Bugun...



Toplumda Vahdet - 1

“Vahdet”, birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olmaya denir. Değişik ideoloji ve inançlara sahip olanların ortak noktalarda birleşmeleri, müşterek noktalarda aynı görüş ve strstejiyı takip etmek için birlik olmalarına denir.

facebook-paylas
Tarih: 07-07-2021 11:07

Toplumda Vahdet - 1

“Vahdet” bazılarının algıladığı gibi, insanın kendi görüşünü terk edip, başkasının görüşünü kabul etmesi değildir. Bir grubun kendisini yok edip, başka bir gruba ilhak olması da değildir. Bir mezhebin, bir ideolojinin kendi inancından vazgeçip, başka bir inanç ve ideolojiyi kabullenmesi hiç değildir. Dünyada bir ülkede veya bir bölgede birkaç kuruluş, inanç olabilir. Onların ne zaman ortaya çıktığı ve nasıl oluştukları vahdeti oluşturmak açısından önemli değildir.

Aynı günümüzdeki siyasi partiler gibi, her toplumda bazı islami hareketler ve mezhep ve inançlar tarihsel olarak bazılarından önce oluşmuştur. Bu zamansal farklılık hiçbir zaman haklılık ölçüsü olamaz. Hiç bir kuruluş, hareket ve mezhep “ben diğerlerinden önce kuruldum; öyleyse ben doğru yoldayım; ben hakkım; benim dışımdakiler batıldır” diyemez.

Aynı şekilde bir hareketin, bir fikri akımın ve bir mezhebin bünyesinde barındırdığı kitlenin sayısal niteliği de hak ölçüsü değildir. “Çoğunluk hakk ölçüsüdür ve tarihsel öncelik doğruluk ölçüsüdür” teorisinin geçersizliğini hem Kur’an reddediyor, hem Hz. Resulullah’ın (s.a.a.) sünneti ve hem de İmamların (a.s) tarihi sire ve sözleri ortaya koyuyor.

“Hareketlerin ve fikri akımların nasıl ve ne zaman ortaya çıktığı önemli değil” dediğimizde, “zamanın fonksiyonu yoktur” demek istemiyoruz. Bir fikri hareketin ortaya çıkmasında zaman ve mekanın son derece etkili olduğu inkar edilemez. Ama zamansal öncelik veya belli bir bölgede oluşması hakk ölçüsü değildir. Bir hareketin ve fikri akımın meydana gelmesinde en önemli nokta “neden” oluştuğudur. Bu fikri akım, bu mezhep ve hareket neden oluştu? Neden ortaya çıktı? Diğer akımlarla farkı nedir? Diğerlerinden bir özelliği var mıdır? Diğerleriyle ortak noktaları var mıdır? Nasıl bir siyaset ve stratejiye sahiptir? Kimler kurmuştur? Hedefleri nelerdir? Hitap etmek istediği toplum kimlerden oluşuyor? Diğerlerine bakış açısı nedir? Her islami hareket, fikri akım, mezhep ve ideoloji bu soruları kendilerine sormalı ve başkalarını tanımak ve onlarla vahdet kurabilmek için, onlar hakkında bu soruların cevabını almalıdır.

“Vahdet”, değişik görüş ve inançlara sahip akımların, mezheplerin ve ideolojinin kendi hedef ve fikirleri doğrultusunda bir takım ortak ve müşterek noktalarda beraber hareket edip, aynı stratejiyi takip edebilmek için, görüş alış-verişinde bulunup, dayanışma içinde olmaya denir. Bu tanımdan sonra anlaşılıyor ki vahdet bedenlerin bir araya gelmesi ve insanların kuru bir kalabalık oluşturması değildir. Vahdet bedenlerin değil, gönüllerin bir olması, ortak ve müştereklerde fikirlerin ve düşüncelerin bir olmasıdır. Öyleyse insanların ayrı ayrı hareketlerde yer almaları, çeşitli akım ve mezheplere bağlı olmaları, vahdet oluşturmalarına engel olamaz. Bilakis oluşturacakları vahdet, en güzel vahdet ve birlik olacaktır.

Değişik akımlar ve mezhepleri takip etmeleri onların tefrika ve ayrılık içinde olmalarına sebep olmamalıdır. Ama fikir birliği oluşturulmaz, müştereklerde dayanışma sağlanmaz ve fertler arasında gönül bağı yoksa, insanlar bir harekette, bir akım ve bir mezhep şemsiyesi altında olsalar da vahdet ve birlik içinde değil, ihtilaf ve tefrikadadırlar.

Bir toplum ve akım içinde olmaları, bir takım menfaat ve çıkarlar icabı olmuştur. Onları biraraya toplayan fikir birliği ve gönül bağı değil, bazı zahiri ve maddi etkenlerdir. Böyle bir toplum kesinlikle ilerleme kat edemez ve tekamüle eremez. Ya zamanın şartlarına uyamayıp, yok olmaya yüz tutacaktır veya varlığını sürdürebilmesi için hep sima değiştirecektir.

Vahdetin Zarureti

Vahdet ve birliğin zarureti ve önemi hakkında konuşmak ve yazmak boş yere zaman kaybetmek ve söylenenler ile yazılanları tekrarlamak olur. Bu konu hakkında alimler, halk ve toplum arasında gizli bir nokta yok ki onu açıklamaya çalışsın. Kuran ayetleri, hadisler ve tarihi gerçekler, vahdetin toplumdaki etkisi ve tefrikanın getireceği zararları beyan etmiş ve o kadar aşikardir ki onları anlamamak için kör, sağır ve akılsız olmak gerekir. Bazı ayetleri teberrük olarak zikrediyoruz.

Şüphesiz Kur’an’ın en fazla üzerinde durduğu konulardan birisi vahdettir. Gerçek vahdet, amelde oluşan, pratikte görülen kardeşlik, bir vücut gibi olan birlik ve beraberliktir. Sözde ve hiçbir ameli yönü olmayan sloganik vahdet değil. Müslümanlar ellerindeki imkanlar ölçüsünde İslami vahdeti oluşturmalı ve tefrikadan kaçınmalıdırlar.

Allah-u Teâlâ insanları değişik ve farklı bir şekilde farklı ırk, dil, coğrafya, kavim ve millete sahip olarak yaratmıştır. Bizleri vahdet ve birliği sağlamağa ve tefrikadan kaçınmağa davet etmesinden anlaşılıyor ki Müslümanlar İslami vahdeti sağlayabilirler. Aksi takdirde vahdete emretmez ve tefrikadan nehy etmezdi.

İslami vahdet nasıl oluşturulmalı bunun da yollarını göstermiştir. Nasıl vahdet kurumamız gerektiğini öğrettiği gibi, tefrikadan nasıl kurtulmamız gerektiğini ve zararlarını da beyan etmiştir. Vahdetin faydalarını açıkladığı gibi, vahdeti engelleyen unsurları da açıklamıştır.

Vahdet, zahiri bir antlaşma, insanların birbirlerine verdikleri karşılıklı bir söz değildir. Vahdet, insanların kalbine yerleşmesi gereken, O’nun fıtratından kaynaklanan bir kardeşlik bağıdır. İnsanın fıtratı, ilahi din üzere yaratıldığı için insan, Kur’an ayetlerini bu fıtratı üzere değerlendirmeli ve ona yönelmelidir.

1- “Hep birden Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, bölük bölük olmayın ve anın Allah’ın size verdiği nimeti, anın o zamanı ki düşmandınız birbirinize, kalplerinizi uzlaştırdı, nimetiyle kardeş oldunuz.. İçinde ateş olan bir çukurun tam kenarındaydınız sizi kurtardı oradan. Allah, doğru yolu bulasınız diye delillerini böyle açıklar işte.” [1]

Allah-u Teâlâ, ayette birkaç noktayı beyan buyuruyor:

a) “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın”, Allah ile kulları arasında bir bağın olduğunu ve insanları Allah’a ulaştıran bir vesile olduğunu hatırlatıyor. Bu bağ, bir tarafı Allah’ın elinde ve diğeri tarafı kulların arasında olan ip olarak beyan ediyor. Bu ip ve bağ, Kur’an, din ve Hz. Resulullah’tır (s.a.a). Kim bu ipe sarılır yani dine, Hz. Resulullah’a (s.a.a) ve Kur’an’a uyarsa, kesinlikle Allah’a ulaşacak ve kurtuluşa erecektir.

b) “Hep birden Allah’ın ipine sımsıkı sarılın”, ayetinde Allah’ın ipine hep birden sarılmayı emrediyor. Müslümanların, Allah’ın ipine ayrı ayrı, grup grup değil, beraber sarınılması gerektiğini beyan buyuruyor. “Herkes kendisine bir kapı açıp, değişik iplere sarılarak ilerlemeye çalışmasın” diyor. Hem bir ipe sarılın ve hem de beraber sımsıkı sarılın. Yani Allah yolunda beraber ilerleyin; beraber düşünün ve birbirinizle yardımlaşarak hareket edin. Birbirinizin elinden tutarak, hak yolda ilerleyin. İşlerinizde istişare ederek, aynı hedef doğrultusunda beraber yürüyün. Farklı yollar takip etmeyin.

c) “Bölük bölük olmayın”, ayet şiddetle tefrikaya düşmekten nehy ediyor. Hak yolda gidenlerin arasına fitne ve tefrika sokan çok olur; Müslümanları bölüp, onları parçalamak isteyen ve onların kardeşlik ve vahdetini bozmak çabasında olan düşmanlar devamlı olacaktır. Müslümanlar düşmalarını iyi tanıması gerekir. Kur’an, bizlere düşmanı da tanıtıyor: Biri, dini, Kur’an’ı yok etmek isteyen; Müslümanların hak yolda gitmelerini engelleyen; Müslümanların vahdet ve birliğini bozup, onları tefrikaya düşürerek, sömürmek isteyen kafir, müşrik, munafık ve emperyalistlerdir. Diğeri ise, bizimle aynı dine inanan; aynı kitabı kabul eden; aynı kıbleye yönelen ve aynı peygamberin ümmeti olduğunu söyleyen ama bizimle anlaşamayan ve arada tefrika olan kimselerdir.

Kur’an, bunların herbirine karşı ayrı ayrı vazife ve görevleri bizlere tayin etmiştir. Her ikisine karşı aynı mücadele yolunu öngörmemiştir.

Birinci grup ve düşman olan küfre, nifaka ve şirke karşı, savaş ve cihadı öngörmüştür. Düşmanı yok edene kadar mücadele edilmesi gerektiğini beyan buyurmuştur. Kur’an-ı Kerim’de cihat hakkında geçen ayetlerin hepsi bu düşmana yöneliktir. Kafir, müşrik ve münafıklara karşı savaş ve onların yok olup, yeryüzüne Allah’ın dini hakim olana kadar savaşı öngörüyor.

Ama ikinci gruba karşı mücadele ise, çok farklıdır. Allah-u Teâlâ çok değişik bir metod ve yol göstermiştir. Bu ikinci grup insanlarla mücadelede, düşmanı yok etmek ve onlarla savaşarak onları yenmeğe çalışmanın yerine, aradaki düşmanlığı yok etmeğe davet ediyor; Müslüman kardeşlerimizle aramızdaki kini, düşmanlığı ve kırgınlığı yok etmeğe emr ediyor:

Ve iyilikle kötülük bir değildir. Aranızdaki düşmanlığı (kötülüğü) en güzel bir muameleyle defedin, bir bakarsın ki aranızdaki düşman olan kişi, sanki senin en yakın bir dostun olmuştur.” [2]

 Görüldüğü gibi Allah-u Teâlâ buyuruyor ki aranızdaki kini, düşmanlığı, kırgınlığı yok etmeye çalışın. Bizim ile muhalif olan kişinin dostumuz olmasını istiyorsak, onunla vahdeti sağlamak peşindeysek, onunla savaş ve kavga halinde olmayı, onun aleyhine çalışmayı, onu yok etmeği ve kendimize boyun eğdirmeğe çalışmayı terk edip, onunla iyi geçinip, aradaki kötülük ve düşmanlığı yok etmeğe çalışmamız gerektiğini anlıyoruz. Elbette bu zor bir iştir ve herkesin yapabileceği bir çaba değildir. Kur’an, bunu da beyan ediyor:

Bu huy, sabredenlerden başkasına verilmez ve akıldan, tedbirden büyük hisseye sahip olmayanlara bu nasip olmaz. Ve eğer şeytan seni vesveseye düşürür de bu huydan vazgeçirmeye kalkışırsa, hemen Allah’a sığın; şüphe yok ki O, her şeyi duyar ve bilir.” [3]

Eğer bu ayete amel edilir, aynı dine ve mezhebe sahip, aynı kitabı okuyup aynı kıbleye yönelen müslümanlar, aralarındaki düşmanlığı, kini, kötülüğü ve tefrikayı yok ederse, o zaman gönül rahatlığıyla kardeşçe birbirlerinin yanında yer alarak, vahdeti engelleyen prüzleri ve zorlukları yok edecekler ve Allah’ın ipine sımsıkı sarılmış olacaklardır.

 

--------------------

[1]- Al-i İmran, 103.

[2]- Fussilet, 34.

[3]- Fussilet, 35-36.




Bu haber 167 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAŞAM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI