şehraşub bunu Elmenakıb’a koymamıştır. Kuleyni, Şeyh Saduk, Şeyh Müfid, Seyit Murtaza, Şeyh Tusi, Molla Muhsin Feyz Kaşani, ve önemli âlimlerimiz bu hutbeyi muteber görmemişlerdir. Allame Meclisi de İtikad bölümünde bu hutbeye değinip zayıf olduğunu şu ifadeyle belirtmiştir: “Hutbetu’l Beyan ve benzeri rivayetler, sadece ğulatın kitaplarında bulunur!”[10]

Hutbetu’l Beyan’ın kaynağı Ali Yezdi Hairi’nin yazdığı “İlzamu’n Nasib” kitabıdır ve bu kitap, Hicri bin üç yüzlü yıllara aittir. Yani kaynak olarak bakarsak yeni yazılmış sayılır ve eski bir tarihi yoktur. Bu kitap ise, Hutbenin adresi olarak, Ehlisünnet âlimlerinden Muhammed b. Talha Şafii’nin yazmış olduğu “Eddurru’l Munezzem Fissirri’l Azam” kitabını göstermektedir. Sizce de ilginç bir durum değil mi?

Ayetullah Hoi’ye “Hutbetu’l Beyan hakkında görüşünüz nedir?” diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: “O hutbenin aslı astarı yoktur.”

Ayetullah Cevat Tebrizi’ye de sorulduğunda bu hutbenin muteber olmadığını buyurmuştur. Allame Feyz Kaşani: “Hutbetu’l Beyan, Emirül Müminin’in sözü değil” diye buyurmuştur.

Ayetullah Fazıl Lenkerani bu hususta şöyle buyurmuştur: “Bu hutbe Şia’nın muteber kaynaklarında mevcut değildir. İçeriği, dinimizin öğretileriyle uyuşmuyor. Tevhitle çelişen bu sözlerin, özellikle de İmam Ali (a.s) gibi birinden çıkmış olması imkânsızdır. Bunu anlamanız için, tevhit konusunda İmam Ali’nin (a.s) Nehcül Belaga kitabında ne söylediğine bakmanız yeterli olacaktır.”

Hutbetu’l Beyan konusu hakkında araştırma yaparken bu hutbenin uydurma olduğuna dair o kadar çok şey gördüm ki, hepsini buraya dökseydim başlı başına bir kitap olurdu. Ancak hakikati görmek isteyen için bu kadar yeterli olur diye düşünüyorum.

 

 

 

 


[1]  Allame Meclisi, Biharu’l Envar c.2, s.249 – 250.

 

[2] Allame Meclisi, Biharu’l Envar c.2, s.249 – 250.

 

[3] Allame Meclisi, Biharu’l Envar, c.25, s.307.

 

[4]Menahetu’l İmam Emirü’l Müminin, Muhammed b. Süleyman Kufi s.225

 

[5] Yani Abdullah b. Mesut ile İmam Ali (a.s) arasında yine birileri var ama kim oldukları belirtilmemiş. Şia inancında bu tür rivayetler “zayıf rivayet” olarak nitelendirilmektedir ve itibarı yoktur.

 

[6] Hoi, 1410, c.10 s.322

 

[7] Tusteri, 1410 c.6 s.607

 

[8] Keşşi, 1348 s.38

 

[9] Tusteri, Kamusu’r Rical.

 

[10] Meclisi, 1404 c.25 s.347



Bu yazı 666 defa okunmuştur.

Ammar İlter / 06-05-2020 16:51

Allah razı olsun gerçekten çok faydalı bir yazıydı istifade ettik.



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI