Bugun...



Milyonların Namazı

Bismillahirrahmanirrahim

facebook-paylas
Tarih: 09-10-2021 11:35

Milyonların Namazı

Soru: Selamun aleykum, sayın hocam. Size bir sorum olacak ve cevaplarsanız beni mutlu edersiniz. Ben kendini yetiştirmekte olan bir Alevi genciyim. Fakat sürekli çelişkiler içindeyim; mesela namaz konusunda. Sizin sitenizde namaz, abdest, bildiğimizin dışında. Madem sizin öğretileriniz doğru olandır, o zaman milyonlarca Müslüman namazı yanlış mı kılıyor ve abdesti yanlış mı alıyor? Allah sizden razı olsun, saygılarımla.

Cevap: Muhterem kardeşimiz, sorunuzun cevabında aşağıdaki noktalara değinmemiz gereklidir:

a) Allah, insanları hakkı benimsemek ve o yolda gitmekle yükümlü kılmıştır. Kur’an-ı Kerim “Hakkın ötesinde batıldan başka bir şey mi vardır” [1] diye buyurmaktadır. Ve Hz. Ali (a.s) “Hak yolunda yürümekten o yolda yürüyenlerin azlığı yüzünden korkuya kapılmayın.” [2] diye buyurmuştur.

Önemli olan hakkı teşhis etmek ve hakkın nişanelerini görmeğe çalışmaktır. Bunun için insan bildiği hakikatlere samimiyetle sarılıp, Allah’a doğru bir kulluk yolunu seçmesiyle harekete başlamalı ve sürekli Allah’tan kendisini hakka doğru hidayet etmesini istemelidir. Hakkı tanımanın yollarından biri mantıksal delilleri incelemektir. Bu yolları kateden bir insan, Allah’ın izniyle her adımıyla hakka doğru yaklaşır.

Hiçbir zaman insan şeytanın vesveselerinden uzak kalamaz. Hakkı gördükten sonra insan kendisine mazeretler uydurarak, “çoğunluk başka türlü davranıyor” demeye hakkı yoktur. Hakkı gören bir insan şaşkınlar gibi sağa sola bakmamalıdır. Aksi taktirde şüpheler içinde boğulur gider ve hiçbir zaman iman sahibi olamaz.

Elbette şüphecilik hakkı aramak yolunda bir başlangıçtır; ancak iyi bir durak değildir. İnsan doğrulara sahiplenerek şüphe aşamasını geçmeye çalışmalıdır. Şüphe ve vesveselerden kurtulmak için şu hadiste yer alan duayı okumak da insana yardımcı olur İnşaallah:

Abdullah b. Sinan, İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: Sizler şüpheyle karşılaşacaksınız; görebileceğiniz bir alamet ve hidayet imamı olmadan kalacaksınız. Bu durumdan sadece boğulmakta olan kimsenin duasını okuyan kimse kurtulacaktır. Ben “Boğulan kimsenin duası nedir?” diye sordum. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurdular: Şöyle dersin “Ya Allahu, Ya Rahmanu, Ya Rahim, Ya muqallibe’l-Kulub, sebbit qalbi ala dinik(e). (Yani “Ey Allah! Ey Rahman! Ey Rahim! Ey kalpleri döndüren! Benim kalbimi kendi dinin üzerine sabit kıl.”)... [3] Bu değerli hadisin devamı vardır ki biz söz uzamasın diye ihtiyaç miktarını naklettik.

b) Biz inanıyoruz ki, Allah bizleri yaratmış ve peygamberler göndererek bizlere doğru yolu göstermiştir. Son peygamber Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a) tüm insanlık için gönderilmiştir. Herkes ona uymalı ve herkes onun getirdiği dinde kurtuluşu aramalıdır. Kim İslam’dan başka bir din edinirse, bu din ondan kabul edilmez ve ahirette o hüsrana uğrayanlardan olur. Dünya halkının çoğunluğunun putperest veya Hristiyan oluşları bu hakikati değiştirmez. Biz inanıyoruz ki, Hz. Muhammed (s.a.a) Allah’ın emriyle tebliğini başlattığı ilk günlerden ta tebliğinin son anlarına kadar defalarca Müslümanları kendisinden sonra iki emanetine uymaya; Kur’an ve Ehl-i Beyt’inden ayrılmamaya emretmiştir. Ancak bu ikisine bir arada uyulduğu taktirde insanın sapmaktan kurtulabileceğini hiç kimseye şüphe bırakmayacak şekilde açık seçik ifade etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.a) yine hiç kimsenin kuşku edemeyeceği sahih hadislerde kendi Ehl-i Beyt’inin (a.s) kim olduklarını da beyan etmiştir. Bunların Hz. Ali (a.s) ve Hz. Fatıma’nın (s.a) soyundan olan on bir İmam (a.s) olduklarını açıklamıştır. Öyle ki bizce İslamî kaynakları hakkınca inceleyen bir insan, bu konunun şüphe götürmeyecek bir hakikat olduğunu anlar. Ancak ümmet (az bir kısmı hariç) Hz. Peygamber’in (s.a.a) bu vasiyetini ayak altına alarak, yalnız Kur’an’ı kabul etmiş ve Hz. Peygamber'in (s.a.a) sünnetinden de kendi görüşlerine göre uygun gördükleri kısmını almış ve geri kalan kısmında da kendi görüşleriyle amel etmişlerdir.  

İslam tarihinde bu işin öncüğünü İkinci Halife Ömer yapmıştır. O, defalarca Hz. Peygamber’e (s.a.a) itirazda bulunmuş ve son defasında "Bize Allah’ın kitabı yeter; bu adam (Peygamber) hezeyan söylüyor” demiştir. Bu hareket sonucu, Kur’an’ı Ehl-i Beyt’ten ayırma teşebbüsü başlamış ve dünyevi eğilimler kabile tassupları vb. nedenlerle bu çaba İslam tarihinde güçlü hat olarak egemenliği sürekli elinde tutmuş; dinin hükümlerinde çeşitli tahrifler icat edilmiş; namaz, zekat, hac vb. bir çok hükümler de bu tahrif ve bid’atten uzak kalmamıştır. Belki de bunun başlıca nedeni Sahabilerden başlamak üzere çoğunluğun bizim inandığımız manada Hz. Peygamber’in (s.a.a) tam bir masumiyet makamına sahip olduğuna inanmayışları ve bu yüzden Hz. Peygamber’in (s.a.a) emirleri karşısında kendi görüşlerini de yürütmenin bir sakıncası olmadığına inanmalarından başlamıştır. Ancak bu hattın karşısında Kur’an ve Ehl-i Beyt (a.s) hattına birlikte sadık kalanlar, Hz. Muhammed’in (s.a.a) dininde oluşturulan bu tahrifler karşısında direnmiş ve karşılaştıkları her konuda teslimiyet içinde Kur’an ve Ehl-i Beyt’e (a.s) başvurmuş ve onlar vasıtasıyla dini olduğu gibi korumuşlardır.

Bu yol elbette büyük fedakarlıklarla korunmuş ve Hz. Hüseyin (a.s) ve pak yaranının Kerbela’da susuz şehit edilmeleriyle simgelenen Hz. Peygamber’in (s.a.a) sünnetine tam bağlılık çizgisi hep Allah yolunda her şeyinden geçen Ehl-i Beyt (a.s) ve yarenleri vasıtasıyla korunmuştur. Şimdi de Ehl-i Beyt’in (a.s) hadislerini koruyan takvalı ve büyük alimler vasıtasıyla korunmaktadır.

c) Bizce gündüzü geceden teşhis etmek ne kadar kolay ise, taassupsuz bir şekilde Ehl-i Beyt’in (a.s) nurlu mektebini kaynaklarından okuyarak, onu diğer mezheplerle mukayese eden kimse de Ehl-i Beyt (a.s) yolunun ve Caferi mezhebinin hak ve diğer mezheplerin haktan uzaklaşan yollar olduğunu anlar. Bu konudaki şüphe, araştırmadaki yetersizlikten kaynaklanıyorsa, araştırmak ve gerçekleri hakiki kaynaklarından öğrenmeye çalışmak gerekir. Ama eğer bu şüphe, konuları araştıran insan için yine devam ediyorsa, bilsin ki şeytan ona musallat olmuştur. Kur’an buyuruyor ki “Onların yaptıkları kalplerini kirletmiştir.”

Başka bir ifadeyle Hz. Peygamber’den (s.a.a) sonra Hz. Peygameber’in (s.a.a) emrine uymakta vefalı olan kimseler, Hz. Ali'nin (a.s) etrafında toplanmış ve bunlara “Şia” denmiştir. Fıkıh olarak İmam Cafer Sadık (a.s) döneminde mezhebi ekoller belirginleştiği ve tedvin edildiği için, yine Ehl-i Beyt İmamlarından (a.s) olan İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) fıkıhta müracaat edenlere “Caferi” denmiştir.

Biz inanıyoruz ki bu temel konu açıklığa kavuştuktan sonra ve Ehl-i Beyt İmamlarının (a.s) söz ve hadislerini en sağlam yollardan bize ulaştıran kimselerin varlığı ve Ehl-i Beyt (a.s) mektebinin hadis kaynakları bilindikten sonra, artık kimsenin bu konuda bir tereddüt etmesine yer kalmaz. Tabi eğer kalp, günahlar vasıtasıyla hakka uyabilme kabiliyetini yitirmiş olmazsa. Ki elbette bu durumda Allah’ın özel lütfünden başka, o kimsenin kurtarıcısı olmaz. Ne kadar sağlam deliller de ortaya konsa, yine o adam kendi batıl saplantılarından kopmaz ve hidayetten mahrum kalır. Allah'a emanet olun.

 

 

---------------

[1]- Yunus, 32.

[2]- Nehcu’l-Belağa, s. 181.

[3]- Biharu’l-Envar c. 25, s. 148.




Bu haber 60 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SORU-CEVAP Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI