Bugun...



Hz. Ali (a.s) Tarafından Hayber Kalesi'nin Fethi

Hayber Gazvesi (Arapça: غزوة خيبر); Allah Resulü’nün (s.a.a) hicri kameri yedinci yılda yaptığı gazvelerindendir.

facebook-paylas
Tarih: 08-03-2021 09:55

Hz. Ali (a.s) Tarafından Hayber Kalesi'nin Fethi

Hayber Yahudilerinin, Medine'den kovulan Yahudilere barınak vermesi ve bazı Arap kabilelerini Müslümanlarla savaşmaları için kışkırtmalarından dolayı bu savaş başlamıştır. Hayber Savaşı Müslümanların zaferiyle ve Yahudilerin bu bölgeden sürülmesiyle sonuçlanmıştır. Hz. Ali’nin (a.s) Hayber’in bazı kalelerini fethetmede sergilediği kahramanlıklar, bu gazvenin önemli faktörlerindendir.

Hicretin yedinci yılının Muharrem ayının başlarında Hayber’e doğru hareket eden Hz. Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.a) Sefer ayında Hayber’i fethetti ve hicretin yedinci yılı Rebiyülevvel ayının birinci günü de Medine’ye geri döndü.[1]

Allah-u Teâlâ İslam ordusunun hareket zamanını Hayber ahalisinden gizledi. Böylece Allah Resulü (s.a.a), Şıkk ve Netat (Netah) kalelerinin arasından geçtikten sonra, gece vakti Hayber yakınlarına ulaştı. Geceyi orada geçirdikten sonra (her zaman olduğu gibi) bir ses (çan sesi gibi) duymayınca yoluna devam etti. Hz. Resulullah (s.a.a) önce bir dua okudu ve Müslümanlardan da onu okumasını istedi. Daha sonra hareket ederek, Menzile’ye vardılar. Allah Resulü (s.a.a) Menzile’de bir yeri mescit olarak belirlerdi ve orada daha sonra Hayber mescidi yapıldı. Sabah olunca Hz. Peygamber'in (s.a.a) bu bölgeye girdiğinden habersiz olan ve gafil avlanan Hayber Yahudileri kaçışarak, kalelerine sığındılar.[2]

Hz. Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.a) ashabına kadın ve çocuklara zarar vermemelerini emretti.[3] O gün akşama kadar Netat kalesi ehliyle savaşıldı. Daha sonra nemli ve düşman oklarının menzili olan karargâhını başka bir yere taşıyan Hz. Resulullah (s.a.a) Reci’ye gidilmesini buyurdu. Ayrıca Hayber hurmalıklarının (muhtemelen savaş zorunluluğu gereği) bir bölümünü kesmelerini buyurdu.[4]

Hayber savaşının ilk gününde Müslümanlardan elli kişi yaralandı. Yedi gün Reci’de kalan Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) her günü, her birinin ayrı sancağı olan gruplarla birlikte Yahudilerle savaşla geçirdi. Altıncı günün gecesinde Netat ahalisinden "Semmak" adlı bir Yahudi Hz. Fahr-i Âlem’in (s.a.a) huzuruna geldi ve Müslümanların kaleye girmelerine rehberlik etmek için eman (güvence) istedi. O, Yahudilerin gıda ve çeşitli savaş aletleri depolarının bulunduğu Netat kalesinin karıştığını ve ahalisinin korkudan kaleyi terk etmek üzere olduğunu haberini verdi. Müslümanlar o günün ertesi Netat’ı fethettiler ve o Yahudi de sonradan Müslüman oldu.[5]

Allah Resulü’nün (s.a.a) Hayber kalelerinden fethettiği ilk kalenin "Naim kalesi" olduğu nakledilmiştir. Naim kalesinin kendisi birkaç kaleden oluşmaktaydı. Allah Resulü (s.a.a) onlara saldırmak için ashabını hazırladı. Yahudiler Müslümanları ok yağmuruna tuttu ve İslam ordusu askerleri kendilerini Hz. Peygamber'e (s.a.a) siper ettiler. O gün Hz. Resulullah (s.a.a) beyaz sancağı Muhacilerden iki kişiye (İbn-i İshak’ın rivayetine göre: Ebu Bekir ve Ömer’e) ve daha sonra Ensar’dan birine verdi. Ancak onlar bir şey yapamadan peş peşe geri döndüler. Bunun üzerine Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu: “Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki Allah ve Resulü onu sever ve Allah onun eliyle Müslümanlara fethi nasip edecektir. O, asla (düşmana sırt çevirip) kaçmaz.” Ertesi sabah Hz. Ali’nin (a.s) göz ağrısını mucizeyle iyileştirdikten sonra, sancağı ona verdi.[6]

Merhab’ın kardeşi Haris (kalenin lideri) bir grupla savaş meydanına gelince, Müslümanlar dağıldılar. Ama İmam Ali (a.s) direndi ve yapılan şiddetli savaşın ardından Haris’i öldürdü. Haris’in yârenleri Haris’in öldürüldüğünü görünce, kaleye kaçarak kapıyı kapattılar.[7] Bunun üzerine Merhab recez okuyarak (savaş meydanında karşı tarafa gözdağı vermek için okunan şiir vb.) kaleden dışarı çıktı.

Bazı rivayetlerde Muhammed b. Mesleme’nin Allah Resulü'nden (s.a.a) aldığı izinle Merhab ile teke tek savaşarak onu kılıçla öldürdüğü[8] ya da onu ağır bir şekilde yaraladığı ve Hz. Ali’nin (a.s) de işini bitirdiği nakledilmiştir.[9] Ancak birçok rivayette, Hz. Ali’nin (a.s) teke tek savaşta Merhab’ı öldürdüğü ve bu olaydan sonra o kalenin fethedildiği nakledilmiştir.[10] Ehlisünnet'in seçkin tarihçilerinden bazıları ikinci rivayeti doğru bilmişlerdir.[11]

Rivayetlere göre Hayber kalelerinin en büyük ve en sağlam kalesi Kamus kalesiydi. Allah Resulü (s.a.a) fetih sancağını İmam Ali’ye (a.s) verdi. Hz. Ali (a.s) de Merhab’ı öldürdükten sonra, "Merhab" adıyla da bilinen bu kaleyi fethetti.[12]

Ebu Rafi’ şöyle nakletmektedir: Kalenin kapısının yanında bir adam Hz. Ali’ye (a.s) bir darbe vurarak, kalkanını elinden düşürdü. Bunun üzerine Hz. Ali (a.s) kalenin yanındaki bir kapıyı eline aldı ve kendine kalkan olarak kullandı. Savaş süresince bu kale kapısı kalkan olarak elinde durdu. Nihayetinde Allah, onun vasıtasıyla fethi nasip etti. Hz. Ali (a.s) (Merhab kalesinin) fetih müjdesini Allah Resulüne (s.a.a) müjdeledi.[13] Başka bir rivayette Hz. Ali’ye (a.s) darbe vuran Yahudi’nin Merhab olduğu zikredilmiştir.[14] Savaştan sonra ancak kırk veya yetmiş kişinin o kapıyı kaldırabildikleri nakledilmiştir.[15] Hayber’in Hz. Ali’nin (a.s) eliyle fethedilmesi onun fazilet ve erdemlerinden sayılmaktadır ve raviler bu konuda hemfikirler.[16]Yahudilerin iki kahramanının ve Naim kalesinde olan diğerlerden birkaçının öldürülmesinden sonra Hayber’in tamamının fethi kolaylaştı.[17]

 

 

-----------

[1]- İbn-i Hişam, c. 3, s. 342 ve 355; İbn-i Habib, s. 115.

[2]- Vakıdi, c. 2, s. 637; İbn-i Hişam, c. 3, s. 343 – 344; Bekri, c. 2, s. 522.

[3]- İbn-i Ebi Şeybe, c. 8, s. 526.

[4]- Vakıdi, c. 2, s. 643 – 645; Amuli, c. 17, s. 139 – 141.

[5]- Vakıdi, c. 2, s. 644 – 648.

[6]- Vakıdi, c. 2, s. 648 – 649, 652 - 654; İbn-i Hişam, c. 3, s. 349; Belazuri, c. 2, s. 86, 92 - 93; İbn-i Hazm, s. 213.

[7]- Vakıdi, c. 2, s. 654.

[8]- İbn-i Hişam, c. 3, s. 348; Halife b. Hayyat, s. 38.

[9]- Vakıdi, c. 2, s. 655 - 656.

[10]- Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 52; Müslim b. Haccac, c. 5, s. 194 – 195; Taberi, Tarih, c. 3, s. 12 – 13; Mufid, c. 2, s. 126 – 127; Salih-i Şami, c. 5, s. 126 - 127.

[11]- Nuruddin Halebi, c. 3, s. 55.

[12]- Yakubi, c. 2, s. 56; Bekri, c. 2, s. 522.

[13]- Vakıdi, c. 2, s. 655; İbn-i Hişam, c. 3, s. 349 – 350; Makdisi, s. 83.

[14]- Makrizi, c. 1, s. 310.

[15]- Mufid, c. 2, s. 128 – 129; Beyhaki, c. 4, s. 212; İbn-i Şehraşub, c. 2, s. 78, 125 – 128; Amuli, c. 18, s. 7 - 27.

[16]- İbn-i Babeveyh, c. 2, s. 369; Mufid, c. 1, s. 124; Amuli, c. 18, s. 29 - 34.

[17]- Vakıdi, c. 2, s. 654, 657 - 658.




Bu haber 366 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI