Bugun...



Tahrîm Sûresinin İlk Âyetlerinin Tefsîri

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Tarih: 27-03-2021 14:59

Tahrîm Sûresinin İlk Âyetlerinin Tefsîri

Soru: Değerli kardeşim, eğer mümkünse "Tahrim Suresi"nin ilk âyetlerini ve tefsirini kısaca bize açıklar mısınız? Zira bu âyetlerden bazıları Hz. Resulullah'ın (s.a.a) (haşâ) yanlış yaptığını ve "Allah'ın kendisine helal kıldığı şeyi haram kılma" suretiyle masumiyetiyle bağdaşmayan bir hata ve yanlışa, hatta günaha (haşâ) düştüğünü iddia ediyorlar?

Cevap: Muhterem kardeşim, cevabınıza geçmeden önce âyetlerin metnini ve sebeb-i nüzulunu açıklamamız gerekir: 

"Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla"

1- Ey Peygamber! Eşlerinin hoşnutluğunu arayarak, Allâh'ın sana helâl kıldığını niçin harâm kılıyorsun? Allâh çok bağışlayandır, rahimdir.

2- Allah yeminlerinizin (keffâretle) çözülmesini size meşrû ve câiz kıldı. Allâh sizin Mevlânız (yardımcınız-sahibiniz)dir. O, bilendir, hikmet sahibidir.

3- Ve hani Peygamber eşlerinden bazısına gizli bir şey söylemiş de, bunu kimseye söylememesini tembih etmişti. Derken o (eşlerinden biri) bunu, (başka bir eşine) haber verince ve Allah da bunu ona açınca, o (Peygamber) de (bu olayın) bir kısmını söylemiş, bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. (Peygamber) bunu eşine haber verince o, kim bunu sana haber verdi demişti. O da demişti ki: "Her şeyi bilen ve (gizli olan her şeyden) haberdar olan Allah haber verdi."

4- Eğer (Peygamber'in iki eşi olan) sizler Allâh'a tevbe ederseniz (bu sizin yararınıza olur); zira gerçekten de kalpleriniz (suça-batıla) meyletmiş-eğrilmiştir. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmağa kalkışırsanız (hiçbir şey yapamazsınız); zira artık Allâh onun Mevlâsı (yardımcısıdır); Cibril ve Salih mu'minler de. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler.        

 5- Umulur ki, eğer o sizi boşarsa Rabbi ona sizin yerinize sizlerden daha hayırlı, Müslüman, mu'min, gönülden itaat eden, tevbekâr, ibâdet eden, oruç tutan dul ve bâkire eşler verir.

Biz burada, bu ayetlerin muhteva ve maksadının açıklığa kavuşması için başlıca birkaç mevzu üzerinde durmağa çalışacağız:

a)- Bu ayetlerde bahsedilen olayın mahiyet ve keyfiyeti, yani âyetin şan-ı nüzûlu hakkında.

b)- Acaba Hz. Resûlullah (s.a.a) burada, (bazılarının dediği gibi) bir günah mı işledi? Gerçek anlamda bir ilahî hükmü mü çiğnedi? Öyle ise masûm bir peygamber bunu nasıl yapar? Eğer öyle değilse (ki değil), o zaman âyetin gerçek tefsiri ve açıklaması nedir?

a)- Bu âyetlerin şan-ı nüzûlu ve hangi olayın ardından nâzil olduğu hakkında muhtelif rivâyetler nakledilmiştir.

Bazı rivâyetlerde diyor ki: "Bazen Hz. Resûlullah (s.a.a) hanımlarından biri olan Cahş kızı Zeyneb'in yanına gittiğinde (bazı rivayetlerde bunun Hz. Sevde vâlidemiz olduğu da kaydedilmiştir), o hazırladığı bir baldan efendimize yediriyor veya ondan yaptığı bir şerbetten içiriyordu.

Bu durumdan haberdar olan Ümm’ül Mu'minin Âişe durumu kıskanarak, bunu tahammül edemedi. Kendisi şöyle anlatıyor: "Hafsa'yla da görüşüp şöyle karar aldık: Hz. Peygamber (s.a.a) hangimizin yanına gelirse ona "Ya Resulallah! Ağzında "Urfut" ağacının balı olan "Meğafir" kokusu var" diyecektik. (Bu ağacın balının kötü bir kokusu vardır. Hz. Peygamber (s.a.a) ise, ağzından veya elbisesinden kötü bir koku gelmemesine çok özen gösteriyordu.) Bu karar üzere bir gün Hz. Peygamber (s.a.a.) Hafsa'nın yanına vardığında, o: "Ya Resûlallah! Ağzınızdan Meğâfir kokusu geliyor" deyince, Hz. Resûlullah (s.a.a.) "Hayır, ben Meğâfir yememişim. Ben Cahş kızı Zeyneb'in yanında bir bal (şerbeti) içmişim. Belki de arı o ağacın üzerine konmuş ve onun balından almıştır. Fakat ben ant içiyorum ki bir daha o baldan içmeyeceğim. Ancak sen bunu başkasına söyleme. (Olur ki yanlış anlaşılır veya Zeynep bunu duyar da kalbi kırılır.)

Fakat o, bilahare vefâkâr davranmayıp, Hz. Peygamber'in (s.a.a.) bu sırrını açığa vurdu ve sonunda bunun, iki hanımı (Âişe ve Hafsa) tarafından kurulan bir plan olduğu açığa çıkınca, Allah Resulü (s.a.a.) buna çok üzüldü ve bunun üzerine söz konusu âyetler nâzil olup, bir yandan Hz. Peygamber'e (s.a.a) teselli kaynağı, diğer yandan bu tür yanlışları yapanlara ve başkalarına bir ders ve ibret vesilesi oldu.[1]

Bazı diğer rivâyetlerde ise olay şu şekilde nakledilmiştir: "Allah Resulü (s.a.a) bir gün, babasının evine giden Hafsa'nın odasında hanımlarından birisi (veya cariyesi) olan Mâriye-i Kıptiyye'nin yanında başını onun dizlerine koyarak istirahat ediyordu. Bu sırada durumdan haberdar olan Hafsa buna gücenmiş ve şiddetli itirazlarda bulunmuştu. Bunun üzerine Allâh Resulü (s.a.a) ortalığı yatıştırmak için "(Sâkin ol,) ben seni râzı edeceğim. Sana bir sır söyleyeceğim; Fakat bu sırrı tutup kimseye söylemeyeceksin." Hafsa sırrın ne olduğunu sorunca, Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Ben ant içiyorum ki bir daha şuna (Mâriye'ye) yaklaşmayacağım."

Fakat Hafsa, Âişe'nin yanına giderek, ona Hz. Resulullah'ın (s.a.a) bu kararını müjdeleyip, sırrını açığa vurmuştu. Bunun üzerine Allâh-u Teâlâ, Resûlünü durumdan haberdar edip, söz konusu âyetleri indirmiştir. [2]

Olayın ne olduğu fazla önemli değildir; önemli olan Hz. Resûlullah'ın (s.a.a) bir türlü bazı hanımları tarafından (ki bunların Âişe ve Hafsa olduğunda bütün kaynaklar müttefiktir) eziyet ve hakarete uğradığı gerçeğidir ki bazı rivâyetlere göre Allâh Resulü (s.a.a) bu olaydan sonra bir ay üzüntü ve sıkıntısından hanımlarından ayrı yaşadı. [3] Öyle ki hatta Allah Resulü'nün (s.a.a) onları boşadığı şâyiasına ve bu olayı meydana getirenlerin dehşete kapılmalarına ve yaptıklarından pişman olmalarına vesile oldu. [4]

4. ayette "Gerçekten kalbiniz suça ve bâtıla meyletmiştir" cümlesinden anlaşıldığı üzere, Hz. Resûlullah'ın (s.a.a) zevceleri bu davranışları ile çok büyük bir günah işlemişlerdi ki Allâh-u Teâlâ, yine de onları tövbeye davet ediyor. Evet, Hz. Resûlullah'a (s.a.a) eziyet etmenin nedenli ağır bir suç olduğu şu ayetlerde gayet açık bir şekilde beyan edilmiştir:

"Hiç şüphesiz Allâh'a ve Resûlü'ne eziyet edenlere Allâh dünya ve âhirette lanet eder ve onlara aşağılayıcı bir azâp hazırlar." [5]

"Allâh'ın Resûlü'ne eziyet edenler var ya, onlar için çok acı bir azâp vardır." [6]

Evet, Allâh Resûlü (s.a.a) gibi evrensel bir şahsiyet olan ve kâinâtın serveri ve örneği konumunda bulunan birisine, bu tür çirkin davranışlarla hakaret ve eziyet edilmesi göz yumulacak türden şeyler değildir .Bu yüzden de Hak Teâlâ'nın bu olaydaki şiddetli tavrı Resûlü'nün (s.a.a) haysiyet ve şahsiyetini korumaya yönelik olup, bu konuda küstahça veya câhilane tutumlara son vermek ve herkesin ibret alması amacını taşımaktadır.

Gerçi Allâh Resûlü'nün (s.a.a) tavrı onun yüce ahlakından ve son derece fedâkârâne davranışından kaynaklanmaktadır. Fakat Allâh-u Teâlâ, Resûlü'ne arka çıkıp, onu uyararak bu kadar yumuşaklık ve fedâkârlığın da fazla ve gereksiz olduğunu ortaya koymaktadır. Buna itiraz şeklinde methetmek denir. Örneğin bir kimse, bir defa "Şu adam çok şefkatli, merhametli ve fedakar birisidir" şeklinde methedilir. Bir defa da, "Kardeşim ne kadar şefkat, ne kadar merhamet, ne kadar fedâkârlık; bu kadar da olmaz ki; her şeyin bir haddi var" şeklinde.

“Bunları söyleyen karşı tarafı yermek, kötülemek istiyor” denilebilir mi? Bu vesileyle o adamın ne kadar merhametli ve fedâkâr olduğu daha bir vurgulanmış oluyor. Hz. Resûlullah'a (s.a.a) da Kur'ân'ın bir çok yerinde bu şekilde tabirler ve medihler kullanılmıştır. Ancak Arap edebiyatı ve konuşmadaki fesâhat ve belâgat kurallarından habersiz kimseler hemen bu tür tabirleri Hz. Resûlullah'a (s.a.a) yönelik ilahî bir kınama olarak değerlendirmeğe kalkışıyor.

Sanki burada Allâh-u Teâlâ şöyle demek istiyor: Ey Peygamber! Bu kadar müsâmaha ve fedâkârlık da fazladır artık; neden o küstah hanımlarını hoşnut edebilmek için kendini bu kadar meşakkate itiyor ve Allâh'ın sana helâl kıldığı şeyi ant vasıtasıyla kendine haramlaştırıyorsun. Boş ver onları. Bu kadar kendini sıkma; kendine eziyet etme.

b)- Yukarıdaki açıklamalarımızdan da anlaşıldığı üzere, bazılarının bunu Hz. Resûlullah'ın (s.a.a) bir hatası ve günahı olarak ortaya atıp Allâh Resulü'nün (s.a.a) masûm olmadığına delil göstermeleri de oldukça saçma ve bizzat Kur'ân'ın diğer bir çok âyeti ile çelişen bir tutumdur. Evet, Allâh Resûlü'ne (s.a.a): "Eğer o bize bazı sözleri iftira ve asılsız olarak isnat ederse, onun şah damarını koparırız." [7] Veya: "Onun her söylediği birer vahîydir." [8] buyurduğu bir kimse için "Allâh'ın helâlini harâm etmiştir" demek mümkün müdür? O halde buradaki "Neden Allâh'ın sana helâl kıldığını harâm kılıyorsun?" cümlesinden maksat, şer'î harâm ve teşrî anlamına değil, bir sonraki âyetten de anlaşıldığı üzere mübâh bir şeyin ant ile kendine harâm edilmesi olayıdır ki Allâh Resûlü (s.a.a) mülahaza ettiği meslahat ve yüce ahlakı ve fedâkârlığından dolayı böyle bir davranış içerisine girmişti ki, Allâh-u Teâlâ bu kadarının da fazla ve gereksiz olduğunu bildirerek, bir taraftan dolaylı olarak Resulü'nü methetmiş ve diğer taraftan da bu davranışlarıyla Allah'ın Habibi'ni incitenleri uyarmış, bir daha kimseye Hz. Resûlullah'ın (s.a.a) yüce ahlak ve şefkatinden su-i istifade etmesine izin verilmeyeceği mesajını vermiştir.

Nasıl ki benzeri uyarıları başka münasebetlerde de Hak Teâlâ yapmıştır. Meselâ Müslümanlardan bir grup Hz. Resûlullah'ın (s.a.a) evine yemeğe geldiklerinde, yemeği yedikten sonra, uzun bir süre evde oturup fuzuli konuşmalar ve vakit geçirmeleriyle Hz. Resûlullah'a (s.a.a) eziyet ediyorlardı. Ama Allâh Resûlü (s.a.a) yüce ahlakı ve hayasından ötürü onlara bir şey söyleyemiyordu; bu yüzden Allâh-u Teâlâ Ahzâp sûresinin 53. âyetini indirerek, Müslümanları şöyle uyardı:

"Ey iman edenler! Rasgele Peygamber'in evlerine girmeyin. (Bir başka iş için girmiş iseniz, ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın. Gerçekten bu, Peygamber'e eziyet etmekte ve o da sizden utanmaktadır. Onlardan (Peygamber'in eşlerinden) bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu sizin kalpleriniz için de daha temizdir. Allâh'ın Resûlü'ne eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini nikahlamanız size ebedi olarak (hiç bir zaman helâl olmaz)."

Evet, bu uyarılar dolaylı, hatta bazen kınama şeklinde gerçekleşen bir türlü methetmeden ibarettir. İsterseniz buna birkaç örnek daha verelim:

Rahmeten lil-alemin olarak gönderilen o yüceler yücesi efendimiz, insanların hidayeti için o kadar müştak, o kadar hırslı davranıyor ve hakka direnmelerine o kadar üzülüyordu ki kendini yiyip bitiriyordu adeta!

Fakat Rabb’ül Âlemin âyet indirerek, Resulü'nü kontrol ediyor ve bu kadarına gerek olmadığını ona şöyle bildiriyor:

"Onlar bu söze (Kur'ân'a) iman etmezler diye sen, (üzüntü ve telaştan) kendini kahrediyorsun adeta!" [9]

"Onlar iman etmezler diye, adeta kendini kahrediyorsun." [10]

Evet, bu ve benzeri ayetlerde Allah, Resulü'nün bu kadar kendini üzmesine gerek olmadığını ve "Şayet onlar sırt çevirecek olurlarsa, artık biz seni onların üzerine bir gözetleyici olarak göndermiş değiliz. Sana düşen yalnızca tebliğdir." [11] buyurarak, kontrol edip uyarıyor.

Yine Hakk'a olan yakin ve aşkından dolayı sabahlara kadar ibâdet ederek, ayakları şişen Habibi'ne şöyle buyuruyor:

"Tâ-Ha, biz sana bu Kur'ân'ı zahmet ve meşakkata düşesin diye indirmedik." [12]

Aynı şekilde şefkat ve merhamet timsali Habib'i her şeyini hatta üzerindeki elbisesini dahi fakire verip, evde kalmaya mecbur olunca onu şu cümlelerle uyarıyor:

"Elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma. Sonra kınanıp, (işinden) geriye kalasın." [13]

"Allah dilediğini sapıklığa yöneltir, dilediğini doğru yola iletir. O halde ruhun onlar hakkında bir takım teessüf ve üzüntülere dalarak yıpranmasın. Allah onların ne yaptıklarını biliyor." [14] 

Acaba bu ayetlerde kullanılan tabirleri kınama olarak mı değerlendirmek gerekir; yoksa hakkın Habibi'ne yönelik sonsuz lütuf ve inayetini gösteren tabirler olarak mı?! Karar sizin.  

 

 

 

 -----------------

[1]- Bu rivâyet ana hatlarıyla Buhâri'de (Arapça metin) c.6, s.194 nakledilmiştir.

[2]- El-Mizan, c.19, s.318- Ed-Dürr’ül Mensûr'dan naklen

[3]- Kurtubî ve diğer tefsîrler, söz konsu âyetlerin tefsirinde

[4]- Fî-Zilâl-il Kur'ân, (Arapça metin) c.8, s.163

[5]- Ahzâp, 57

[6]- Tevbe, 61

[7]- Hâkka, 44

[8]- Necm, 4

[9]- Kehf, 6

[10]- Şuarâ, 3

[11]- Şuarâ. 48

[12]- Tâ-Hâ, 1-2

[13]- İsrâ, 29

[14]- Fâtır, 8  




Bu haber 107 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SORU-CEVAP Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI