Bugun...



Ehlibeyt (a.s) Ahlakı - 1

Her Şey Kendisinden Yukarıdakine Oranla Küçük ve Değersizdir

facebook-paylas
Tarih: 23-03-2021 10:28

Ehlibeyt (a.s) Ahlakı - 1

Her şey ne kadar da büyük olsa kendisinden daha büyük olana oranla küçülür. Her zorluk kendisinden daha zor ve çetin olan bir şey karşısında kolaylaşır; ve asla nazara gelmez. Örneğin, ayağına bir diken batan kimseyi akrep sokarsa şüphesiz ayağına diken battığını tümüyle unutup aklından çıkarır. Bundan şu sonuç elde edilmektedir ki, Hak Teâlâ her şeyi, daha üstün ve yüce birine musahhar kılar.

Azamet, güç ve kemalde nihai dereceye uluşan İmam Ali'ye (a.s) bakıver. Hz. Muhammed (s.a.a) anılınca nasıl kendini küçük görerek "Ben Muhammed'in (s.a.a) kölelerinden bir köleyim" diyordu. Bu diğer mahluklarda da rastlanan bir husustur. O halde eğer dünya belalarının sana kolay gelmesini istersen ondan daha zor ve ağır olana bak. İçinde bulunduğun zorluğa, ondan daha zor olan diğer bir zorluk eklenirse ne yapabileceğini düşün. O zaman içinde bulunduğun zorluk, kendisinden daha ağır olana oranla kolay gelecek ve bunu kendin için bir nimet olarak göreceksin o zaman, "bana daha ağır bir zorluk yüklemeyen Allah'a hamd olsun, isteseydi ban daha ağır zorluk yükleyebilirdi" dersin. 

Eğer yaptığın bir hayır ameli büyük görmekden kurtulup kendini beğenmeye yol açan sevince kapılmakdan kurtulmak istersen, amelini senden üstün olanların amelleriyle karşılaştır, mukayese et.

Veya şimdi bulunduğun makamdan daha üst makama çıktığını farzet; o zaman bu hayır amelle sevinip övünmek bir kenara dursun, onu özür dilenmesi gereken bir suç ve günah olarak görecek ve onu kendine mal etmekten çekineceksin.

Eğer bu halini Allah'ın izniyle kendine bir alışkanlık edinirsen sürekli olarak Hakk'a doğru hareket edersin. Zira onun muhabbetinin sonu yoktur. İhlas ve amelde hangi büyük makama ulaşırsan, ondan daha iyi ve güzelini görürsün. Eğer bu yolda durmak için bir nihayet ararsan bil ki, bu yolun sonu yoktur. Fakat bir engelle karşılama bir yerde durmak istersen bu da doğru değildir. Zira Hak Teâlâ seni lütuf ve keremiyle kendisine yakınlaşmaya çağırmaktadır. Ondan gayri neye yönelip, neye razı olabilirsin ki? Ey Allahım! Sen'den başkasına razı olup Sen'den başkasını gaye edinen gerçekten de zarara uğramıştır.

Buraya kadar yapılan açıklamadan açıkça anlaşılıyor ki, devamlı Allah-u Teâlâ'ya itaat yolunu katederek, O'na doğru hareket etmek gerekir. Bu ise itaatin bir yönünden ayrılırken itaatın diğer yönüne yönelmekle olur. Çünkü Allah-u Teâlâ, farzlara uyulmasını sevdiği gibi ruhsatlarına da uyulmasını sever.

Allah-u Teâlâ'nın sevgisini isteyen birisine, müstahap amelleri yapmak O'nun sevgisini kazanmak için tabii bir vesile olduğu gibi beşeri tabiatın gereği nefsinde itaat etmeye karşı bir yorgunluk ve dolayısıyla nefret korkusu sözkonusu olan birisine de o ameli terk etmesi ruhsat verilmiştir.

Allah-u Teâlâ böyle hallerde ruhsatına uyulmasını sevdiği için o bunuda kendi muhabbetini kazanmak için bir vesile kılar. Buna göre bir şahıs bazen bir ameli yaparken, bazen de aynı ameli terketmekle Allah-u Teâlâ'nın muhabbetini kazanır. İşte bu büyük bir feyizdir.

İmam Ali (a.s) ve İmam Hasan'dan (a.s) nakledilen bu iki hadis arasındaki farktan da bunu anlamak mümkündür. İmam Ali (a.s) kendisinden nakledilen hadisde: "Eğer Allah'ın rızası olan iki şeyle karşılaşırsam nefsime en zor olanını seçerim" diye buyuruyor. İmam Hasan da (a.s): "Ben nefsime en kolay olanını seçerim" diye buyuruyor.

 

İmam Hasan'ın buyruğu işte Allah-u Teâlâ'nın ruhsatlarına da uyulmasını sevdiği ve ibadette aza iktifa etmenin tercihi yüzündendir. Bir hadisde şöyle buyrulmaktadır:

"Bu din çok sağlam ve ince bir dindir, yumuşaklıkla ona dalın ve Allah'ın kullarına O'nun itaatini zorlaştırmayın".

Bunun dışında ruhsatı tercih etmek, nefiste diğer bir ibadete hazırlık meydana getirmek içindir. Ama Hz. İmam Ali (a.s) davranışı nefse karşı koymak yönündedir. Bu ise bütün hayırların anahtarı sayılır. Bu sözlerin her ikisi de insanları davet ve irşad etmek içindir. Yoksa onların Allah nezdindeki makamları, akılların aciz kalıp erişemiyeceği bir makamdır.

Ayrıca bir işin gerektiği şekilde ve halis niyetle yapılabilmesi için o amel üzerinde düşünmek şarttır. Bu ise genellikle belli bir sürenin geçmesini gerektirir. Öte yandan ertelenen her şeyde şeytanın bir rolü olup, ertelemede fırsatın kaçırılma korkusu bulunduğuna da dikkat edilmelidir.

O halde bu iki durumla karşı karşıya kaldığın takdirde yani ertelemede fırsatı kaçırmak korkusu olur ve düşünmeden aceleyle başlamakta da işin halis olmaması ve gerçekte nefsani bir amaçla yapılması, şeytan hileyle ibadet şeklinde gösterdiği işin aslında bir çeşit günah olma korkusu olursa, bilmelisin ki şeytanın etkili olduğu erteleme acizlik, tembellik ve malın elinde kalmasını sevip onun harcanma korkusundan kaynaklanmaktadır. İşte bu, alimi helak eden ertelemedir. Bundan kurtulmak için nefisle mücadele edip onu altetmek lazımdır.

İşin sağlamlığı için yapılan ertelme ise Allah Teala tarafından istenilip, emredilmiştir. Bu ise sonunda pişmanlığa sebep olmaz. Zira bu halde Allah-u Teala'nın emrine itaat edip, iyilikte bulunan birisi olmuş olursun "Muhsinlere (iyilikte bulunanlara) ise bir sorun yoktur"

“Usul-u Kafî” kitabında Cabir'den gelen bir rivayette diyor ki: "Bir gün İmam Muhammed Bakır'ın (a.s) huzuruna vardığımda bana şöyle buyurdu: "Ey Cabir! Vallahi ben çok üzüntülüyüm, kalbim meşakkatlidir"

Fedanız olayım “Niçin üzüntülüsünüz ve kalbinizi meşgul eden nedir?” diye arzettim. İmam (a.s): "Ey Cabir! Allah'ın halis dininin girdiği bir kalp Allah'dan başkasından arı kalır." buyurdular.

Yine Hz. İmam Ali (a.s) ashabından bazılarına yazdığı mektuplarında şöyle buyurmaktadır:

"Allah-u Teâlâ'dan korkan bir kimse aziz olur; doyar, kanar ve aklı dünya ehlinden arı kalır. Bedeni dünya ehliyledir ama kalbi ve aklı ahirete yönelmiştir."

O halde eğer bir mümin Hak Teâlâ'nın lütfuyla üns bulup, Allah-u Teâlâ'yı zikretmenin hazzını tattığı takdirde, bu hali kaybetme korkusu onu saracak ve ondan ayrılmaya razı olmayacaktır.

Allah-u Teâlâ bir kuluna inayet etmek isterse, kalbine huzur verir ve onu kendisine bağlı kılar. Ama aynı zamanda ikinci derecede bilarez olarak kendisinden aşağıda olanlara da iltifat etmeği mümkün kılar. Bu kul ise, devamlı olarak bir korku içerisinde olup, yanlızca asaleten ve bizzat istenmekte olan asıl maksadına yönelmeği ister. Fakat bu korku devamlı olarak kalbinde olur dışarı çıkmaz. Zaten İmam Ali (a.s) müminleri "Üzüntüsü kalbinde sevinci ise yüzlerinde" diye tanıtmıştır. Ama yine maslahat gerektirdiğinde Hz. İmam Muhammed Bâkır'dan (a.s) Cabir'in naklettiği hadiste olduğu gibi bazen de onu açıklıyarak dışarı vurur.

İşte müminin en güvenilir kardeşlerinden kaçmasının anlamı budur. Buna göre Allah-u Teâlâ'yla yönelerek diğerlerinden beri olmazsa, halkla haşr-u neşri Hak Teâlâ'ya yaklaşmak için araç kılma. Çünkü sen henüz tabii istek ve nefsin beşer cinsi ile üns kurma sevgisi elinde esirsin. Bu yöne yöneldiğin takdirde nefse kul olursun; nefis için razı ve onun için gazap edersin. Böylece de Hak Teala'ya kul olmak şerefinden çıkarsın; oysa Hak Teâlâ, Kuran-ı Kerim'de, "Cin ve insanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım" buyurmuştur.




Bu haber 146 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EHLİ BEYT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI