Bugun...


Metin Atam

facebook-paylas
DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR (2) “TAKİYE”
Tarih: 02-10-2021 09:19:00 Güncelleme: 02-10-2021 09:19:00


Sözlükte "koruma, korunma" anlamına gelen takiye hakkında çok derin anlamlara inmeden özet bir açıklama yaparak asıl konumuza geçmek istiyorum. Genelde "kişinin canına veya malına yönelik bir tehlike karşısında inancını gizleyip gerektiğinde aksini söylemesi" şeklinde mana edilen takiye, özellikle yakın tarihimizden bugüne kadar bildiğini iddia eden birçok kimsenin "yanlış bildiği" ya da kulaktan dolma bilgilerle yetindiği için yanlış anladığı bir kavram olmuştur.

İnsanlar takiyeyi nasıl biliyor?

Ben bunu size örneklerle anlatacağım: Mesela ticaret yapıyorsunuz ve bir mağazanız var. Haliyle de buraya gelip giden müşterileriniz var. Bu müşterilerden bazıları sizi dindar biri olarak tanısa, mağazanızla olan alışverişini kesecek, başka dükkanlara gidecek. Doğal olarak siz satış yapamayacak ya da en azından daha az kazanacaksınız. O halde ne yapmanız gerekiyor?

İnsanlarımız, "Burada takiye yapmamız gerekiyor!" diye düşünüyorlar: Mesela bir bayan müşteri geldi diyelim. Gelir gelmez de elini uzattı ve sizinle tokalaşmak istedi. Eğer elinizi geri çekerseniz onu kaybedersiniz. Dolayısıyla onunla tokalaşmalısınız! Böylece satış yapabilir ve iyi para kazanabilirsiniz.

Bazıları, takiye denince böyle şeyler anlıyorlar: Sakalınız varsa kesmeli, tesettür yerine başınızı açmalı, peruk takmalı, bayanlarla tokalaşmalı, şöyle yapmalı, böyle yapmalı vs.

Yani bu takiye olarak bildiğimiz örnekleri Ehlibeyt İmamlarının (a.s) "Takiye benim ve babalarımın dinidir", "Takiye sapasağlam bir kaledir" ve "Takiyesi olmayanın dini de yoktur" gibi sözleriyle karşılaştıracak olursak, İmamlarımızın (hâşâ) şöyle demek istediklerini kabullenmiş oluyoruz: "Takiye etmediği için kasasına az para giren kimsenin dini yoktur!" ya da "Namahremle tokalaşmayan, benim ve babalarımın dini üzere değildir!" ya da "Sağlam kaleye girin ve daha fazla para kazanın!"

Farz edelim ki bu takiye anlayışı doğru olsun. Takiye için başımızı açacak veya bayanlarla tokalaşacağız. İyi de bunun sınırı nedir? Hangi ölçüde olmalı? Sizce bu, sadece belirli bir seviyede kalabilir mi? Yoksa zamanla sizi, ailenizi ve çevrenizi de etkiler ve haliyle sınırları da ortadan kaldırmaz mı?

Bir kızınız olduğunu düşünün. Gözünü açtığı günden beri sizin namahremlerle tokalaştığınızı veya başınızı açtığınızı görüyor. Acaba o, ergenlik çağına girdikten sonra üzerinde herhangi bir baskı yokken sizin gibi açık olmak istemeyecek mi? Ya da herkesle tokalaşmayacak mı? Başını açtı ve tokalaştı diyelim, sizce her şey bunlarla sınırlı mı kalacak? Bu konuda olduğu gibi dininin diğer kuralları hakkında da birtakım tavizler vermeyecek mi?

Tecrübeler şunu göstermiştir ki siz ne kadar taviz verirseniz, sizi izleyen kuşak, sizden daha fazla tavizler verir ve böylece asimilasyon gerçekleşmiş olur.

Yani "dini korumak, inancı korumak, canı korumak" için "dinî bir kural" olarak öngörülen takiye, "bilakis korumuyor, daha da bozuyor!" sonucu ortaya çıkmış oluyor!

Bir başka örnek daha vereyim: Mesela İstanbul'dasınız ve acil bir iş için Adıyaman'a gitmeniz gerekiyor. Hemen otogara gidiyor ve bir otobüse biniyorsunuz. Bir süre yolculuktan sonra, diyelim ki saat 22:00 sularında Adıyaman'a henüz varmadan aracınız arızalanıyor veya birileri sizi durdurup "Bir kilometre ötede PKK araçları durdurup gençleri dağa kaçırıyor veya eşkıyalık yapıyor, dolayısıyla daha fazla ilerlemeyin!" diyor. Bu durumda ne yapmak gerekir?

Bunu insanlarımıza sorsak, çoğu "takiye et! (kendini koruma altına al)" der. Şöyle ki; araç arıza yapmışsa "Otur, bekle; sakın kalan yolu yürüyerek gideyim deme, aksi takdirde kurda kuşa yem olursun!" der. Yolun ilerisinde PKK olduğunu haber almışsanız da "Takiye et!", yani "Geriye dön, Adıyaman'a gitmek hayatından daha mı önemli?" derler.

Kısaca, halkın anladığı ve bildiği takiye işte böyle bir şeydir. Yani takiye, dininizi ikinci plana iterek size daha güzel yaşam şartları sunar. Böylece daha çok para kazanabilir, daha rahat ve risksiz-tehlikesiz hayat sürebilir, gezmelere, tozmalara rahatlıkla gidebilirsiniz. Aksi takdirde "inançlı" olarak kalsanız, nasıl kazanacak ve nasıl kurtulacaksınız ki?

İşte, bu anlayış yanlış bir anlayıştır. Takiye bu değildir. Takiyeyi bu anlayışla kıyaslayacak olursak akla kara, ateşle su gibidir. Yani birbirlerinin tam zıddıdırlar. Ehlibeyt İmamları (a.s) nasıl olur da dini yok eden bir şeyi bize emredebilir ki? Oysaki onların geliş felsefesi, bu gibi şeyler değildi. Onlar, insanları ıslah etmek için gelmişlerdi, bozmak için değil. Hatta bu uğurda büyük çileler çekmiş, zorluklar göğüslemiş ve can vermişlerdi. Eğer takiye bu anlamlara gelmiş olsaydı, o halde neden aynı şeyi onlar yapmadı? Bu, nasıl mümkün olabilir? Hem "Takiye bizim dinimizdir" diyecek hem de işkence görecek, zindana atılacak, sürgüne gönderilecek, göz hapsine alınacak, etrafındaki insanlar bir bir katledilecek ve nihayetinde hepsi kılıçla veya zehirle şehit edilecek!

Demek ki bizler takiyeyi ya bilmiyoruz ya da yanlış anlamışız! Çünkü İmamlar (a.s) bizzat amel etmedikleri bir şeyi asla başkalarına emretmezler, daha doğrusu emredemezler. Bu, onların imametleriyle çelişir.

Takiye ne ikiyüzlülük ne riyakarlık ne yalancılık ne de menfaatçiliktir. Takiye çok ama çok farklı bir şeydir ve bunun anlamını Ehlibeyt İmamlarının hayatlarından çıkarmalıyız. Gerçeği onların sözlerinde aramalıyız. Bunu yapmadığımız sürece ibadet sandığımız birçok davranışımızla hem kendimizi hem de neslimizi yokluğa sürüklememiz işten bile değildir.

Yanlış algının ne olduğunu aşağı yukarı öğrenmiş olduk. O halde takiyenin doğrusu nedir? Hangi takiye "din" ile eşdeğerdir ve onu yapmayan "Ehlibeyt'in" dini üzere değildir?



Bu yazı 38 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI